İzale-i Şuyu Davası Nedir?

Av. Fatih Tahancı 4 Şub 2026 15 dk okuma
İzale-i Şuyu Davası Nedir?

İzalei şuyu davası nedir sorusu, bir taşınmaz ya da taşınır mal üzerinde birden fazla kişinin paydaş olduğu durumlarda, ortaklığın artık sürdürülemediği veya paydaşlardan birinin ferdi mülkiyete geçmek istediği hallerde gündeme gelir. Paylı mülkiyet (pay oranları belirli ortaklık) ya da elbirliği mülkiyeti (özellikle miras ortaklığında görülen, payların belirli olmadığı ortaklık) ilişkisi, pratikte satış, kira, kullanım, tadilat ve yatırım kararlarında ciddi kilitlenmelere yol açabilir. Bu dava, “ortak kalmaya zorlanamama” ilkesinin yargısal yolla hayata geçirilmesidir. Makalede; davanın hukuki mantığını, kime karşı açılacağını, hangi mahkemenin görevli ve yetkili olduğunu, masraf kalemlerinin nasıl paylaştırıldığını, zorunlu arabuluculuk sürecinin usulî sonuçlarını ve aynen taksim ile satış yöntemlerinin hangi ölçütlerle uygulandığını adım adım ele alacağım. Ayrıca taşınmaz üzerindeki bina, ağaç, tesis gibi bütünleyici parçalar (muhdesat) bakımından en sık yapılan hatalara da ayrıca değinilecektir.

Özet Bilgi

  • Zamanaşımı: İzale-i şuyu davasında zamanaşımı süresi, genel olarak 10 yıldır.
  • Görevli Mahkeme: Ortaklığın giderilmesi davasında görevli mahkeme, kural olarak Sulh Hukuk Mahkemesidir.
  • Masraf Paylaşımı: Davanın masraf kalemleri, genellikle paydaşlara payları oranında dağıtılır; tek bir tarafın tüm masrafları üstlenmesi beklenmez.
  • Başvuru Yeri: Taşınmazların bulunduğu yer mahkemesi, izale-i şuyu davasının açılacağı yetkili mahkemedir.
  • İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) Davası Nedir?

    İzale-i şuyu, ortaklığın giderilmesi anlamına gelir ve bir mal üzerindeki paydaşlık ilişkisinin sona erdirilerek her bir paydaşın hakkının bağımsız bir değer veya mülkiyet biçimine dönüştürülmesini hedefler. Dava, hem paylı mülkiyete hem de elbirliği mülkiyetine konu mallar bakımından uygulanabilir. Özellikle miras kalan taşınmazlarda elbirliği mülkiyeti nedeniyle “tek başına tasarruf edememe” durumu, fiilen yıllarca süren anlaşmazlıklara dönüşebilir. Bu dava tam da bu kilidi açan bir hukuki araçtır.

    Ortaklığın giderilmesi davalarının ayırt edici yönü, çok taraflı olması ve sonuçlarının tüm paydaşlar bakımından benzer şekilde etkili olmasıdır. Uygulamada önemli bir nokta şudur: Davayı açan taraf daha sonra davadan vazgeçmek istese bile, diğer paydaşlardan biri yargılamaya devam edilmesini talep edebilir. Çünkü dava yalnızca “davacı lehine” kurulan bir süreç değildir; ortaklığın sona ermesi hedefi, tüm paydaşların hukukî durumunu birlikte dönüştürür.

    Mahkeme, ortaklığı iki yöntemden biriyle giderir: aynen taksim (malın fiziksel olarak bölünmesi) veya satış (malın satılıp bedelin paylaştırılması). Hangi yöntemin seçileceği, malın niteliğine ve bölünebilirliğine göre belirlenir. Burada Yargıtay’ın yaklaşımında öne çıkan başlık, aynen taksimin mümkün olduğu hallerde doğrudan satışa gidilmemesi, teknik ve hukuki araştırmanın eksiksiz yapılmasıdır.

    Ortaklığın Giderilmesi Davası Kime Karşı Açılır?

    Ortaklığın giderilmesi davası, ortaklığa konu mal üzerinde hakkı bulunan tüm paydaşlara karşı açılır. Bu, davanın en kritik usul şartlarından biridir. Paydaşlardan birinin davaya dahil edilmemesi, yargılamanın sağlıklı yürütülmesini engeller ve kararın uygulanabilirliğini tartışmalı hale getirir. Bu nedenle davayı açmadan önce tapu kaydı ve paydaş listesi dikkatle incelenmeli; paydaşların kimlik ve adres bilgileri doğru şekilde tespit edilmelidir.

