Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma, evlilik birliğini sürdürülemez hale getiren ağır psikiyatrik tabloların varlığında gündeme gelen, şartları kanunda açıkça sınırlandırılmış özel bir boşanma sebebidir. Bu dava türü, yalnızca “hastalık var” demekle ilerlemez; ortak hayatın diğer eş için çekilmez (evliliği fiilen katlanılamaz hale getiren düzeyde) olduğunun somut olaylarla ortaya konulması ve hastalığın geçmesine imkân bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla doğrulanması beklenir. Uygulamada en çok sorun yaratan nokta, raporun içeriğinin yetersiz kalması veya çekilmezlik unsurunun delille desteklenmemesidir. Bu yazıda, akıl hastalığı nedeniyle boşanma davasının şartlarını, usulî kritik noktaları ve sık yapılan hataları; pratik örneklerle ve anlaşılır açıklamalarla ele alıyorum.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Davası
Akıl hastalığı sebebiyle boşanma davası, her psikolojik rahatsızlığın otomatik olarak bu kapsama girdiği bir yol değildir. Burada aranan temel ölçüt, rahatsızlığın kişinin ayırt etme gücünü (davranışlarının anlam ve sonuçlarını kavrayabilme yetisini) ciddi şekilde etkileyip etkilemediği ve evlilik birliği içinde ortak hayatı sürdürülemez kılıp kılmadığıdır. Bu nedenle, geçici krizler, dönemsel depresif tablolar veya yalnızca evlilik içi uyumsuzluk yaratan davranış kalıpları tek başına yeterli görülmez. Mahkeme, “tıbbi teşhis” ile “hukuki sonuç” arasındaki ayrımı yapar: Teşhis tıbbın alanıdır; bu teşhisin evlilik birliğine etkisi ve çekilmezlik düzeyi ise hukuki değerlendirmeye tabidir.
Uygulamada akıl hastalığı iddiası, çoğu zaman “tanı var ama evliliğe etkisi ispatlanmadı” noktasında zayıflar. Bu sebeple davacı eşin, hastalığın ortak hayatı nasıl etkilediğini somutlaştırması gerekir. Örneğin; sürekli bakım ihtiyacı, ev içi sorumlulukların tamamen yerine getirilememesi, öngörülemez davranışların evde güvenlik riski doğurması, eşin ve çocukların sağlık/yaşam güvenliğinin tehdit altında kalması gibi olgular, çekilmezlik yönünden önemlidir. Ancak bunlar iddia olarak bırakılmamalı; tanık anlatımları, olay tutanakları, sağlık kuruluşu kayıtları, sosyal inceleme raporu gibi delillerle desteklenmelidir.
- Çekilmezlik: Ortak hayatın diğer eş açısından katlanılamaz hale gelmesi (sadece huzursuzluk değil, sürdürülemezlik düzeyi aranır).
- Kalıcılık: Hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla ortaya konulması.
- Uygun delil stratejisi: Tanı/rapor ile birlikte günlük yaşama etkilerin somut delillerle ispatı.
Sık yapılan hataların başında, yalnızca hastane geçmişine veya tek hekim görüşüne dayanmak gelir. Bir diğer hata, davalının fiil ehliyeti (haklarını bizzat kullanabilme kapasitesi) değerlendirilmeden yargılamanın yürütülmesidir. Bu tür usul eksikleri, davanın reddine veya kararın üst yargı denetiminde bozulmasına yol açabilir. Bu nedenle dava hazırlığı, tıbbi boyutu ve usul boyutu birlikte ele alan bütüncül bir çalışma gerektirir.
Madde 165 Kapsamında Şartlar ve İspat Yükü
Akıl hastalığı nedeniyle boşanmanın dayanak noktası, kanunda özel şartlara bağlanan bir düzenlemedir. Bu çerçevede üç temel koşul öne çıkar: (i) eşlerden birinin akıl hastası olması, (ii) bu sebeple ortak hayatın diğer eş için çekilmez hale gelmesi, (iii) hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporu ile tespit edilmesi. Bu şartlar birlikte gerçekleşmeden, sırf tanı veya tedavi öyküsü üzerinden boşanma kararı kurulması beklenmez. Özellikle üçüncü şart, uygulamada “rapor var” düzeyinde değil, raporun içeriğinin kanuni ölçütleri karşılayıp karşılamadığı düzeyinde değerlendirilir.
