Aile Hukuku

Boşanma Süreci

Boşanma Süreci - tahanci

Boşanma süreci, yalnızca “boşanmak istiyorum” kararının verilmesiyle değil, bu kararın hukuk düzeni içinde doğru adımlarla hayata geçirilmesiyle anlam kazanır. Aile mahkemesine sunulan dava dilekçesiyle başlayan bu süreç; dilekçeler, delillerin toplanması, duruşmalar ve nihai kararın verilmesi gibi aşamalardan geçer. Ancak uygulamada en çok karıştırılan nokta şudur: Mahkemenin boşanma kararı vermesi, her zaman sürecin tamamlandığı anlamına gelmez. Kararın kesinleşmesi (itiraz yollarının kullanılmaması ya da tüketilmesi) ile birlikte nüfus kayıtlarına işlenebilen, hukuken sonuç doğuran bir sona ulaşılır. Bu nedenle süreci doğru yönetmek; velayet (çocuğun bakım ve temsil hakkı), nafaka (geçim desteği), tazminat (zararın giderimi) ve mal rejimi (evlilikte edinilen malların tasfiyesi) gibi sonuçları bakımından doğrudan belirleyicidir. Aşağıda, boşanma sürecinin temel aşamaları ve uygulamada dikkat edilmesi gereken kritik noktalar; hem anlaşmalı hem çekişmeli dava dinamikleri gözetilerek, pratik uyarılarla birlikte ele alınmaktadır.

Özet Bilgi

  • Zamanaşımı: Boşanma davasının sonuçlanması, mahkemenin karar vermesiyle değil, kararın kesinleşmesiyle gerçekleşir.
  • Mahkeme Süreci: Boşanma süreci, hazırlık, dava açma, dilekçeler, yargılama ve karar aşamalarından oluşur.
  • Gerekli Evraklar: Boşanma davasında, dilekçeler aşamasında delillerin zamanında bildirilmesi kritik öneme sahiptir.
  • Süreç Yönetimi: Nafaka, tazminat ve velayet taleplerinin dava dilekçesinde açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
  • Boşanma Süreci

    Boşanma süreci, hukuken davanın açılmasıyla başlar ve kararın kesinleşmesiyle sona erer. Bu çerçevede süreç; hazırlık, davanın ikamesi (açılması), dilekçeler, yargılama, karar ve kanun yolu (istinaf/temyiz) gibi basamaklara ayrılır. Hazırlık evresinde, hangi boşanma sebebine dayanılacağı ve hangi taleplerin ileri sürüleceği netleştirilmelidir. Burada yapılan temel hata, “önce boşanalım, sonra diğer haklara bakarız” yaklaşımıdır. Oysa nafaka, tazminat ve velayet gibi taleplerin bir kısmı dava dilekçesinde açıkça ortaya konulmadığında, sonradan telafisi güçleşebilir.

    Davanın ikamesi aşamasında, dilekçenin hem olay anlatımı hem de hukuki talepler bakımından tutarlı olması gerekir. Dilekçeler aşamasında taraflar karşılıklı beyanlarını yazılı olarak sunar; bu aşama, delil stratejisinin omurgasını oluşturur. Uygulamada sık yapılan hata, delillerin sonradan getirilebileceği düşüncesidir. Usul kuralları gereği bazı delillerin süresinde bildirilmemesi, hak kaybına yol açabilir. Yargılama aşamasında tanıklar dinlenir, belge ve kayıtlar değerlendirilir, gerekirse bilirkişi incelemesi yapılır. Karar aşamasında mahkeme önce kısa kararını açıklar, ardından gerekçeli karar düzenlenir. Bu noktadan sonra kanun yolu süreci başlayabilir ve boşanmanın hukuki sonuç doğurması çoğu zaman kesinleşme şerhi (kararın artık itiraz edilemez hale geldiğini gösteren işlem) ile mümkün olur.