    Elbirliği mülkiyetinde (miras ortaklığı gibi) paydaşların pay oranları net şekilde belirlenmemiş olabilir. Bu durum, davanın taraf teşkili bakımından daha fazla özen gerektirir. Örneğin bir paydaşın vefatı halinde, mirasçılık belgesinde (veraset ilamında) yer alan mirasçıların tamamının davaya dahil edilmesi gerekir. Aksi halde, ortaklığın giderilmesi kararı verilse bile süreç, eksik taraf nedeniyle uzayabilir veya uygulamada yeni uyuşmazlıklar doğurabilir.

    Uygulamada sık yapılan hata, “Benim payım belli, diğerlerini mahkeme bulur” düşüncesiyle eksik tarafla dava açmaktır. Oysa tarafların eksiksiz olması, davanın şekli değil, doğrudan sonuç doğuran bir zorunluluktur. Diğer bir hata da, mal üzerinde fiilen tasarruf eden kişinin tek başına davalı gösterilmesidir. Davalılar, fiilî kullanıcılar değil, tapuda veya mirasçılık belgesinde hak sahibi görünen paydaşlardır.

    Paydaşlar aralarında anlaşarak ortaklığı sona erdirebilirler; ancak anlaşma sağlanamıyorsa dava, tek bir paydaşın talebiyle dahi açılabilir. Bu yönüyle dava, çoğunluğun iradesine bağlı olmayan, bireysel talep hakkını koruyan bir mekanizmadır.

    Ortaklığın Giderilmesi Davası Hangi Mahkemede Açılır?

    Ortaklığın giderilmesi davasında görevli mahkeme, kural olarak Sulh Hukuk Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise taşınmazlar bakımından taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi olarak kabul edilir. Bu, özellikle birden fazla şehirde yaşayan paydaşların olduğu dosyalarda pratik bir sonuç doğurur: Davanın nerede açılacağı, tarafların ikametine göre değil, taşınmazın konumuna göre belirlenir.

    Taşınır mallar bakımından ise yetki değerlendirmesi dosyanın niteliğine göre farklılaşabilir. Ancak izale-i şuyu uygulamasında en yaygın örnek taşınmazlar olduğundan, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kuralı temel referanstır. Uygulamada dava dilekçesi hazırlanırken, tapu bilgileriyle taşınmazın açık adresi ve ada/parsel bilgileri uyumlu şekilde gösterilmelidir. Yanlış yer mahkemesinde açılan davalarda, dosyanın yetkisizlik nedeniyle başka yere gönderilmesi, zaman kaybı ve ek masraf riski doğurur.

    Mahkeme, yargılama sırasında keşif ve bilirkişi incelemelerine sıklıkla başvurur. Bu nedenle yargı çevresi dışında bir mahkemede dosyanın yürütülmesi, keşif masraflarını ve organizasyon zorluklarını artırır. Yargıtay uygulamasında da, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kuralının istisnai yorumlanmaması gerektiği vurgulanır.

    Son olarak, dava konusu taşınmazın imar ve kullanım özellikleri (tarım arazisi olması, imar uygulamasına tabi olması, yapılaşma durumu) mahkemenin teknik araştırma yükümlülüğünü artırır. Bu nedenle görev ve yetki seçimi kadar, dosya hazırlığında taşınmazın hukuki ve fiilî durumunu doğru sunmak da kritik önemdedir.

    Ortaklığın Giderilmesi Davasında Mahkeme Harç ve Giderleri

    Ortaklığın giderilmesi davalarında masraf kalemleri; başvuru harçları, tebligat giderleri, bilirkişi ve keşif ücretleri, satış aşamasına geçilirse satış giderleri gibi kalemlerden oluşur. Dava başında bu giderlerin önemli bir kısmı davayı açan paydaş tarafından avans olarak yatırılır. Ancak davanın niteliği gereği, yargılama sonunda masraflar genellikle paydaşlara payları oranında yükletilir. Bu nedenle “davayı ben açtım, karşı taraf öder” yaklaşımı çoğu dosyada gerçekçi değildir.