İspat yükü bakımından, boşanma davasını açan eşin iki ayrı hattı birlikte kanıtlaması gerekir: Birincisi, tıbbi durum (akıl hastalığının varlığı ve kalıcılık değerlendirmesi); ikincisi ise çekilmezlik (ortak hayatın davacı açısından sürdürülemezliği). Kalıcılık değerlendirmesi bakımından, “bilirkişi raporu” ile “sağlık kurulu raporu” ayrımı kritik bir noktadır. Çünkü kanuni düzenleme, kalıcılık unsurunu özellikle sağlık kurulu raporuna bağlar. Bu nedenle, raporun “iyileşme olanağı” konusunda net ve gerekçeli bir kanaat içermesi; ayrıca hastalığın ortak hayata etkisini değerlendirmeye elverişli tıbbi bulgulara dayanması gerekir.
Çekilmezlik unsurunda ise mahkeme, “her evlilikte olabilecek tartışmalar” ile “akıl hastalığının doğurduğu sürdürülemez sonuçlar” arasındaki farkı arar. Davacı eşin yalnızca genel ifadeler kullanması çoğu zaman yeterli olmaz. Şu tür somutlaştırmalar, ispat gücünü artırır: Eşin evden kontrolsüz uzaklaşması, ev içinde tehlikeli davranışlar, ilaç tedavisinin reddi nedeniyle krizlerin sıklaşması, aile bireylerinin sürekli korku içinde yaşaması, çocukların bakımının sürdürülememesi gibi olgular. Bu olguların her biri için mümkün olan en güçlü delil seti kurulmalıdır.
| Aranan Unsur | Ne Anlama Gelir? | Uygulamada Güçlü Delil Örnekleri |
|---|---|---|
| Akıl hastalığının varlığı | Tıbben tanımlanmış ve süreklilik arz eden psikiyatrik durum | Resmî sağlık kurulu değerlendirmesi, tedavi geçmişi, klinik gözlem bulguları |
| Çekilmezlik | Ortak hayatın diğer eş için katlanılamaz hale gelmesi | Tanık anlatımları, olay kayıtları, sosyal inceleme, somut yaşam örüntüsü |
| Kalıcılık | Hastalığın geçmesine olanak bulunmaması | Resmî sağlık kurulu raporunda açık ve gerekçeli “iyileşme olanağı yok” tespiti |
Bu davalarda başarıyı belirleyen husus, çoğu zaman tek bir belge değil; doğru belgelerin doğru hukuki çerçeve içinde sunulmasıdır. Rapordaki eksiklikler, delil zincirinin zayıflığı veya çekilmezliğin anlatı düzeyinde kalması, davanın seyrini doğrudan etkiler. Bu nedenle dava dilekçesinin kurgusu, delillerin planı ve usul işlemleri bir bütün olarak ele alınmalıdır.
Evlilik Öncesi Akıl Hastalığı ve Mutlak Butlan İlişkisi
Akıl hastalığı bazı durumlarda boşanma sebebinden önce, evliliğin geçerliliğini tartışmalı hale getiren bir problem olarak karşımıza çıkar. Eğer akıl hastalığı evlilik kurulmadan önce mevcutsa ve eş, evlenme anında ayırt etme gücünden yoksun ise, bu durumda mesele “boşanma” değil, evliliğin mutlak butlan (başlangıçtan itibaren geçersizlik) kapsamında değerlendirilmesi olabilir. Mutlak butlan, evliliğin hukuken sakat olduğu anlamına gelir; ancak mahkeme kararı verilinceye kadar evlilik, kural olarak geçerli bir evliliğin sonuçlarını doğurmaya devam edebilir. Bu ayrım, özellikle mal rejimi, miras ve çocukların durumu gibi alanlarda önemli sonuçlar doğurur.
Uygulamada en çok yapılan hata, evlilik öncesi mevcut ağır akıl hastalığı iddiasına rağmen doğrudan boşanma davası açılmasıdır. Oysa somut olayın niteliğine göre, evliliğin iptali (butlan) yolunun şartları araştırılmadan açılan boşanma davası, yanlış hukuki nitelendirme nedeniyle beklenen sonucu vermeyebilir. Bu noktada belirleyici olan husus, evlilik anındaki zihinsel durumun tespiti ve ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığıdır. Bu tespit, yalnızca “hastalık geçmişi” ile değil, evlilik tarihine yakın dönemi kapsayan objektif verilerle yapılmalıdır.
Bir diğer kritik nokta da şudur: Zihinsel rahatsızlığın varlığı tek başına, her zaman butlan sonucuna götürmez. Ayırt etme gücü yerindeyken başlayan bir rahatsızlık, sonradan ağırlaşmış olabilir. Bu durumda boşanma gündeme gelir. Dolayısıyla doğru hukuki yol, “hastalık ne zaman başladı?” sorusundan önce “hastalığın evlilik kurulurken ayırt etme gücünü etkileyip etkilemediği” sorusuna verilen cevapla şekillenir. Mahkeme incelemesinde bu ayrım netleşmeden yapılan iddia ve savunmalar, dosyanın gereksiz uzamasına ve ispat zorluğuna neden olur.
