17. Hukuk Dairesi 2015/15752 E. , 2018/8766 K.
(Yargıtay: Trafik Kazası - Hizmet Kusuru - Yargı Yolu - İdari / Adli - Karayolları Trafik Kanunu - Madde 110)
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacılar vekili, müvekkillerinin desteğinin trafik kazası sonucu vefat etmesi nedeniyle fazlaya ilişikin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi tazminat ile aracın pert olması nedeniyle 22.810,00 TL araç bedeli olmak üzere toplam 182.810,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek en yüksek faizle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, idare mahkemesinin görevli olduğunu, müvekkilinin kusurunun olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre, davanın kısmen kabulü ve kısmen reddi ile, 59.365,31 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulmasına, davacı ... için 10.000,00 TL., davacı ... için 5.000,00 TL, davacı ... için 5. 000,00 TL, davacı ... Yalçin için 5.000,00 TL, davacı ... için 5.000,00 TL, davacı ... için 5.000,00 TL, davacı ... için 5.000,00 TL, davacı ... için 5.000,00 TL, davacı ... için 5.000,00 TL, davacı ... için 5.000,00 TL, davacı ... için 5.000,00 TL, Davacı ... için 5.000,00 TL, davacı ... için 5.000,00 TL, davacı ... için 5.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerinin reddine; 22.810,00 TL araç onarım bedelinin olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, trafik kazası nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Davaya konu olayda, yolun bakım ve gözetim yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilmemiş olması nedeniyle kazanın meydana geldiği iddiası ile davalı ... aleyhine husumet yöneltilmiştir.
Yargı yolu kavramı, bir hukuk sisteminde, herhangi bir davanın o hukuk sistemine dâhil yargı haklarından hangisinde bakılacağını ifade eder. Uyuşmazlığın hangi yargı kolunda bakılacağı hususu, davanın genel şartlarından olup mahkemece resen dikkate alınması gerekir.
Bir kamu hizmeti görmekle yükümlü davalı idareye 2918 sayılı KTK'nun 7/a maddesinde; karayollarında mal ve can güvenliği yönünden gerekli işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırma görevleri verilmiş bulunmaktadır. Bu görevin 2918 sayılı yasada verilmiş olması bunun ihlali nedeniyle oluşacak zarardan dolayı idarenin Özel Hukuk hükümlerine tabi olacağı sonucunu doğurmaz. Hizmet kusurundan kaynaklanan zararlar yönünden idare aleyhine tam yargı davasının idari yargı yerinde açılması gereklidir. Esasen 2918 Sayılı Yasanın hukuki sorumluluğa ilişkin 85. v.d. maddelerinde araç işletenin sorumluluğu bu yasa kapsamı dışında tutulmuştur.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Yargı Yolu” başlıklı 125. maddesinin 1. fıkrası “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” hükmünü, son fıkrası ise “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” düzenlemesini içermektedir.
İdare hukukunda idarenin iki tür sorumluluğu kabul edilmektedir. Biri idarenin özel hukuk ilkeleri doğrultusunda yaptığı sözleşmelerden kaynaklanan özel hukuk sorumluluğu; diğeri ise, idarenin idare hukuku ilkeleri doğrultusunda yapmış olduğu sözleşmeler ve idarenin her türlü işlem ve eyleminden kaynaklanan kamu hukuku ilkeleri doğrultusunda oluşmuş idare hukukuna özgü sorumluluk türüdür. İdarenin kişilere verdiği zararları tazmin yükümlülüğü, idarenin “hizmet kusuruna (kusurlu sorumluluk)” ve “kusursuz sorumluluğuna” dayanmaktadır.
İdarenin kusura dayanan sorumluluğu, uygulamada “hizmet kusuru” kavramı ile anlatılmaktadır. Hizmet kusurunun tam ve kapsamlı bir tanımını yapmak zor olmakla birlikte genel olarak doktrinde hizmet kusuru; idarenin ifa ile mükellef olduğu herhangi bir kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenmesinde veya teşkilatında, bünyesinde, personelinde yahut işleyişinde bir takım aksaklık, hukuka aykırılık, bozukluk, düzensizlik, eksiklik, sakatlık veya ihmalin ortaya çıkması, şeklinde tanımlanmaktadır (SARICA Ragıp, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, “Hizmet Kusuru ve Karakterleri”, Y. 1949, C. 15, S. 4, s. 858; ATAY Ender Etem, İdare Hukuku, Ankara 2006, s. 571; YILDIRIM Turan, İdari Yargı, İstanbul 2008, s. 253).