    Özellikle satış yoluyla ortaklığın giderilmesinde, satış bedeli üzerinden karar ve ilam harcı gibi nispi unsurlar gündeme gelir. Aynen taksimde ise değerleme üzerinden farklı bir oranla hesaplama yapılabilir. Bu oranlar, dosyanın özelliklerine göre mahkemece uygulanır ve uygulamada değişkenlik gösterebilen kalemler içerebilir. Bu nedenle dava stratejisi kurulurken, yalnızca “sonuç” değil, sürecin masraf etkisi de değerlendirilmelidir.

    Masraf / Harç KalemiHangi AşamadaPaylaştırma Mantığı
    Keşif ve bilirkişi gideriMalın bölünebilirliği ve değer tespitiGenellikle pay oranlarına göre
    Tebligat ve posta giderleriTarafların davaya dahil edilmesiYargılama sonunda paydaşlara yansıtılabilir
    Satış giderleriSatış yöntemi seçilirseSatış bedelinden mahsup edilebilir

    Uygulamada en sık yapılan hata, masrafların tek bir tarafa “ceza” gibi yükletileceğinin düşünülmesidir. Oysa bu dava, tarafların birbirine karşı haksız fiil iddiası üzerinden değil, ortaklığın sona erdirilmesi ihtiyacı üzerinden yürür. Bu nedenle giderlerin paylaşımı da çoğu kez ortaklıktaki pay oranlarına paralel ilerler. Dosyada avukatla takip varsa vekâlet ücreti boyutu da ayrıca hesaplamaya dahil olur ve mahkemenin kurduğu hükme göre paydaşların mali yükü somutlaşır.

    Ortaklığın Giderilmesi Davasında Arabuluculuk Zorunluluğu

    Ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuk sürecinin işletilmesi gerekir. Bu süreç, bir “tercih” değil, davanın açılabilmesi için aranan bir dava şartıdır. Arabuluculuğa başvurulmadan doğrudan dava açılması halinde mahkeme, esasa girmeden davayı usulden reddedebilir. Bu sonuç, hem zaman kaybına hem de yeniden başvuru masraflarına yol açar.

    Arabuluculuk aşamasında tarafların anlaşması halinde, anlaşma belgesi hazırlanır ve özellikle taşınmazlara ilişkin düzenlemelerde, anlaşmanın icra edilebilirliğinin sağlanması için mahkemeden şerh alınması gündeme gelir. Bu şerh, anlaşmanın cebrî icraya elverişli hale gelmesi açısından önemlidir. Mahkeme, şerh verirken yalnızca biçimsel bir kontrol yapmaz; taşınmazla ilgili kanuni sınırlamalara uyulup uyulmadığını, anlaşmanın icra edilebilir olup olmadığını ve hukuki elverişliliğini denetler.

    Uygulamada sık hata, arabuluculuk tutanağının yalnızca “anlaşamadık” ibaresiyle geçiştirilmesi ve uyuşmazlığın içeriğinin doğru tanımlanmamasıdır. Arabuluculuk başvurusunda uyuşmazlık konusu doğru ifade edilmezse, dava aşamasında dava şartı tartışmaları doğabilir. Ayrıca paydaş sayısı yüksek dosyalarda arabuluculuk davetlerinin doğru kişilere yapılması önemlidir; eksik davet, süreci zayıflatır ve sonradan itirazlara kapı aralayabilir.

    Pratikte arabuluculuk, çoğu dosyada tarafları tamamen uzlaştırmasa bile, hangi noktada kilitlenildiğini netleştirir. Bu da dava dilekçesinin daha isabetli kurulmasına ve mahkemenin hangi teknik araştırmaları yapması gerektiğinin erken aşamada belirlenmesine katkı sağlar.

    1. Aynen Taksim Suretiyle İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi)

    Aynen taksim, ortaklığa konu malın fiziken bölünerek paydaşlara ayrı parçalar halinde tahsis edilmesidir. Bu yöntemin uygulanabilmesi için taşınmazın niteliğinin bölünmeye elverişli olması gerekir. Mahkeme, aynen taksim talebi olduğunda öncelikle bu yöntemin mümkün olup olmadığını araştırmak zorundadır. Araştırma; taşınmazın yüzölçümü, geometrik yapısı, imar düzenlemeleri, paydaş sayısı ve pay oranları gibi kriterleri kapsar. Bölme işlemi taşınmazın değerinde ciddi bir düşüş yaratacaksa, aynen taksim yoluna gidilmesi isabetli görülmez.