- Butlan tartışması: Evlilik anında ayırt etme gücü yoksa geçersizlik gündeme gelebilir.
- Boşanma tartışması: Evlilik sonrası ortaya çıkan veya evlilik içinde ağırlaşan durumlarda özel boşanma sebebi uygulanır.
- Stratejik risk: Yanlış dava türü seçimi, usul ve ispat yükünü güçleştirir.
Bu nedenle, dava stratejisi belirlenirken yalnızca “tanı adı”na odaklanmak yerine, tanının zaman çizelgesi, klinik seyir, evlilik birliğine etkileri ve hukuki sonuçlar birlikte değerlendirilmelidir.
Dava Süreci, Fiil Ehliyeti ve Yasal Temsil
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma davalarında usulî süreç, standart boşanma davalarına kıyasla daha hassas yürütülür. Bunun en önemli nedeni, davalı eşin fiil ehliyeti (haklarını bizzat kullanabilme ve işlem yapabilme yetisi) bulunup bulunmadığının mahkemece re’sen (kendiliğinden) araştırılmasıdır. Mahkeme, davalı eşin fiil ehliyetinin olmadığı kanaatine varırsa, davanın sağlıklı yürüyebilmesi için yasal temsilci (vasi gibi) sürece dahil edilmelidir. Aksi halde savunma hakkı zedelenebilir ve yargılama usul bakımından sakat hale gelebilir.
Dava açma ehliyeti bakımından, bu boşanma sebebine dayanarak davayı açabilen taraf, kural olarak akıl hastası olmayan eştir. Davayı açan eş, hem çekilmezliği hem de kalıcılığı gösterecek şekilde delillerini sunmak zorundadır. Burada pratikte önemli bir ayrım ortaya çıkar: Sağlık kurulu raporu kalıcılık için şarttır; ancak çekilmezlik için çoğu zaman sosyal hayatın içinden gelen deliller gereklidir. Bu nedenle tanık delili, aile içi yaşamın nasıl etkilendiğini anlatan somut ve tutarlı bir çerçeve kurabildiğinde çok değerli hale gelir.
Mahkeme sürecinde, raporun temini ve rapor içeriğinin değerlendirilmesi aşaması kritik bir dönemeçtir. Raporun sadece tanıyı yazıp bırakması yeterli görülmeyebilir; raporun “iyileşme olanağı” ve “ortak hayata etkiler” bakımından kanuni ölçütlerle uyumlu olması beklenir. Rapor yetersizse, mahkeme yeni rapor aldırabilir veya dosyayı bu eksikliği giderecek şekilde ilerletir. Bu aşamada tarafların yaptığı en büyük hata, raporun içeriğini kontrol etmeden “rapor geldi” diyerek ispat sürecini tamamlanmış sanmaktır. Oysa raporun kurduğu cümleler, hüküm kurmaya elverişli değilse süreç uzar ve karar riskli hale gelir.
| Usulî Nokta | Neden Önemli? | Sık Hata |
|---|---|---|
| Fiil ehliyeti incelemesi | Davalının savunma hakkı ve yargılamanın geçerliliği için zorunlu | Yasal temsilci dahil edilmeden yargılamaya devam edilmesi |
| Sağlık kurulu raporu içeriği | Kalıcılık ve çekilmezlik değerlendirmesinde belirleyici | Raporun “iyileşme olanağı” kısmının boş bırakılması |
| Çekilmezlik delilleri | Tanı tek başına yeterli olmadığından sonuca etki eder | Tanık/delil sunulmadan çekilmezliğin varsayılması |
Sonuç olarak bu dava türünde, hukuki yolun doğru seçilmesi kadar, yargılama tekniğinin doğru yürütülmesi de belirleyicidir. Fiil ehliyeti, temsil, rapor standardı ve çekilmezlik delilleri birlikte yönetilmediğinde, dosya “eksik inceleme” eleştirisine açık hale gelir.
İlgili Yargıtay Kararları ve Uygulamada Kritik Noktalar
Yüksek yargı uygulamasında akıl hastalığı nedeniyle boşanma davaları, çoğu zaman “rapor standardı” ve “çekilmezliğin ispatı” ekseninde denetlenir. Bu denetimde temel yaklaşım şudur: Mahkeme, akıl hastalığının varlığını ve kalıcılığını resmî sağlık kurulu raporu ile netleştirmeden hüküm kurmamalıdır. Tedavi gördüğüne ilişkin yazışmalar, eski tarihli epikrizler (hastane çıkış özeti) veya yalnızca geçmiş döneme dair kayıtlar, karar vermeye tek başına elverişli sayılmayabilir. Aynı şekilde raporun, “hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı” sonucunu açıkça tartışmaması, hükmün dayanağını zayıflatır.
