Aile Mahkemesi: Görev Alanı, İşleyişi ve Uygulamada Dikkat Edilmesi Gerekenler
Aile Mahkemesi, aile ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların çözümü için uzmanlaşmış bir yargı koludur. Boşanma, velayet, nafaka, soybağı ve mal rejimi gibi konular yalnızca “hukuki” değil; aynı zamanda psikolojik, sosyal ve ekonomik etkiler de doğurduğu için bu alandaki yargılama süreci kendine özgü hassasiyetler taşır. Bu yazıda, Aile Mahkemesinin ne olduğunu, nerede bulunduğunu, hâkimlerin özel niteliklerini, nöbetçi uygulamasını, görevlerini, görülen dava türlerini ve başvuru–dava açma sürecinde dikkat edilmesi gereken temel noktaları ele alacağım. Ayrıca uygulamada en sık yapılan hataları ve bunların doğurduğu riskleri, pratik açıklamalarla görünür kılacağım. Amaç, hukuki bilgisi olmayan bir kişinin dahi hangi adımı neden atacağını anlayabileceği, net ve güvenilir bir çerçeve sunmaktır.
Aile Mahkemesi Nedir?
Aile Mahkemesi, aile hukukundan kaynaklanan dava ve işlere bakmak üzere kurulmuş özel görevli mahkemedir (özel görevli: belirli uyuşmazlık türleri için kanunla yetkilendirilmiş mahkeme). Aile ilişkileri, çoğu zaman tarafların duygusal yükünün yüksek olduğu; çocukların, ekonomik dengenin ve özel hayatın doğrudan etkilendiği alanlardır. Bu nedenle, aile hukukuna ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde yalnızca kanun maddelerinin uygulanması değil, aynı zamanda dosyanın sosyal boyutunun da değerlendirilmesi gerekir.
Aile mahkemelerinin ayırt edici yönlerinden biri, yargılama sürecinde uzman desteğine başvurulabilmesidir. Özellikle velayet ve kişisel ilişki düzenlemelerinde, çocuğun üstün yararı (çocuğun bedensel ve ruhsal gelişiminin öncelenmesi) bakımından sosyal inceleme raporları önem kazanır. Mal rejiminin tasfiyesi gibi teknik hesaplamalar içeren dosyalarda ise kıymet takdiri, edinilmiş–kişisel mal ayrımı gibi detaylar öne çıkar. Uygulamada, “aile içi mesele” sanılarak yanlış mahkemede dava açılması ya da taleplerin hatalı formüle edilmesi, sürecin uzamasına ve hak kayıplarına yol açabilmektedir.
Bu mahkemelerin varlık gerekçesi, aile düzeninin ve özellikle çocukların korunmasına ilişkin kamu yararıyla yakından bağlantılıdır. Bu nedenle aile mahkemesi dosyalarında hâkimin, bazı konularda daha aktif bir yargılama yaklaşımı sergilediği ve delillerin toplanması–değerlendirilmesinde dosyanın özelliğine göre farklı bir dikkat düzeyi benimsediği görülür.
Aile Mahkemeleri Nerede Bulunur?
Aile mahkemeleri ülkenin her yerinde aynı yoğunlukta bulunmayabilir. Uygulamada belirleyici olan, yerleşim yerinin nüfusu ve adli teşkilatın yapılanmasıdır. Bazı ilçelerde ayrı bir aile mahkemesi kurulmadığından, aile hukukundan doğan uyuşmazlıklar asliye hukuk mahkemesi tarafından aile mahkemesi sıfatıyla görülür (sıfatla bakma: mahkemenin, belirli uyuşmazlık için kanunun öngördüğü görevle yargılama yapması). Bu durum, vatandaşın “Aile Mahkemesi yoksa dava açılamaz” düşüncesine kapılmasını engelleyen önemli bir mekanizmadır.
Ancak burada kritik bir nokta vardır: Dava dilekçesinde görevli mahkemeyi doğru göstermek, sürecin hızını doğrudan etkiler. Aile mahkemesinin bulunduğu yerde asliye hukuk mahkemesine başvurmak veya tersi şekilde aile mahkemesi olmayan yerde aile mahkemesine hitaben işlem yapmak, tevzi (dosyanın ilgili mahkemeye dağıtımı) aşamasında gecikme yaratabilir. Ayrıca, “görev” (hangi mahkemenin bakacağı) kamu düzenine ilişkin olduğundan, yanlış görevli mahkemede ısrar edilmesi dosyanın esasa girilmeden görevsizlik kararıyla başka mahkemeye gönderilmesine neden olabilir.