Hizmet kusurunun üç durumda varlığı hem yargı içtihatları hem de öğreti tarafından kabul edilmiştir. Bu üç durum; hizmetin hiç işlememesi, hizmetin geç işlemesi ve hizmetin kötü işlemesidir.
Buna göre idare kural olarak yürüttüğü kamu hizmeti ile nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının “b” bendi gereğince “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar” idari yargı yerinde tam yargı davası açabilecektir. Yine İYUK 15/I-a maddesinde ise, adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği de hükme bağlanmıştır.
Hizmet kusuruna ilişkin bu açıklamalardan sonra somut uyuşmazlığın temelini oluşturan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 110. maddesindeki düzenlemeye değinmekte yarar bulunmaktadır.
2918 sayılı KTK’nın 11.01.2011 tarih ve 6099 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik “Görevli ve Yetkili Mahkeme” başlıklı 110. maddesinin 1. fıkrası “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır” hükmünü içermektedir.
Özellikle madde metninde geçen “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları” ibaresinin farklı yorumlanmasının yargı yoluna ilişkin ihtilafı doğurduğu görülmektedir. Buradan hareketle 2918 sayılı KTK’da sorumluluğa ilişkin düzenlemelerin hangi hallerde, kime/kimlere yönelik olduğunun belirlenmesi gerekmektedir.
2918 sayılı KTK’da hukuki sorumluluğa ilişkin düzenlemeler “Hukuki Sorumluluk ve Sigorta” başlıklı 8. kısımda 85 ve devamı maddelerinde yer almaktadır. 85. maddenin 1. fıkrası “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar” şeklindedir.
Bunun yanında yine Kanunun “Devlete ve Kamu Kuruluşlarına Ait Araçlar” başlıklı 106. maddesi “Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine ve belediyelere, kamu iktisadi teşebbüslerine ve kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların sebep oldukları zararlardan dolayı, bu Kanununişletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümleri uygulanır. Bu kuruluşlar, 85 inci maddenin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere 101 inci maddedeki şartları haiz milli sigorta şirketlerine mali sorumluluk sigortası yaptırmakla yükümlüdürler” hükmünü içermektedir.
Görüldüğü gibi KTK’da sorumluluğa yönelik düzenlemeler 85 ve devamı maddelerinde yer almakta olup sorumlu olarak motorlu araç işleteni (gerçek ya da farazi işleten olabilir) ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi belirlenmiştir. Buna göre bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün
unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, “motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olacaklardır”. Özellikle 106. maddede belirtildiği üzere kamu kuruluşlarına ait araçların neden olduğu zararlara ilişkin sorumluluk da 85 ve devamı maddeleri gereğince işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümlere tabi kılınmıştır.
Anlaşılmaktadır ki, yapılan değişiklik ile 2918 sayılı KTK’dan doğan sorumluluk davalarının, işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların neden olduğu zararlara ilişkin olanları da dâhil olmak üzere adli yargı yerinde görüleceği, zarar görenin kamu görevlisi olmasının da söz konusu Kanun hükmünün uygulanmasını önlemeyeceği öngörülmüştür.
Burada vurgulanması gereken husus ister özel hukuk isterse kamu hukuku kişisi olsun 2918 sayılı KTK gereğince sorumluluğu ancak motorlu araç işleteni ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi sıfatı ile söz konusu olabilmektedir. İşleten tanımı ise KTK’nun 3. maddesinde “Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır” şeklinde yapılmıştır.
Buna ilaveten, KTK’nun 110. maddesindeki 6099 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yapılan değişiklik gerekçesinin değerlendirilmesi de sorunun çözümüne katkı sağlayacaktır. Gerçekten 110. maddede yapılan değişikliğin genel gerekçesinde “…Karayolları Trafik Kanunu, kamuya ait araçların karayolu üzerindeki seyrini (m.85, 86, 90, 106, 109 ve diğ.) kendi kapsamına almış ve bu nevi araçların sebebiyet verdikleri zararların tazmini davaları -doğru olarak- adli yargıda görülmüştür…”; madde gerekçesinde ise “…Komisyon; Kanunun kamu araçlarının karayolundaki seyrini ve bu sırada oluşan haksız fiilleri özel hukuka bağlı kılmış olması karşısında (m.106), bu tür fiillerden kaynaklanan davaların adli yargıda görülmesini, bu kabulün kaçınılmaz sonucu olarak görmektedir… Sonuç olarak, kamuya ait olan araçların sebebiyet verdiği trafikkazaları ile hemzemin geçitlerde meydana gelen tren-trafik kazaları Karayolları Trafik Kanununa bağlı kılınmış, bu uyuşmazlıklarda görevin adli yargıda olduğu yönünde düzenleme yoluna gidilmiştir…” şeklinde kanun koyucunun amacı ortaya koyulmuştur.