    • Hazırlık: Taleplerin belirlenmesi, delil planı, strateji kurulması
    • Davanın açılması: Dilekçenin mahkemeye sunulması, harç ve giderlerin yatırılması
    • Dilekçeler aşaması: İddia-savunma genişliği ve delil bildirimi açısından kritik evre
    • Yargılama: Duruşmalar, tanıklar, delillerin toplanması
    • Karar ve kesinleşme: Gerekçeli karar, tebligat, istinaf/temyiz ve kesinleşme

    Anlaşmalı Boşanma Süreci

    Anlaşmalı boşanma süreci, tarafların boşanmaya ve boşanmanın tüm sonuçlarına ilişkin iradelerini ortaklaştırmasıyla mümkün olur. Burada “protokol” belirleyici belgedir. Protokol, velayet, nafaka, kişisel ilişki düzeni (çocuğun diğer ebeveyniyle görüşme düzeni), maddi-manevi tazminat ve varsa malvarlığına ilişkin uzlaşıları içerebilir. Protokolün “genel ifadelerle” yazılması uygulamada ciddi sorun yaratır. Örneğin “taraflar mal paylaşımında anlaştı” gibi muğlak cümleler, ileride icra edilebilirlik (kararın uygulanabilirliği) bakımından tartışma doğurabilir. Bu nedenle protokol, açık, net ve uygulanabilir hükümler taşımalıdır.

    Anlaşmalı boşanmada tarafların duruşmada bizzat hazır bulunması kural olarak aranır. Hakim, protokolün taraf iradelerini yansıtıp yansıtmadığını ve boşanma iradesinin serbestçe açıklanıp açıklanmadığını değerlendirir. Uygulamada sık yapılan hata, duruşmaya katılımın “formalite” sanılmasıdır. Oysa taraflardan birinin gelmemesi veya irade açıklamasının tereddütlü olması halinde, süreç uzayabilir ya da dava çekişmeli hale dönebilir. Bir diğer önemli nokta, protokolün çocukla ilgili hükümleridir. Mahkeme, taraflar anlaşsa bile çocuğun üstün yararını (çocuğun bedensel ve ruhsal gelişiminin korunması) gözeterek protokolü uygun bulmayabilir ve düzeltme isteyebilir.

    Aşağıdaki tabloda, anlaşmalı boşanmada en sık risk yaratan başlıklar ve pratik önlemler özetlenmiştir:

    Riskli AlanUygulamada Görülen SorunPratik Önlem
    Protokol diliMuğlak hükümler nedeniyle icra edilememesiÖdeme tutarı, tarih, yöntem ve sorumluları net yazmak
    Velayet ve kişisel ilişkiÇocuğun ihtiyaçlarına uymayan düzenOkul, sağlık, mesafe ve rutinlere göre gerçekçi plan
    Duruşmaya katılımTaraflardan birinin gelmemesiyle erteleme veya çekişmeliye dönüşTebligat ve duruşma günü organizasyonunu önceden planlamak
    Nafaka/tazminat“Feragat” beyanının yanlış anlaşılması veya eksik düzenlenmesiFeragat/ödeme koşullarını tereddüde yer vermeyecek şekilde yazmak

    Çekişmeli Boşanma Süreci

    Çekişmeli boşanma süreci, tarafların boşanma sebebi veya boşanmanın sonuçları konusunda anlaşamadığı hallerde yürür. Bu davalarda en kritik alan, vakıaların (olayların) doğru ve ispatlanabilir şekilde kurgulanmasıdır. Mahkeme, taraf anlatımlarını tek başına yeterli görmez; tanık, belge, yazışma, rapor, resmi kayıt gibi delillerle desteklenmesini bekler. Uygulamada en sık yapılan hata, “her şey zaten biliniyor” düşüncesiyle delil bildirmemek veya tanık anlatımlarını soyut bırakmaktır. Tanık beyanlarının duyuma dayalı olması, olayları tarih ve bağlamdan kopuk anlatması ispat gücünü zayıflatır.

    Dilekçeler aşaması, çekişmeli davanın temelini kurar. Davalı tarafın cevap dilekçesi, davacının cevap dilekçesi ve ikinci cevap dilekçesiyle birlikte iddia-savunma çerçevesi oluşur. Bu çerçevenin dışına taşmak (sonradan yeni iddia ve delil üretmek) çoğu zaman sınırlıdır. Yargılama aşamasında duruşmalar yapılır; ilk duruşma usuli işlemler ve ön inceleme açısından önem taşır. Sonraki duruşmalarda tanıklar dinlenebilir, deliller toplanır, gerektiğinde bilirkişi incelemesi istenebilir. Burada kritik hata, duruşmalara hazırlıksız gelmek ve “dosyayı mahkeme toplar” beklentisidir. Mahkeme, tarafların talep ve delil sunma yükümlülüğünü yerine getirmesini bekler.