    Aynen taksimde önemli bir uygulama noktası, bölünen parçaların değerlerinin eşit olmamasıdır. Parçalar değer bakımından denk değilse, denkleştirme amacıyla “ivaz” (parasal ekleme) gündeme gelebilir. Böylece daha düşük değerli parçayı alan paydaşa ek ödeme yapılarak denge sağlanır. Ancak bu dengelemenin nasıl yapılacağı, bilirkişi raporları ve somut değerleme üzerinden belirlenir.

    Yargıtay uygulamasında öne çıkan kritik noktalardan biri şudur: Mahkeme, taraflar anlaşmadıkça kendiliğinden “şu paydaşlara şu parseller, diğerlerine kalan” şeklinde bir dağıtım kurgusunu keyfî biçimde kurmamalıdır. Aynen taksim, teknik bir işlemdir ve hukuki güvenliği, objektif kriterlerle sağlanır. Ayrıca paydaşların rızası olmaksızın taşınmazın bir bölümünün paylı bırakılması gibi ara çözümler, çoğu dosyada yeni uyuşmazlıklar doğurduğu için dikkatle ele alınmalıdır.

    Uygulamada sık yapılan hatalar, aynen taksim talebinin “satışı engelleme” aracı olarak kullanılması ve teknik elverişlilik araştırması yapılmadan ısrar edilmesidir. Bu tür durumlarda mahkeme, yalnızca talebe değil, talebin taşınmazın niteliğiyle uyumuna bakar.

    2. Satış Suretiyle İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi)

    Satış suretiyle ortaklığın giderilmesi, aynen taksimin mümkün olmadığı veya taşınmazın bölünmesi halinde değer kaybının kaçınılmaz olduğu hallerde devreye girer. Bu yöntemde taşınmaz, genellikle açık artırma usulüyle satılır; satıştan elde edilen bedel paydaşlar arasında pay oranlarına göre dağıtılır. Satışın mahkeme salonunda yapılması beklenmemelidir; uygulamada satış işlemleri satış memurluğu veya icra sistemi üzerinden yürür ve süreç, usule ilişkin ayrı kurallara tabidir.

    Paydaşların tamamının oybirliğiyle istemesi halinde, satışın yalnızca paydaşlar arasında yapılmasına yönelik bir irade ortaya konulabilir. Ancak bu, kendiliğinden gerçekleşen bir durum değildir; ortak iradenin açık şekilde ortaya konulması gerekir. Aksi halde, kamuya açık artırma yöntemi esas kabul edilir. Satış yönteminde en kritik risk, taşınmazın değerinin altında satılması endişesidir. Bu nedenle kıymet takdiri, itiraz süreleri ve satış ilanı gibi aşamalar dikkatle takip edilmelidir.

    Satış yolunda sık yapılan hata, taşınmazın üzerinde bulunan yapı, ağaç, tesis gibi bütünleyici parçaların değer etkisinin göz ardı edilmesidir. Bu parçalar çoğu zaman taşınmazın değerini artırır ve satış bedelinin paylaşımında doğrudan etki doğurabilir. Ayrıca “satış olsun, bitsin” yaklaşımı, muhdesat aidiyeti gibi yan uyuşmazlıklar çözülmeden ilerlenirse, sonradan telafisi zor ihtilaflar çıkabilir.

    Pratik bir kontrol listesi olarak aşağıdaki başlıklar çoğu dosyada belirleyici olur:

    • Kıymet takdiri raporunun gerçekçi olup olmadığı
    • Satış ilanı ve ihale şartlarının usule uygun yürütülmesi
    • Paydaşların satışın paydaşlar arasında yapılmasına ilişkin ortak iradesi
    • Muhdesat ve eklentilerin değer etkisinin tespiti

    Ortaklığın Giderilmesi Davasında Muhdesatın Aidiyeti Konusunda Çekişme

    Muhdesat; taşınmaz üzerindeki bina, ağaç, tesis, kuyu, çevre düzenlemesi gibi bütünleyici parçaları ifade eder. Ortaklığın giderilmesi davalarında muhdesatın kime ait olduğu konusu, satış bedelinin paylaşımında doğrudan etkili olabildiği için pratikte en çok uyuşmazlık çıkan alanlardan biridir. Paydaşlar arasında “Bu evi ben yaptım”, “Ağaçları ben diktim” gibi iddialar varsa, mahkemenin bu iddiayı izale-i şuyu dosyası içinde kesin hüküm doğuracak şekilde çözmesi her zaman mümkün değildir. Bu durumda muhdesatın aidiyetinin tespiti amacıyla ayrı bir dava açılması gündeme gelebilir.