Görüldüğü gibi, anılan değişiklikle “kamu araçlarının” verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğuna ilişkin olarak 2918 sayılı Kanunun amacına uygun biçimde adli yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiş, hizmet kusurundan kaynaklanan hukuki uyuşmazlıkların da bu kapsamda değerlendirileceğine yönelik her hangi bir ifadeye yer verilmemiştir.
Ayrıca değinilmesi gereken diğer bir husus KTK’da kuruluşlar ve komisyonlara verilen görev ve yetkilere ilişkin sorumluluğun bu Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerekip gerekmediğidir. ... 6001 sayılı kuruluş Kanunuyanında KTK’nın 7. maddesinde de genel olarak karayollarını emniyetle kullanılmasını sağlamakla görevli ve yetkili kılınmıştır. KTK’da yalnızca Karayolları Genel Müdürlüğünün değil, Kanun’un 2. Kısmının 4 ila 12. maddelerinde karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzen ve güvenliğini sağlamak, trafikgüvenliğini ilgilendiren gerekli önlemleri belirlemek ve motorlu araçlar ile ilgili idari işlemleri düzenlemek amacı ile Emniyet Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, Belediyelerin de görev ve yetkileri sayılmıştır.
Bununla birlikte 2918 sayılı KTK’da diğer kamu idareleri ve ...'nün trafik düzeni ve trafik güvenliği ile ilgili üstlendikleri kamu hizmetlerinden dolayı hukuki sorumluluğu düzenlenmiş değildir. Yani ...'nün karayolu yapım, bakım ve işletilmesi şeklindeki kamu hizmetleri gibi diğer kamu kuruluşlarının kendi görev alanlarındaki kamu hizmetlerinin, idare hukuku ilke ve kurallarına göre yürütüleceği, anılan kuruluşların idari işlem ve eylemlerinden doğan uyuşmazlıkların da Anayasa’nın 125. maddesi ve 2577 sayılı İYUK’nun 2. maddesine göre idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği noktasında duraksama bulunmamaktadır.
Yukarıdan beri yapılan açıklamalar değerlendirildiğinde, KTK’dan doğan sorumluluk davaları 85 ve devamı maddelerinde düzenlenen “motorlu aracın işletilmesinin” sonucu doğan zararlar nedeni ile “motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibinin” sorumlu olduğu davalardır. Yani KTK 106 gereğince Devlet ve diğer kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların işletilmesi nedeniyle araç işleticisi sıfatıyla (KTK 85 gereğince) kamu idareleri ve kuruluşlarına karşı açılacaklar da dahil bütün araç sahibi ve işleticilerine karşı açılan davalar adli yargı kolunun görev alanına girmektedir. Buna karşın kamu idareleri ve kuruluşlarının trafik güvenliği ve düzenini sağlamak amacıyla gerek kendi kuruluş kanunları gerekse 2918 sayılı KTK’ya göre yürüttükleri hizmetlerin, kamu hizmeti niteliğini taşıması ve yukarıda sözü edilen KTK’da görevlendirilen kamu idare ve kuruluşlarının sorumluluklarına ilişkin her hangi bir düzenlemenin ayrıca KTK’da yer almaması dikkate alındığında, trafikdüzeni ve güvenliği hizmetlerinden kaynaklandığı iddia edilen zararların tazmini istemiyle ilgili idarelere karşı açılan davalar idari yargı kolunun görev alanına girmektedir.
Benzer bir uyuşmazlıkta aynı ilkeler Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26.02.2015 tarih, 2015/493 Esas, 2015/557 Karar sayılı ilamında da benimsenmiş ve idari yargı kolunun görevli olduğu değerlendirilmiştir.
Yapılan bu açıklamalar sonucu somut olay değerlendirildiğinde müteveffa sürücünün seyir halindeyken yol kaplamasının daralmasından dolayı direksiyon hâkimiyetini kaybetmesi nedeni ile davalı ... Müdürlüğünce bakım ve temizliğinin yapılmaması, yolda uyarıcı levha bulunmaması sonucunda kazanın gerçekleştiği iddia edilmiş olması bakımından KTK’nın 85 ve devamı maddelerinde düzenlenen işletenin hukuki sorumluluğuna değil, davalı idare tarafından görevlerinin tam ve eksiksiz yerine getirilmediği yani yürütülen kamu hizmetinin kusurlu işletildiği, meydana gelen kazada hizmet kusuru bulunduğu iddiasından kaynaklandığından uyuşmazlığın çözümünün idari yargının görevinde bulunduğu anlaşılmaktadır.