    Karar aşamasında gerekçeli kararın tebliği ve kanun yoluna başvuru stratejisi önem kazanır. İstinaf ve temyiz, yalnızca “kararı beğenmedim” yaklaşımıyla değil, somut hukuka aykırılık iddialarıyla yürütülmelidir. Uygulamada sık yapılan hatalardan biri, kesinleşme sağlanmadan yeni hukuki adımlar atmak veya kararın nüfusa işleneceğini varsaymaktır. Kesinleşme sağlanmadan evliliğin hukuk düzeninde sona erdiği kabul edilmez.

    Mal Rejimi Davası Süreci

    Mal rejimi davası süreci, boşanmanın mali sonuçlarının önemli bir bölümünü oluşturur. Evlilik süresince edinilen malların paylaşımı, “mal rejiminin tasfiyesi” olarak adlandırılır. Uygulamada sık yapılan yanlışlardan biri, boşanma kararı verildiğinde mal paylaşımının kendiliğinden yapılacağı inancıdır. Oysa çoğu durumda mal rejimi tasfiyesi, ayrı bir dava konusu olur ve kendi ispat kurallarıyla yürür. Bu dava; banka kayıtları, tapu ve araç kayıtları, ödeme belgeleri, katkı iddiaları ve borç ilişkileri gibi geniş bir delil setine dayanır.

    Çekişmeli boşanma sürecinde mal kaçırma riskine karşı ihtiyati tedbir (dava sonuna kadar hak kaybını önlemek için geçici koruma) talep edilmesi gündeme gelebilir. Tedbir, “satışın engellenmesi” veya “tasarrufun sınırlandırılması” gibi sonuçlar doğurabilir. Ancak tedbir talebinin soyut gerekçelerle yapılması reddedilebilir. Bu nedenle malvarlığına ilişkin riskin somutlaştırılması, malın devredilme ihtimalinin gerekçelendirilmesi önemlidir.

    Mal rejimi davasında bilirkişi incelemesi yaygındır; malın değer tespiti, edinim tarihleri ve katkı oranları değerlendirilir. Uygulamada sık yapılan hata, malvarlığı belgelerini toplamayı ertelemek ve kayıtların zamanla kaybolabileceğini göz ardı etmektir. Banka hareketleri, ödeme dekontları ve taşınmaz/araç edinimine ilişkin belgeler çoğu zaman davanın sonucunu belirler. Bir diğer kritik hata, üçüncü kişiler üzerinden yapılan devirlerin otomatik olarak iptal edileceğini sanmaktır. Bu tür işlemler için ayrı hukuki yollar ve güçlü ispat gereklidir.

    Boşanma Süreci Nasıl İşler

    Hukuki aşamalar kadar, boşanma süreci tarafların günlük hayatında da ciddi etkiler doğurur. Aynı evde kalma, kira ödeme, araç kullanımı, eşyaların alınması, çocuğun geçici velayeti gibi meseleler çoğu zaman davanın hararetli alanlarıdır. Bu konular, yalnızca “kimin haklı olduğu” üzerinden değil, geçici hukuki korumalar ve somut durumun yönetimi üzerinden ele alınmalıdır. Mahkeme, dava sonuna kadar doğabilecek zararları önlemek için tedbir nafakası (yargılama devam ederken geçici nafaka), geçici velayet veya aile konutuna ilişkin tedbirler gibi kararlar verebilir.

    Uygulamada en sık yapılan hata, tarafların kendi başına fiili çözüm üretmeye çalışmasıdır. Örneğin eşyaların alınması, araca erişimin engellenmesi veya çocuğun diğer ebeveynden koparılması gibi hamleler, aleyhe kusur değerlendirmesi ve ek uyuşmazlıklar doğurabilir. Bu nedenle günlük hayat başlıklarında “haklıyım” duygusundan önce “ispat ve usul” gerçeği görülmelidir. Özellikle çocuğa ilişkin kararlar, çocuğun üstün yararı ilkesine göre şekillenir; ebeveynler arası çatışmanın aracı haline getirilmesi mahkeme nezdinde olumsuz bir izlenim yaratır.