    Bu ayrı dava açıldığında, ortaklığın giderilmesi davasında çoğu kez bekletici mesele (diğer davanın sonucunun beklenmesi) yaklaşımı benimsenir. Çünkü muhdesatın kime ait olduğunun belirlenmesi, satış bedelinin hangi oranda kimlere dağıtılacağını etkileyebilir. Yargıtay’ın dikkat ettiği nokta, muhdesat iddiasının ciddi ve somut olduğunun ileri sürülmesi halinde, ilgili tarafa dava açması için süre verilmesi ve dava açılırsa sonucunun beklenmesidir.

    Uygulamada yapılan kritik hatalardan biri, muhdesat iddiasının yalnızca sözlü beyanla geçiştirilmesi ve delillendirilmemesidir. Yapı ruhsatı, elektrik-su abonelikleri, ödeme kayıtları, tanık anlatımları ve teknik bilirkişi incelemeleri bu dosyalarda belirleyici olabilir. Diğer bir hata da, muhdesatın üçüncü kişiye ait olduğunun anlaşılması halinde bu kişiyi “paydaş gibi” sürece dahil ederek bedelden pay vermeye çalışmaktır. Muhdesatın üçüncü kişiye ait olması, izale-i şuyu yargılamasında farklı hukuki sonuçlar doğurur ve dikkatle yönetilmelidir.

    Sonuç olarak, muhdesat meselesi doğru yönetilmezse, ortaklığın giderilmesi kararı alınsa bile paylaşım aşamasında yeni davalar ve uzun süren itirazlar gündeme gelebilir. Bu nedenle dosya stratejisinde muhdesat başlığı, tali bir ayrıntı değil, çoğu zaman dosyanın merkezinde yer alan teknik bir konudur.

    Sıkça Sorulan Sorular

    İzalei şuyu davasında herkesin onayı gerekir mi?

    Hayır. Paydaşlardan herhangi biri, diğer paydaşların onayı olmasa bile ortaklığın giderilmesini talep edebilir. Bu dava, ortaklığa devam etmeye zorlanamama ilkesine dayanır. Ancak davanın sağlıklı yürüyebilmesi için tüm paydaşların davaya taraf olarak dahil edilmesi gerekir; onay aranmaz, fakat taraf teşkili zorunludur.

    Aynen taksim mi, satış mı daha avantajlıdır?

    Bu sorunun cevabı taşınmazın niteliğine göre değişir. Aynen taksim, taşınmazın bölünmesi değer kaybı yaratmıyorsa ve imar düzenlemeleri bölmeye elverişliyse daha kontrollü bir sonuç doğurabilir. Satış yöntemi ise bölünmesi mümkün olmayan taşınmazlarda pratik bir çözümdür; ancak satış bedeli ve ihale süreci, paydaşların ekonomik sonucunu doğrudan etkiler.

    Zorunlu arabuluculuğa gidilmezse ne olur?

    Zorunlu arabuluculuk dava şartı olduğundan, bu süreç işletilmeden açılan davada mahkeme çoğu durumda esasa girmez. Usulden ret kararı verilmesi, aynı uyuşmazlık için yeniden arabuluculuk başvurusu yapılmasını ve sonrasında yeniden dava açılmasını gerektirebilir. Bu da zaman ve masraf artışı anlamına gelir.

    Taşınmaz üzerindeki ev veya ağaçlar paylaşımı nasıl etkiler?

    Taşınmaz üzerindeki yapı ve ağaç gibi bütünleyici parçaların (muhdesatın) kime ait olduğu tartışmalıysa, paylaşımın sağlıklı yapılabilmesi için bu aidiyetin netleştirilmesi gerekir. Çekişme ciddi ise ayrı bir tespit davası açılması gündeme gelir ve ortaklığın giderilmesi davasında bu sonucun beklenmesi söz konusu olabilir. Bu başlık doğru yönetilmezse paylaşım aşamasında yeni uyuşmazlıklar kaçınılmaz hale gelebilir.

    İzale-i şuyunun Anlamı

    İzale-i şuyu, ortaklığın giderilmesi demektir. Bu ifade, bir mal üzerindeki paydaşlık ilişkisinin sona erdirilmesini anlatır. Sade Türkçe ile, bir taşınmazın veya taşınırın ortak kullanılamadığı durumda, ortaklığın ya aynen bölünerek ya da satılarak sonlandırılmasıdır. Arama niyetinde olan kişiler, genellikle “izale-i şuyu nedir” sorusuyla tam olarak bu hukuki sonucu öğrenmek ister.