O halde, mahkemece, HMK'nın 114/b maddesi gereğince yargı yolu caiz olmadığından HMK'nın 115/2.maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine kararı verilmesi gerekirken, yazılı olduğu biçimde karar verilmesi yerinde görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 08/10/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargı Yolu ve Görevli Mahkeme
Yargı yolu, bir uyuşmazlığın adli yargıda mı yoksa idari yargıda mı çözüleceğini belirleyen ilk sorudur. Görevli mahkeme de aynı uyuşmazlığa hangi mahkeme türünün bakacağını ifade eder. Bu ayrım, trafik kazası tazminat davalarında özellikle önem taşır; çünkü olayın özel hukuk ilişkisi mi yoksa idarenin hizmet kusuru mu doğurduğu baştan belirlenmelidir.
summarizeÖzet Bilgi
- Zamanaşımı Süresi: Tazminat davalarında zamanaşımı süresi, genel olarak 5 yıldır. Ancak, bu süre idarenin kusurlu eylemi ile başlar.
- Gerekli Belgeler: Tazminat davası için, trafik kazasına ilişkin raporlar, sağlık raporları, maddi zarar belgeleri (fatura, gider belgesi vb.) ve kimlik belgeleri gereklidir.
- Cezalar: Hizmet kusuru nedeniyle idarenin tazminat ödemesi gerekmektedir. Tazminat miktarı, kazadan kaynaklanan maddi ve manevi zararları içermektedir.
- Yargıtay Kararları: Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2015/15752 E. ve 2018/8766 K. sayılı kararında, idarenin kusurunun tazminat sorumluluğunu doğurduğu ve adli yargının yetkili olduğu belirtilmiştir.
Hizmet Kusuru Nedeniyle İdarenin Sorumluluğu
Hizmet kusuru, idarenin yürütmekle görevli olduğu kamu hizmetini hiç işlememesi, geç işlemesi ya da kötü işlemesi hâlinde ortaya çıkar. Karayolunun bakım ve gözetiminde eksiklik bulunması, bu sorumluluğun tipik örneklerindendir. Böyle bir durumda zarar, araç işletenin kusurundan değil, kamu hizmetinin aksamasından kaynaklanıyorsa idarenin sorumluluğu idare hukuku kurallarıyla değerlendirilir.
Karayolları Trafik Kanunu m.110’un Uyuşmazlıktaki Önemi
Karayolları Trafik Kanunu m.110, trafik kazasından doğan bazı uyuşmazlıklarda görevli yargı kolunu belirleyen temel düzenlemelerden biridir. Yolun yapım, bakım, işaretleme ve güvenlik önlemlerindeki eksiklikten kaynaklanan zararlar bakımından, uyuşmazlığın idari yargıda görülmesi gerekir. Bu hüküm, zararın yalnızca araç kullanımından doğmadığı hâllerde görev sorununu çözümler.
İdari Yargıda Tam Yargı Davası Açma Usulü
Tam yargı davası, idarenin eylem veya işleminden doğan zararın tazminini isteyen davadır. Trafik kazasında yol bakımındaki eksiklik, levha yetersizliği veya güvenlik önlemi alınmaması nedeniyle zarar oluşmuşsa, istem bu dava türüyle ileri sürülür. Davacı, zararı, idarenin kusurunu ve illiyet bağını ortaya koymalı; görevli yargı yerinde tazminat talep etmelidir.
Karayollarda Bakım ve Gözetim Yükümlülüğü
Karayollarda bakım ve gözetim yükümlülüğü, yolun güvenli şekilde kullanılmasını sağlamakla görevli kamu idaresine aittir. Bu yükümlülük, gerekli işaretlemelerin yapılmasını, tehlikeli bölgelerde önlem alınmasını ve yolun sürekli denetlenmesini kapsar. Yol yüzeyindeki bozulmalar, uyarı levhası eksikliği veya koruyucu tedbirlerin yokluğu kazaya neden olmuşsa, yükümlülüğün ihlali gündeme gelir.
Anayasa m.125 Kapsamında İdarenin Sorumluluğu
Anayasa m.125, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunu açık tutar ve idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu belirtir. Bu çerçeve, trafik kazası tazminatında da geçerlidir. Zararın kaynağı kamu hizmetindeki aksama ise, sorumluluk özel hukuk değil kamu hukuku esaslarına göre belirlenir.