Diğer kritik başlık, çekilmezlik unsurunun somutlaştırılmasıdır. Yargısal denetimde, “davalı akıl hastasıdır” tespiti yapıldıktan sonra dahi “bu hastalık ortak hayatı davacı için çekilmez kılmış mıdır?” sorusu ayrı bir inceleme alanıdır. Çekilmezliğin, tanık anlatımları ve somut olaylarla desteklenmesi beklenir. Örneğin yalnızca genel geçer ifadelerle “evlilik yürümüyor” denilmesi, çekilmezlik için zayıf kalabilir. Bu nedenle dosyanın delil mimarisi, günlük hayatın nasıl etkilendiğini gösterecek şekilde kurulmalıdır.
Uygulamada bir başka önemli nokta, davanın başlangıçtaki hukuki sebebinin sonradan değiştirilmesidir. Boşanma davalarında taraflar, usul kuralları çerçevesinde iddia ve taleplerini genişletebilir veya uyarlayabilir. Ancak akıl hastalığı sebebine geçildiğinde, bu sebebin kendine özgü ispat şartlarının dosyada mutlaka tamamlanması gerekir. Aksi halde, dava “sebep değişti ama ispat standardı tamamlanmadı” noktasında sorun çıkarabilir.
- Rapor yetersizliği: Kalıcılık ve çekilmezlik değerlendirmesi raporda açık değilse karar riske girer.
- Eski kayıtlarla yetinme: Güncel ve kapsamlı kurul değerlendirmesi olmadan hüküm kurulması sakıncalıdır.
- Çekilmezlik delilsizliği: Tanı bulunsa bile, ortak hayatın çekilmezliği ayrıca ispatlanmalıdır.
- Usul hassasiyeti: Fiil ehliyeti ve temsil sorunları gözetilmezse yargılama sakat hale gelebilir.
Bu çerçevede Yargıtay yaklaşımı, “formel bir rapor alındı mı?” kontrolünün ötesine geçerek, raporun ve delillerin kanunun aradığı unsurları gerçekten karşılayıp karşılamadığına odaklanır. Bu nedenle dosyayı güçlendiren şey, yalnızca belge sayısı değil; belgelerin ve anlatımın, kanuni kriterlere doğrudan cevap vermesidir.
Sıkça Sorulan Sorular
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma için tek başına tanı yeterli olur mu?
Hayır. Tanı, davanın yalnızca tıbbi temelini oluşturur. Boşanma kararı için ayrıca ortak hayatın diğer eş açısından çekilmez hale geldiği somut delillerle ortaya konulmalı ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmelidir. Bu üç unsur birlikte değerlendirilir.
Resmî sağlık kurulu raporunda hangi hususlar açık olmalıdır?
Rapor, hastalığın varlığını tıbben ortaya koymakla birlikte, özellikle “hastalığın geçmesine olanak bulunup bulunmadığı” konusunda açık ve gerekçeli bir değerlendirme içermelidir. Ayrıca raporun, dosyanın ihtiyaç duyduğu ölçüde hastalığın evlilik birliğine etkisini değerlendirmeye elverişli bir içerik taşıması beklenir.
Davalı eşin fiil ehliyeti yoksa dava nasıl yürütülür?
Mahkeme, davalının fiil ehliyetini re’sen inceler. Fiil ehliyeti olmadığı sonucuna varılırsa, yasal temsilci (örneğin vasi) davaya dahil edilir ve savunma bu temsil üzerinden yürütülür. Bu adım, savunma hakkının korunması ve yargılamanın usul bakımından geçerli olması açısından zorunludur.
Evlilikten önce var olan akıl hastalığında doğrudan boşanma davası açılır mı?
Somut olaya göre değişir. Evlilik anında ayırt etme gücünü ortadan kaldıran bir durum varsa, mesele boşanmadan önce evliliğin geçerliliği (mutlak butlan) çerçevesinde tartışılabilir. Bu nedenle “hastalık ne zaman başladı, evlilik anında ayırt etme gücü var mıydı?” soruları, doğru hukuki yolun belirlenmesinde belirleyicidir.
Avukat Fatih Tahancı, 2015 yılında Hukuk Fakültesini tam burslu, onur öğrencisi olarak Ankara’da tamamlamıştır. Avukatlık stajını Ankara Barosu nezdinde; ceza hukuku, sigorta hukuku, tazminat hukuku, iş hukuku, icra hukuku ve idare hukuku konularına odaklanmış çeşitli avukatlık bürolarında staj yaparak tamamlamıştır. Avukat Fatih Tahancı Çankaya/Ankara’da bulunan Tahancı Hukuk Bürosu’nda avukatlık faaliyeti göstermektedir.