    Uygulamada bu dava, paydaşlar arasında kullanım, satış, kiralama ve tasarruf kararlarının çıkmaza girdiği durumlarda gündeme gelir. Miras yoluyla kalan taşınmazlarda da sık görülür. Dava açıldığında amaç, ortaklığı sürdürmek değil, sona erdirmektir. Bu nedenle süreç, tek bir paydaşın menfaatine göre değil, tüm ortakların hukuki durumuna göre yürütülür.

    Ortaklığın Giderilmesi Davasında Zamanaşımı

    Ortaklığın giderilmesi davası genel olarak zamanaşımına tabi değildir. Paydaşlardan biri, ortaklık sürdüğü sürece bu davayı açabilir. Bu yönüyle dava, belirli bir hak düşürücü süreye bağlanmış tipik alacak davalarından ayrılır. Ancak yan talepler, özellikle tazminat, ecrimisil veya muhdesat bedeli gibi istemler bakımından farklı süreler gündeme gelebilir.

    Bu nedenle “ortaklığın giderilmesi davası zamanaşımı” sorusu tek başına cevaplanmamalıdır. Dava hakkı devam ederken, uyuşmazlığa eşlik eden diğer taleplerin süreleri ayrıca incelenmelidir. Özellikle taşınmazın kullanımından doğan ek ihtilaflar, ana davadan bağımsız değerlendirilir. Süre hesabında tarafların konumu ve talebin türü belirleyici olur.

    İzale-i Şuyu Davası Masrafları

    İzale-i şuyu davası masrafları 2026’da harç, bilirkişi ücreti, keşif gideri, tebligat masrafı ve satış giderlerinden oluşur. Somut tutarlar dava değerine, taşınmazın niteliğine ve yargılama sırasında yapılan işlemlere göre değişir. Bu yüzden rakam yerine gider kalemlerini bilmek, maliyeti doğru öngörmek açısından daha güvenlidir.

    Masraflar çoğu durumda paydaşlar arasında payları oranında dağıtılır. Mahkeme, keşif yapılmasına, değer tespitine veya satış aşamasına ihtiyaç duyarsa giderler artabilir. Özellikle birden fazla taşınmazın bulunduğu dosyalarda bilirkişi incelemesi daha kapsamlı olur. Satış gerçekleşirse satış ilanı ve satış işlemlerine ilişkin ek masraflar da dosyaya yansır.

    İzale-i Şuyu Mevzuatındaki Güncel Düzenlemeler

    2026 itibarıyla ortaklığın giderilmesine ilişkin köklü ve ayrı bir “izale-i şuyu yeni yasa” düzenlemesi bulunup bulunmadığı, güncel mevzuat üzerinden ayrıca kontrol edilmelidir. Uygulamada bu davalar esas olarak mevcut medeni usul ve mülkiyet kuralları çerçevesinde yürür. Mevzuat değişikliği iddiası varsa, somut tarih ve yürürlük bilgisi ayrıca incelenmelidir.

    Özellikle zorunlu arabuluculuk, satış usulü ve yargılama giderlerine ilişkin kurallar zaman içinde uygulama bakımından önem kazanabilir. Bu nedenle “2026’da değişti” şeklindeki genel söylem yeterli değildir. Hangi maddede değişiklik olduğu, hangi tarihten itibaren uygulandığı ve hangi davalara etkili olduğu kontrol edilmelidir. Somut dosyada yürürlük tarihi belirleyicidir.

    İzale-i Şuyu Satışına İtiraz Süresi

    İzale-i şuyu satışına itiraz süresi, satış işleminin hangi aşamasına itiraz edildiğine göre değişir. Satış ilanı, kıymet takdiri, artırma şartları veya ihale sonucu için başvuru yolları farklıdır. Bu nedenle “satışa itiraz” tek bir işlem değildir. Her aşamada ayrı süre ve ayrı usul kuralları bulunur; yanlış başvuru hak kaybına yol açabilir.

    İhale sonucuna yönelik şikayetler ile satış öncesi işlemlere ilişkin itirazlar karıştırılmamalıdır. Uygulamada süreler kısa olabildiğinden, tebligat tarihi ve öğrenme tarihi dikkatle izlenmelidir. Özellikle değer tespiti ve satış ilanında hata iddiası varsa, başvuru zamanı dosyanın akıbetini etkiler. Bu nedenle işlem türü netleştirilmeden süre hesabı yapılmamalıdır.