Trafik Kazasında Özel Hukuk ve İdare Hukuku Farkı
Özel hukukta sorumluluk, çoğu zaman araç işletenin veya sürücünün kusuruna dayanır. İdare hukukunda ise zarar, kamu hizmetinin işleyişindeki aksaklıktan doğar. Aynı trafik kazasında hem sürücü hem idare farklı sebeplerle sorumlu olabilir. Ancak yolun bakım eksikliği esas neden ise, uyuşmazlık özel hukuk tazminat davası olarak değil, idari sorumluluk kapsamında değerlendirilir.
Görev itirazı mahkemece nasıl değerlendirilir?
Görev itirazı, davanın yanlış yargı kolunda açıldığını ileri sürer ve mahkeme bunu kendiliğinden dikkate alır. Uyuşmazlıkta hizmet kusuru, yol güvenliği ve kamu hizmetinin aksaması tartışılıyorsa, mahkeme önce görev sorununu çözmelidir. Görevli yargı kolu yanlış seçilmişse, esasa girilmeden dava usulden reddedilir veya görevsizlik kararı verilir.
Trafik kazasında illiyet bağı neden araştırılır?
İlliyet bağı, zarar ile iddia edilen hizmet kusuru arasındaki nedensel bağlantıdır. Yolun bozuk olması tek başına sorumluluk doğurmaz; bu eksikliğin kazaya etkisi somut biçimde gösterilmelidir. Mahkeme, kaza tutanakları, keşif, bilirkişi incelemesi ve diğer delillerle zararın gerçekten bakım eksikliğinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını değerlendirir. Bu bağ kurulursa idarenin sorumluluğu gündeme gelir.
İdarenin işaretleme ve önlem alma yükümlülüğü neyi kapsar?
İdarenin işaretleme ve önlem alma yükümlülüğü, yolun sürücüler için güvenli hale getirilmesini amaçlar. Çökme, kayma, çalışma alanı, görüş engeli veya tehlikeli viraj gibi durumlarda uyarı levhaları konulmalı ve gerekli fiziksel tedbirler alınmalıdır. Bu önlemler alınmadığında, sürücünün kusuru bulunsa bile idarenin hizmet kusuru ayrıca değerlendirilir.
Karayolları Trafik Kanunu m.110 hangi sonucu doğurur?
Karayolları Trafik Kanunu m.110, yol bakım ve güvenlik eksikliğinden doğan zararların idari yargıda ele alınması gerektiği sonucunu doğurur. Bu nedenle dava, araç işletenine yöneltilen klasik trafik sorumluluğundan ayrılır. Uyuşmazlığın odağında kamu hizmetinin kusuru varsa, adli yargı değil idari yargı görevlidir ve talep tam yargı davası şeklinde ileri sürülür.
Trafik kazası tazminatında hangi deliller önemlidir?
Trafik kazası tazminatında keşif, bilirkişi raporu, kaza tespit tutanağı, fotoğraflar, yolun fiziki durumu ve bakım kayıtları önemli delillerdir. Yol üzerindeki kusurun niteliği, kazanın oluş şekliyle birlikte incelenir. İdarenin önlem alıp almadığı, uyarı levhalarının bulunup bulunmadığı ve kazanın bu eksikliklerle bağlantısı, sorumluluğun belirlenmesinde belirleyici olur.
Bu kararda dava neden idari yargıda açılmalıydı?
Bu kararda dava idari yargıda açılmalıydı; çünkü uyuşmazlığın kaynağı, yolun bakım ve gözetimindeki eksiklik nedeniyle doğan hizmet kusurudur. Davacıların talebi, idarenin kamu hizmetini gereği gibi yürütmemesinden kaynaklanan zararın tazminine ilişkindir. Böyle bir durumda adli yargı değil, tam yargı davasına bakacak idari yargı görevli olur.
İdarenin sorumluluğunda zamanaşımı ve başvuru süresi neden önemlidir?
İdarenin sorumluluğuna dayalı davalarda süreler, hakkın korunması açısından belirleyicidir. Zararın ve sorumlu idarenin öğrenilmesi, başvuru ve dava açma sürelerinin değerlendirilmesinde önem taşır. Trafik kazasında yol bakım eksikliği ileri sürülüyorsa, davacı öncelikle idareye başvuru yollarını ve yasal süreleri gözetmelidir. Süre kaçırılırsa esasa girilmeden dava reddedilebilir.
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki görüş niteliği taşımaz. Somut durumunuza ilişkin değerlendirme için hukuki danışmanlık almak üzere bizimle iletişime geçebilirsiniz.
0 Yorum
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz bırakın.
Yorum Bırakın
Sorunuz veya görüşünüz için aşağıdaki formu kullanabilirsiniz.