Uygulamada sık yapılan bir hata da, vatandaşın yalnızca adliye binasına gidip “hangi mahkeme bakar” sorusunu cevapsız bırakmasıdır. Doğru yaklaşım; uyuşmazlığın aile hukukuna mı yoksa başka bir alana mı girdiğini önce tespit etmek, ardından dilekçe ve ekleri buna göre hazırlamaktır. Özellikle boşanma, velayet, nafaka ve mal rejimi gibi dosyalarda görev tespiti yapılmadan atılan adımlar, masraf ve zaman kaybı üretir.
Aile Mahkemeleri Hakimleri
Aile mahkemesi hâkimleri için kanunda bazı özel nitelikler öngörülmüştür. Bu yaklaşımın temel nedeni, aile hukukunun klasik “alacak–borç” uyuşmazlıklarından farklı olarak, insan ilişkilerinin merkezinde yer almasıdır. Aile mahkemesi hâkimi, çoğu dosyada yalnızca hukuki bir karar vermekle kalmaz; aynı zamanda çocuğun korunması, aile konutunun güvence altına alınması, tedbir nafakasının belirlenmesi gibi konularda geçici hukuki koruma (tedbir: dava sonuna kadar hak kaybını önlemek için verilen ara karar) mekanizmalarını da işletir.
Bu nedenle aile mahkemesi hâkimliğinde, tarafların beyanlarının ötesine geçen bir dosya okuma disiplini gerekir. Örneğin velayet dosyalarında, tarafların birbirine yönelttiği iddialar içinde “çocuğa etkisi” olmayan unsurlar bulunabilir. Hâkimin, çekişmeyi büyüten söylemlerle çocuğun gerçek ihtiyacını ayırt edebilmesi beklenir. Benzer şekilde boşanma dosyalarında, ileri sürülen vakıaların (olayların) hukuki sonuç doğurup doğurmadığını belirlemek, ispat yükü (iddianın delille desteklenmesi zorunluluğu) açısından önem taşır.
Uygulamada taraflar, hâkimin “aileyi koruma” yaklaşımını yanlış yorumlayıp kararın önceden belli olduğu düşüncesine kapılabiliyor. Oysa yargılama, somut deliller ve hukuki talepler üzerinden yürür. Bu nedenle dilekçelerin, delil planının ve taleplerin net şekilde kurulması; aile mahkemesi hâkiminin dosyayı sağlıklı yönetmesini kolaylaştırır ve kararın isabetini artırır.
Nöbetçi Aile Mahkemesi Nedir?
Adliyelerde dava açılış aşamasında, dosyanın hangi aile mahkemesine düşeceği baştan bilinmeyebilir. Bu nedenle dilekçeler çoğu zaman nöbetçi aile mahkemesine hitaben hazırlanır. Nöbetçi mahkeme, esasında mahkemenin numarası netleşmeden önce yapılması gereken ilk işlemlerin yürütülmesini ve dosyanın doğru birime yönlendirilmesini sağlar. Buradaki amaç, vatandaşın “yanlış mahkemeye yazdım, dava açılamaz” endişesi yaşamasını önlemek ve tevzi sürecini pratik hale getirmektir.
Nöbet uygulaması, özellikle tatil günlerinde veya adli tatil dönemlerinde “acele iş” niteliği taşıyan başvurularda daha görünür hale gelir. Aile hukukunda acele işler; tedbir talepleri, uzaklaştırma benzeri koruyucu kararlar, çocuğun güvenliğini ilgilendiren geçici düzenlemeler gibi konularda önem kazanabilir. Bu noktada, dilekçede “neden acil” olduğunun açık yazılması gerekir. Aksi halde başvuru, rutin akışta değerlendirilerek beklenenden daha geç bir tarihe sarkabilir.