    Aşağıdaki alt başlıklarda, boşanma sürecinde sık karşılaşılan pratik soruların hukuki çerçevesi açıklanmaktadır.

    Boşanma Sürecinde Evde Kim Kalır?

    Boşanma sürecinde eşlerin aynı evde yaşamaya devam etmesi her zaman mümkün veya sağlıklı olmayabilir. Bu noktada “aile konutu” (eşlerin birlikte yaşadığı, evlilik birliğinin merkezini oluşturan konut) kavramı devreye girer. Çekişmeli davalarda, tarafların güvenliği ve yaşam düzeni bakımından mahkeme, dava sonuna kadar kimin evde kalacağına ilişkin geçici tedbir kararı verebilir. Bu karar verilirken, tarafların barınma imkânları, çocuk varsa çocuğun düzeni ve konutta kalmanın zorunluluğu gibi unsurlar dikkate alınır.

    Uygulamada yapılan önemli hata, evin kime ait olduğunun tek başına belirleyici sanılmasıdır. Tapu kaydı, mülkiyet açısından önemlidir; ancak dava sürecinde “kim evde kalacak” sorusu çoğu zaman geçici koruma mantığıyla değerlendirilir. Anlaşmalı boşanmada taraflar bu konuda uzlaşabilir; ancak uzlaşının protokole net yazılmaması ileride ihtilaf doğurabilir. Evde kalma meselesi, çoğu zaman eşya, kira, faturalar ve çocuğun düzeniyle birlikte düşünülmelidir.

    Boşanma Sürecinde Kirayı Kim Öder?

    Kira ilişkisi, sözleşmenin tarafı olan kişi bakımından devam eder. Kira sözleşmesinde adı bulunan eş, evden ayrılsa bile sözleşmeden kaynaklanan borç ve sorumluluklarla karşılaşabilir. Bu nedenle, evde kalmaya devam eden eşin kira sözleşmesine dahil edilmesi veya sözleşmenin uygun şekilde devri gündeme gelebilir. Bu noktada “mal sahibine bildirim” ve sözleşme tarafı olma meseleleri önem taşır. Uygulamada sık yapılan hata, eşlerden birinin diğerinin rızası olmadan kira sözleşmesini tek taraflı feshedeceğini sanmasıdır. Evlilik birliği içinde kurulan konut düzeni nedeniyle bu tür işlemler, uyuşmazlığı büyütebilir ve farklı hukuki sonuçlar doğurabilir.

    Özellikle kira ödemelerinin aksaması, hem tahliye riskini hem de taraflar arası yeni ihtilafları tetikler. Bu sebeple, dava devam ederken kira ve fatura ödemelerinin kimin tarafından karşılanacağı, gerekiyorsa tedbir nafakası veya geçici gider paylaşımı şeklinde mahkemeden talep edilebilir. Bu yaklaşım, “fiilen kim ödüyorsa ödesin” anlayışından daha güvenli ve ispatlanabilir bir zemin oluşturur.

    Boşanma Sürecinde Araba Kimde Kalır?

    Araç, kural olarak kimin adına kayıtlıysa onun zilyetliğinde (fiili hakimiyetinde) kalır. Ancak boşanma sürecinde aracın kullanımının çatışma konusu haline gelmesi sık görülür. Burada iki ayrı düzlem vardır: Birincisi, dava devam ederken aracın satılmasını veya elden çıkarılmasını önlemek için ihtiyati tedbir talebi gündeme gelebilir. İkincisi ise aracın kullanımının haksız şekilde engellenmesi, eşyaya erişim hakkı ve gerekirse koruyucu tedbir mekanizmalarıdır. Uygulamada sık yapılan hata, aracın “boşanma davası açıldı diye” otomatik olarak haczedilebileceği veya diğer eşin kullanımının hiçbir işlem olmadan engellenebileceği düşüncesidir.

    Araç, ileride mal rejimi tasfiyesine konu olabilir ve pay/katkı iddiası varsa bunun parasal karşılığı talep edilebilir. Bu nedenle aracın akıbeti, yalnızca günlük kullanım değil, ilerideki mali haklar açısından da önem taşır. Kötüniyetli devirler, satış girişimleri veya aracın saklanması gibi risklerde mahkemeden tedbir talep etmek, çatışmayı “fiili güç” üzerinden değil “hukuki güvence” üzerinden yönetmeyi sağlar. Bu tür taleplerin somut gerekçelerle ve belgeyle desteklenmesi gerekir.