    Arabuluculuk Sonrası Dava Açma Süresi

    Zorunlu arabuluculuk sonrası dava açma süresi, arabuluculuk son tutanağının düzenlenmesiyle birlikte pratik önem kazanır. Ortaklığın giderilmesi uyuşmazlığında arabuluculuk sona erdikten sonra dava, gecikmeden açılmalıdır. Çünkü tutanak, başvurunun tamamlandığını gösterir ve dava şartının yerine getirildiğini ortaya koyar. Süre hesabında tutanağın tarihi esas alınır.

    Arabuluculuk sonrası ayrıca özel bir bekleme süresi doğmaz; esas olan dava şartının tamamlanmış olmasıdır. Ancak uygulamada gecikme, delil durumunu ve taraf ilişkilerini etkileyebilir. Bu nedenle tutanak alınır alınmaz dava dosyası hazırlanmalıdır. Eksik taraf, yanlış pay oranı veya hatalı taşınmaz bilgisi varsa, bu aşamada düzeltilmelidir.

    Aynen Taksim ve Satış Tercihi

    Aynen taksim, malın fiziksel olarak bölünmesinin hukuken ve fiilen mümkün olduğu durumlarda tercih edilir. Taşınmazın bölünmesi değer kaybı yaratmıyorsa, paydaşların hakları parça parça verilebilir. Buna karşılık bölme, kullanım amacını bozuyor veya ekonomik değeri düşürüyorsa satış yoluna gidilir. Mahkeme, teknik inceleme yapmadan doğrudan satış kararı vermez.

    Karar verirken taşınmazın yüzölçümü, imar durumu, hisselerin oranı, bağımsız bölüm oluşturma imkanı ve muhdesatın etkisi dikkate alınır. Örneğin küçük bir arsa üzerinde aynen taksim çoğu zaman mümkün olmazken, büyük ve imara uygun taşınmazlarda bölme ihtimali doğabilir. Her dosya somut özelliklerine göre değerlendirilir.

    Muhdesatın aidiyeti neden önemlidir?

    Muhdesatın aidiyeti, taşınmaz üzerindeki bina, ağaç, tesis veya benzeri yapıların kime ait olduğunu belirler. Ortaklığın giderilmesi davasında bu husus, satış bedelinin paylaşımını doğrudan etkileyebilir. Çünkü taşınmazın değeri yalnızca arsa veya ana mal üzerinden değil, üzerindeki muhdesatla birlikte oluşabilir. Bu nedenle muhdesat iddiası mutlaka zamanında ileri sürülmelidir.

    En sık hata, muhdesatın varlığının kendiliğinden paylaştırmayı değiştireceğinin düşünülmesidir. Oysa aidiyet tartışması ayrı değerlendirilir ve delille desteklenmelidir. Taraflardan biri yapıyı kendi imkanlarıyla yaptığını iddia ediyorsa, bunun hukuki ve fiili dayanakları ortaya konmalıdır. Aksi halde bedel paylaşımı genel mülkiyet kurallarına göre yapılabilir.

    İzale-i şuyu davasında taraf teşkili nasıl sağlanır?

    İzale-i şuyu davasında taraf teşkili, tüm paydaşların davaya dahil edilmesiyle sağlanır. Tapuda kayıtlı kişiler, mirasçılık belgesinde görünen hak sahipleri ve paydaş niteliği taşıyan herkes doğru şekilde belirlenmelidir. Eksik tarafla açılan dava, kararın uygulanmasını güçleştirir ve yargılamayı uzatır. Bu nedenle ilk adım, güncel mülkiyet durumunu netleştirmektir.

    Paydaşlardan biri ölmüşse, mirasçıların tamamı sürece dahil edilmelidir. Adres tespiti yapılamıyorsa usulüne uygun tebligat yöntemleri uygulanır. Fiilen kullanan kişinin tek başına davalı gösterilmesi yeterli değildir. Mahkeme, kayıtlı hak sahiplerini esas alır. Bu yüzden dava öncesi tapu, veraset ilamı ve güncel kayıtlar birlikte incelenmelidir.

    İzale-i şuyu davasında yetkili ve görevli mahkeme hangisidir?