Uygulamada yapılan bir hata, nöbetçi mahkemeye hitap edildiği için dosyanın “hemen sonuçlanacağı” beklentisidir. Nöbetçi mahkeme, yargılama sürecini hızlandıran sihirli bir kapı değildir; yalnızca doğru mahkemeye erişimi ve başlangıç işlemlerini düzenler. Bu nedenle başvuru yapılırken, tedbir isteniyorsa tedbirin türü, dayanağı ve delilleri somutlaştırılmalı; “genel ifadelerle” talep kurulmamalıdır.
Aile Mahkemesi Görevleri
Aile Mahkemesinin temel görevi, aile hukukundan doğan uyuşmazlıkları çözerek aile düzenini ve bu düzen içinde özellikle çocukları koruyan bir yargısal denetim sağlamaktır. Aile, toplumun çekirdeği olduğu için devletin aileyi koruyacak yapıyı kurması, yalnızca bireysel bir menfaat değil aynı zamanda kamu yararıyla ilişkilidir. Bu nedenle aile mahkemesi kararları; velayet, soybağı ve nafaka gibi alanlarda “taraflar anlaştı” denilerek her zaman otomatik şekilde onaylanmaz; hâkim, anlaşmanın çocuğun üstün yararına uygun olup olmadığını da değerlendirir.
Aile mahkemeleri, Türk Medeni Kanunu’nda aile hukukuna ayrılan bölümdeki pek çok uyuşmazlığa bakar. Boşanma ve ayrılık, velayet ve kişisel ilişki, nafaka türleri, evlat edinme, soybağı ilişkisi gibi başlıklar bu kapsamın omurgasını oluşturur. Ayrıca aile konutu şerhi (aile konutunun korunması için tapu kütüğüne düşülen kayıt) gibi koruyucu mekanizmalar, aile mahkemesinin görev alanında pratikte sıkça karşımıza çıkar.
Burada kritik olan, görev alanını doğru okumaktır. Uygulamada bazı talepler, aile hukukuyla bağlantılı olduğu zannedilerek aile mahkemesine taşınabiliyor. Oysa mahkemenin görevli olmadığı bir konuda açılan dava, esasa girilmeden görev yönünden sonuçlanır. Bu durum, yalnızca zaman kaybı yaratmaz; bazen zamanaşımı/hak düşürücü süre tartışmaları da doğurabilir. Bu nedenle “hangi mahkeme” sorusuna doğru yanıt, davanın kaderini etkileyen bir başlangıç adımıdır.
Aile Mahkemesi Davaları Nelerdir?
Aile mahkemesinde görülen davalar, günlük hayatta en sık karşılaşılan hukuk uyuşmazlıkları arasındadır. Boşanma türleri, velayet düzenlemeleri, nafaka talepleri, mal rejiminin tasfiyesi, soybağına ilişkin davalar ve evlat edinme süreçleri bu mahkemenin klasik dosyalarıdır. Ayrıca aile birliğinin korunmasına yönelik tedbirler ve aile konutu şerhi gibi koruyucu başvurular da görev alanına girebilir.
Aşağıdaki tabloda, aile mahkemesinde sık görülen dava grupları ve pratikte dikkat edilmesi gereken ana noktalar özetlenmiştir:
| Uyuşmazlık Grubu | Örnek Dava/Talep | Uygulamada Kritik Nokta |
|---|---|---|
| Boşanma | Anlaşmalı veya çekişmeli boşanma | Vakıa–delil uyumu, taleplerin netliği, tedbirlerin zamanında istenmesi |
| Çocuk | Velayet, kişisel ilişki | Çocuğun üstün yararı, sosyal inceleme raporu, istikrarlı düzen değerlendirmesi |
| Mali Talepler | Nafaka, tazminat, mal rejimi tasfiyesi | Gelir–gider ispatı, mal varlığı araştırması, hesaplamaların somutlaştırılması |
| Soybağı | Babalık, soybağının reddi | Süreler ve delil rejimi (özellikle biyolojik bağın ispatı) açısından dikkat |
Uygulamada sık yapılan hata, dilekçede çok sayıda dava türünü “aynı potaya” koymaktır. Örneğin boşanma talebiyle birlikte velayet, nafaka, tazminat ve mal rejimi talepleri ileri sürülecekse; her talebin hukuki sebebi ve delili ayrı ayrı açıklanmalıdır. “Her şeyin hakkını istiyorum” gibi genel cümleler, mahkemeyi yönlendirmez; aksine talep–delil ilişkisinde belirsizlik doğurur. Ayrıca, aile mahkemesi dosyalarında tanık anlatımları önem taşısa da tek başına yeterli olmayan durumlar bulunur; belge, kayıt ve objektif verilerle desteklenen bir kurgu daha sağlam sonuç üretir.