    Boşanma Sürecinde Evden Eşya Almak

    Boşanma sürecinde evden ayrılan eş, kişisel eşyalarını veya ortak kullanımdaki bazı eşyaları evde bırakmış olabilir. Bu noktada en riskli hareket, tek taraflı şekilde eve girip eşya almak veya kapıyı zorlamak gibi fiili müdahalelerdir. Bu tür davranışlar hem ceza hukuku hem de aile hukuku bakımından yeni sorunlar doğurabilir. Uygulamada doğru yöntem, mahkemeden talepte bulunarak eşyaların alınmasına yönelik uygun bir karar verilmesini sağlamaktır. Gerekli hallerde kolluk eşliğinde tutanak düzenlenmesi, hangi eşyaların alındığının kayıt altına alınması açısından kritik önem taşır.

    “Hangi eşyanın kime ait olduğu” tartışması, çoğu zaman ispat sorunu yaratır. Bu nedenle fatura, garanti belgesi, ödeme kaydı gibi belgeler; eşyaya ilişkin hak iddiasını güçlendirir. Uygulamada sık yapılan hata, eşyaların paylaşımını sözlü anlaşmalara bırakmak ve sonrasında “benim eşyam” iddiasını belgeleyememektir. Eşya alım süreci, özellikle çocuğun eşyaları, ortak kullanılan beyaz eşyalar ve ziynet eşyaları gibi alanlarda daha da hassas hale gelir. Bu nedenle sürecin, mümkün olduğunca kayıtlı ve hukuki zeminde yürütülmesi gerekir.

    Boşanma Davası Sürecinde Çocuğun Velayeti

    Çocuğun velayeti, boşanma sürecinin en hassas başlıklarından biridir. Mahkeme, dava sonuçlanana kadar “geçici velayet” kapsamında çocuğun hangi ebeveynin yanında kalacağına karar verebilir. Bu karar verilirken temel ölçüt, çocuğun üstün yararıdır. Üstün yarar; çocuğun güvenliği, eğitim düzeni, sağlık ihtiyaçları, duygusal istikrarı ve bakım kapasitesi gibi unsurlar üzerinden değerlendirilir. Uygulamada sık yapılan hata, velayetin “hak” gibi ele alınmasıdır. Mahkeme açısından velayet, ebeveynin talebinden önce çocuğun ihtiyacına göre şekillenen bir sorumluluktur.

    Tarafların birbirine karşı iddiaları, velayet değerlendirmesinde ancak somut delillerle desteklenirse anlam kazanır. Çocuğu diğer ebeveynden koparmaya dönük davranışlar, mahkeme nezdinde olumsuz etki yaratabilir. Kişisel ilişki düzeni (görüş günleri) kurulurken de çocuğun yaşı, okul programı ve mesafe gibi faktörler dikkate alınır. Anlaşmalı boşanmada taraflar velayet konusunda uzlaşabilir; ancak mahkeme, çocuğun yararına aykırı gördüğü bir düzeni onaylamayabilir. Bu sebeple velayet ve kişisel ilişki hükümleri, “uygulanabilirlik” ve “çocuğun düzeni” temelinde kurulmalıdır.

    Boşanma Sürecinde Başka İlişki

    Boşanma davası açılmış olsa bile, karar kesinleşene kadar taraflar hukuken evlidir. Bu nedenle sadakat yükümlülüğü, süreç boyunca devam eder. Uygulamada en sık yapılan yanlışlardan biri, “dava açıldı, artık herkes kendi hayatına bakar” düşüncesidir. Oysa boşanma sürecinde kurulan yeni ilişki, kusur değerlendirmesinde dikkate alınabilir ve bazı durumlarda yeni bir boşanma sebebinin tartışılmasına yol açabilir. Bu başlık, özellikle tazminat ve kusur yönünden ciddi sonuçlar doğurabileceği için önemlidir.