    İzale-i şuyu davasında görevli mahkeme, taşınmazın niteliğine ve uyuşmazlığın türüne göre belirlenir; uygulamada sulh hukuk mahkemesi öne çıkar. Yetki bakımından ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi esas alınır. Birden fazla taşınmaz varsa, her birinin konumu ve dava konusu ilişkisi ayrıca değerlendirilir. Yanlış mahkemede açılan dava zaman kaybettirir.

    Görev ve yetki kuralları, davanın esasına geçilmeden önce kontrol edilmelidir. Özellikle birden fazla malın tek davada istenmesi halinde, her malın bulunduğu yer farklı olabilir. Bu durumda usulî ayrım önem kazanır. Mahkeme, görev ve yetki itirazlarını dikkate alarak dosyanın doğru yerde görülmesini sağlar.

    İzale-i şuyu davasında delil olarak neler önemlidir?

    İzale-i şuyu davasında delil olarak tapu kayıtları, veraset ilamı, keşif, bilirkişi raporu ve varsa muhdesat belgeleri önemlidir. Mahkeme, malın niteliğini ve bölünebilirliğini anlamak için teknik incelemeye başvurur. Bu nedenle tarafların sadece beyanı yeterli olmaz; kayıt, ölçüm ve değer tespiti birlikte değerlendirilir. Deliller, kararın yöntemini belirler.

    Aynen taksim talep eden taraf, bölünebilirliği somutlaştırmalıdır. Satış talebi veya satışa karşı çıkış da aynı şekilde gerekçelendirilmelidir. İmar durumu, kullanım biçimi, fiziki sınırlar ve ekonomik değer kaybı gibi unsurlar delille ortaya konur. Eksik delil, mahkemenin doğrudan satış veya bölme tercihine etkide bulunabilir.

    İzale-i şuyu davasında satış bedeli nasıl paylaşılır?

    İzale-i şuyu davasında satış bedeli, kural olarak paydaşların mülkiyet oranlarına göre paylaşılır. Tapudaki paylar esas alınır; elbirliği mülkiyetinde ise mirasçılık durumuna göre dağıtım yapılır. Eğer muhdesatın aidiyeti ispatlanmışsa, satış bedeli üzerinde ayrıca değerlendirme yapılabilir. Böylece bedelin tamamı değil, ilgili kısmı farklı biçimde paylaşılabilir.

    Mahkeme satış sonrası doğan bedeli, dosyada görünen hak sahipleri arasında oranlı şekilde dağıtır. İcra ve satış giderleri ile yargılama masrafları önce mahsup edilebilir. Bu nedenle net paylaşım, brüt satış bedelinden farklıdır. Paydaşlar, oranların doğru yazıldığını ve masraf kesintilerinin dosyaya uygun yapıldığını kontrol etmelidir.

    İzale-i şuyu davasında hangi hatalar sık yapılır?

    İzale-i şuyu davasında en sık yapılan hatalar, eksik taraf gösterilmesi, yanlış pay oranı yazılması, muhdesatın göz ardı edilmesi ve satış-aşaması sürelerinin kaçırılmasıdır. Bir diğer yaygın hata, aynen taksim ihtimali araştırılmadan doğrudan satış talep edilmesidir. Bu tür eksikler, davayı uzatır ve sonucu belirsiz hale getirebilir.

    Arabuluculuk son tutanağının eklenmemesi, güncel tapu kaydının alınmaması ve tebligat adreslerinin eski olması da ciddi sorun yaratır. Taraflar arasında fiili kullanımın bulunması, hukuki mülkiyetin yerini tutmaz. Bu nedenle dava, kayıtlar ve teknik inceleme üzerinden yürütülmelidir. Dosya hazırlığı ne kadar sağlıklı olursa süreç o kadar düzenli ilerler.

    Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki görüş niteliği taşımaz. Somut durumunuza ilişkin değerlendirme için hukuki danışmanlık almak üzere bizimle iletişime geçebilirsiniz.

    Hukuki Denetim

    Fatih Tahancı · Denetlenme Tarihi: 4 Şubat 2026

    0 Yorum

    Henüz yorum yok. İlk yorumu siz bırakın.

    Yorum Bırakın

    Sorunuz veya görüşünüz için aşağıdaki formu kullanabilirsiniz.

    E-posta adresiniz yayınlanmaz.

    Yorumunuz moderasyon sonrası yayınlanır. Bilgileriniz üçüncü taraflarla paylaşılmaz.

    Bizi Arayın Whatsapp