Aile Mahkemesine Boşanma Davası Nasıl Açılır?
Boşanma davası açarken ilk adım, hangi boşanma sebebine dayanılacağının doğru tespitidir. Boşanma dosyalarında “sebep” (örneğin evlilik birliğinin sarsılması gibi) ile “vakıa” (bu sebebi doğuran olaylar) birbirine karıştırıldığında dilekçe zayıflar. Mahkeme, yalnızca hukuki etiketle yetinmez; bu etiketi taşıyan olayların somut biçimde anlatılmasını ve delillerle desteklenmesini bekler. Bu nedenle dilekçede; olayların tarihsel akışı, tarafların davranışları, evlilik birliğine etkisi ve hangi delille ispatlanacağı açıkça gösterilmelidir.
Boşanma dosyalarında sık yapılan bir hata, delil planının baştan kurulmamasıdır. Tanık deliline dayanılıyorsa tanıkların hangi olayı hangi yönüyle gördüğü belirtilmeli; yazılı deliller (mesaj kayıtları, banka hareketleri, hastane kayıtları gibi) varsa bunların dosyaya nasıl sunulacağı planlanmalıdır. Ayrıca tedbir nafakası, tedbiren velayet, aile konutu koruması gibi geçici önlemler gerekiyorsa, bunlar “dava sonunda bakılsın” denmeden başlangıçta talep edilmelidir. Tedbirler, süreç boyunca oluşabilecek mağduriyetleri azaltır.
Vekille takip edilecekse vekâletnamede boşanma davasını yürütmeye elverişli özel yetkilendirme bulunması gerekir (özel yetki: kanunun, bazı işlemler için açıkça belirtilmesini şart koştuğu yetki). Aksi halde usul eksikliği doğabilir. Son olarak, başvuru sürecinde harç ve masraflar yatırılmadan dosya işleme alınmaz; bu nedenle dilekçe ve ekleri hazırlanırken mali yükümlülüklerin de hesaba katılması gerekir. Pratikte en doğru yaklaşım, dilekçeyi “mahkeme ne demek istediğimi anlar” mantığıyla değil, okuyan her kişinin aynı sonucu çıkaracağı açıklıkta yazmaktır.
Aile Mahkemesine Nasıl Başvurulur?
Aile mahkemesine başvuru, kural olarak yazılı yargılama üzerinden yürür (yazılı yargılama: iddia ve savunmaların dilekçelerle sunulduğu, usul kurallarının daha sıkı olduğu yargılama türü). Bu nedenle başvuru, bir dava dilekçesi veya bazı hallerde değişik iş talebi (çekişmesiz yargı işleri gibi) ile yapılır. Dilekçenin, usul kanununa uygun şekilde hazırlanması önemlidir; taraf bilgileri, talepler, vakıalar, deliller ve hukuki sebepler eksiksiz kurulmalıdır. Eksik veya dağınık dilekçe, daha baştan süreçte gecikme üretir.
Başvurunun fiilen tamamlanması için dilekçenin ilgili birime verilmesi tek başına yeterli değildir. Harç ve masraf kalemlerinin tahakkuk ettirilmesi (hesaplanması) ve ödenmesi gerekir. Bu aşama, çoğu zaman vatandaşın gözünden kaçan bir detaydır: “Dilekçeyi verdim, dava başladı” düşüncesi her zaman doğru değildir. Ödeme ve kayıt işlemleri tamamlandıktan sonra dosya numarası oluşur ve süreç resmen işler.
Uygulamada en sık yapılan hatalardan biri, dilekçe eklerinin dağınık sunulmasıdır. Örneğin nüfus kayıt örneği, evlilik cüzdanı fotokopisi, çocuklara ilişkin belgeler, gelir durumunu gösteren evraklar gibi ekler; iddiayı destekleyecek şekilde düzenlenmelidir. Mahkemeye “dosya içinde vardır” denilerek bırakılan belgeler, çoğu zaman iddia–delil bağının kopmasına neden olur. Bu nedenle başvuruda, belgeleri bir liste halinde sunmak ve her belgenin hangi iddiayı ispatladığını bir cümleyle belirtmek, dosyanın yönetimini kolaylaştırır ve yargılamanın hızına olumlu katkı sağlar.
Aile Mahkemesine Dava Nasıl Açılır?
Aile Mahkemesinde dava açmanın ilk şartı, uyuşmazlığın bu mahkemenin görev alanına girmesidir. Görevli olmayan mahkemede açılan dava, kural olarak esasa girilmeden görev yönünden sonuçlanır ve dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Vatandaş açısından bu, “davam reddedildi” gibi algılansa da çoğu durumda mesele davanın haklılığı değil, doğru mahkemede açılıp açılmadığıdır. Yine de bu süreç zaman kaybına yol açar ve bazı dosyalarda süre tartışmalarını gündeme getirebilir.
Dava açılışında hazırlanması gereken çekirdek set; dilekçe, deliller, varsa vekâletname ve masraf/harç ödemeleridir. Delillerin sunulmasında temel kural, iddia edilen vakıaların somutlaştırılmasıdır. Aile dosyalarında “psikolojik şiddet uyguladı” gibi genel ifadeler tek başına yeterli görülmeyebilir; bu iddianın hangi davranışlarla, ne kadar süreyle, hangi etkilerle ortaya çıktığı ve hangi delillerle desteklendiği açıklanmalıdır. Velayet ve nafaka gibi taleplerde, çocuğun yaşam düzeni, okul–sağlık ihtiyaçları, tarafların gelir–gider dengesi gibi unsurların dosyaya taşınması beklenir.
Uygulamada sık yapılan bir başka hata, taleplerin hukuki nitelendirmesini mahkemeye bırakıp dilekçeyi “hikâye anlatır” gibi yazmaktır. Oysa dilekçe, bir yargılama belgesidir; taleplerin net biçimde kurulması gerekir. Örneğin “nafaka istiyorum” demek yerine hangi nafaka türünün (tedbir/iştirak/yoksulluk) istendiği ve dayanak gerekçeleri yazılmalıdır. Aynı şekilde, “tazminat istiyorum” denildiğinde maddi mi manevi mi olduğu ve istenen tutarın dayanağı açıklanmalıdır. Bu açıklık, mahkemenin dosyayı doğru çerçevede incelemesini sağlar ve kararın denetlenebilirliğini artırır.
Aile Mahkemelerinde Sulh ve Aile Arabuluculuğu ile Boşanma Arabuluculuğu
Aile mahkemelerinde, uyuşmazlığın niteliğine göre tarafların sulhe teşvik edilmesi gündeme gelebilir. Sulh (tarafların karşılıklı ödünlerle anlaşması) aile hukukunda özellikle boşanma ve fer’î sonuçlarda (boşanmanın sonuçları: velayet, nafaka, tazminat gibi) önemli bir çözüm yoludur. Ancak sulh, taraflardan birinin istemediği bir anlaşmayı kabul etmek zorunda kalacağı anlamına gelmez. Uygulamada “mahkeme barışın dedi, o zaman kabul etmeliyim” şeklindeki yaklaşım ciddi bir yanılgıdır. Sulh, iradeye dayanır; irade yoksa yargılama devam eder.
Arabuluculuk ise (tarafsız üçüncü kişi eşliğinde müzakereyle çözüm) aile hukukunda her uyuşmazlık için otomatik uygulanabilen bir yol değildir. Vatandaşın en sık düştüğü hata, arabuluculuğu “zorunlu bir ön şart” sanmaktır. Oysa bazı alanlarda arabuluculuk düzeni farklı işler; aile hukukunda ise özellikle tarafların iradesi, çocukların korunması ve kamu düzenine ilişkin boyutlar nedeniyle süreç dikkatle ele alınmalıdır. Ayrıca, boşanma dosyalarında anlaşma sağlansa dahi hâkim, anlaşmanın çocuğun üstün yararına uygun olup olmadığını denetler. Bu denetim, “taraflar anlaştı, bitti” yaklaşımının her zaman geçerli olmadığını gösterir.
Pratikte en doğru yöntem; anlaşma ihtimali varsa, bunun yazılı ve açık bir protokole bağlanması, çocuk ve mali konuların belirsiz bırakılmaması, icra edilebilirlik (uygulanabilirlik) bakımından metnin net kurulmasıdır. Belirsiz ifadeler, sonradan yeni uyuşmazlıklar doğurur ve aile mahkemesi dosyalarının tekrar açılmasına zemin hazırlar. Bu nedenle sulh veya ihtiyari müzakere yolu düşünülüyorsa, “kolaylaştırıcı” bir çözüm hedeflenmeli; hak kaybı üretecek muğlak cümlelerden kaçınılmalıdır.
Sık Yapılan Hatalar ve Doğru Yaklaşım
Aile hukukunda yapılan hatalar çoğu zaman “küçük usul eksiklikleri” gibi görünür; fakat sonuçları ağır olabilir. Aşağıdaki maddeler, aile mahkemesi süreçlerinde en sık karşılaşılan yanlışları ve bunlara karşı doğru yaklaşımı özetler:
- Yanlış mahkemede dava açmak: Uyuşmazlığın aile hukukuna girip girmediği baştan tespit edilmelidir.
- Genel ifadelerle iddia kurmak: Vakıalar somutlaştırılmalı; her iddia, ilgili delille ilişkilendirilmelidir.
- Tedbir taleplerini geç ileri sürmek: Nafaka, velayet ve koruma tedbirleri gerekiyorsa başlangıçta istenmelidir.
- Talepleri belirsiz bırakmak: Nafaka türü, tazminat kalemi, velayet kapsamı gibi hususlar açık yazılmalıdır.
- Belgeleri dağınık sunmak: Ekler düzenlenmeli ve her belgenin hangi iddiayı desteklediği belirtilmelidir.
Bu çerçevede, aile mahkemesi sürecine giren herkesin hedefi; “haklıyım” demekten önce, haklılığın mahkemede hangi delille ve hangi taleple kurulacağını planlamak olmalıdır. Dosya düzeni, iddia–delil uyumu ve usule uygunluk; sonuç kadar sürecin hızını da belirler.
Sıkça Sorulan Sorular
Aile mahkemesi olmayan yerde boşanma davası açılamaz mı?
Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde, aile hukukundan doğan davalar genellikle asliye hukuk mahkemesinde aile mahkemesi sıfatıyla görülür. Önemli olan, başvurunun doğru birime yönlendirilmesini sağlayacak şekilde dilekçenin usule uygun hazırlanması ve tevzi sürecinin tamamlanmasıdır.
Aile mahkemesinde velayet kararı verilirken en çok neye bakılır?
Velayet düzenlemelerinde temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Çocuğun yaşam düzeni, bakım imkânları, eğitim–sağlık ihtiyaçları ve psikososyal koşullar birlikte değerlendirilir. Gerekli görüldüğünde sosyal inceleme raporu gibi uzman görüşleri dosyaya yansıtılabilir.
Nöbetçi aile mahkemesine dilekçe vermek dosyayı hızlandırır mı?
Nöbetçi uygulaması, çoğu zaman dosyanın doğru mahkemeye yönlendirilmesi ve başlangıç işlemlerinin yapılması içindir. Tedbir gibi aciliyet taşıyan talepler varsa, acilin gerekçesi ve delilleri somutlaştırıldığında daha hızlı değerlendirme ihtimali artabilir; ancak nöbetçi mahkeme tek başına “otomatik hızlandırma” anlamına gelmez.
Boşanma davasında dilekçede en kritik nokta nedir?
Dilekçede boşanma sebebi ile bu sebebi doğuran vakıalar birbirinden ayrılmalı; her vakıanın hangi delille ispatlanacağı net biçimde yazılmalıdır. Ayrıca nafaka, velayet, tazminat gibi taleplerin türü ve dayanağı açık kurulmalıdır. Belirsiz talepler ve delilsiz iddialar, süreci zorlaştırır.
Avukat Fatih Tahancı, 2015 yılında Hukuk Fakültesini tam burslu, onur öğrencisi olarak Ankara’da tamamlamıştır. Avukatlık stajını Ankara Barosu nezdinde; ceza hukuku, sigorta hukuku, tazminat hukuku, iş hukuku, icra hukuku ve idare hukuku konularına odaklanmış çeşitli avukatlık bürolarında staj yaparak tamamlamıştır. Avukat Fatih Tahancı Çankaya/Ankara’da bulunan Tahancı Hukuk Bürosu’nda avukatlık faaliyeti göstermektedir.