    Burada dikkat edilmesi gereken, her iddianın otomatik olarak sonuç doğurmadığıdır. Mahkeme, somut delile ve olayların bağlamına bakar. Ayrıca, tarafların birbirine karşı ağır ithamlar üzerinden strateji kurması da ters tepebilir; ispatlanamayan iddialar, güvenilirliği zedeleyebilir. Bu nedenle süreçte atılan her adım, “hukuki sonuç” perspektifiyle değerlendirilmelidir.

    Boşanma Davasına Taraflar Katılmak Zorunda Mı?

    Çekişmeli boşanma davalarında, tarafların her duruşmaya bizzat katılması her zaman zorunlu değildir; vekil (avukat) aracılığıyla temsil mümkündür. Ancak bazı durumlarda mahkeme tarafların beyanını doğrudan almak isteyebilir. Buna karşılık anlaşmalı boşanmada, tarafların duruşmada birlikte hazır bulunması ve boşanma iradelerini hakim huzurunda açıklamaları kural olarak aranır. Uygulamada yapılan hata, anlaşmalı davada duruşmaya katılımın ertelenebileceği veya tek tarafın katılımıyla işlemlerin tamamlanabileceği düşüncesidir. Bu durum, davanın uzamasına veya usuli sorunlara yol açabilir.

    Duruşmalara katılım meselesi yalnızca “bulunma” değil, aynı zamanda “hazırlık” meselesidir. Çekişmeli davalarda tanıkların dinleneceği duruşmalar, delil tartışmasının yapılacağı oturumlar ve ön inceleme celseleri kritik olabilir. Taraf veya vekil, o celseye hazırlıksız gelirse süreç aleyhe dönebilir. Bu nedenle katılım stratejisi; dosyanın aşamasına, delil planına ve mahkemenin yönlendirmelerine göre belirlenmelidir.

    Boşanma Süreci Ne Kadar Sürer?

    Boşanma süresini belirleyen tek bir ölçüt yoktur. Davanın anlaşmalı mı çekişmeli mi olduğu, delil yoğunluğu, tanık sayısı, bilirkişi incelemesi gerekip gerekmediği ve kanun yoluna başvurulup başvurulmadığı süreyi doğrudan etkiler. Çekişmeli davalarda duruşmalar arasındaki aralıklar, tebligat süreçleri ve delil toplama aşamaları nedeniyle yargılama uzayabilir. Ayrıca karar sonrası istinaf ve temyiz süreçlerinin işletilmesi, kesinleşme zamanını ileri taşır. Uygulamada sık yapılan hata, “şu kadar zamanda biter” şeklinde kesin süre beklentisine girmektir. Daha doğru yaklaşım, dosyanın aşamalarını ve kritik hızlandırıcı-yavaşlatıcı faktörleri değerlendirmektir.

    Sürenin yönetilebilir olması için en önemli unsur, dilekçelerin güçlü hazırlanması, delillerin zamanında sunulması ve usuli işlemlerin yakından takip edilmesidir. Özellikle tebligatların gecikmesi, tarafların adres bildirimindeki eksiklikleri veya duruşmalara hazırlıksız gelinmesi, süreci uzatan klasik nedenler arasındadır. Bu yüzden süre tartışması, yalnızca “takvim” değil, “dosya yönetimi” konusudur.

    Boşanma Sürecinde Avukat Zorunlu Mu?

    Boşanma davası, taraflarca bizzat da yürütülebilir; avukatla temsil zorunlu değildir. Ancak uygulamada boşanma süreci; usul kuralları, delil stratejisi, geçici tedbirler ve fer’i taleplerin doğru kurulması açısından teknik yönleri güçlü bir alandır. Özellikle çekişmeli davalarda, delillerin zamanında sunulmaması, taleplerin eksik kurulması veya yanlış hukuki nitelendirme yapılması hak kaybı doğurabilir. Uygulamada en sık karşılaşılan sorun, tarafların dilekçeleri “duygusal anlatım” ağırlıklı yazması ve hukuken ispatlanabilir bir çerçeve kurmamasıdır.

    Avukatla yürütmenin en önemli faydası, dosyanın stratejik yönetimidir: hangi taleplerin ne zaman isteneceği, hangi delilin nasıl sunulacağı, tedbir mekanizmalarının ne şekilde işletileceği gibi konular sürecin sonucunu etkiler. Bununla birlikte avukatla ilerlemek tek başına başarı garantisi değildir; önemli olan doğru bilgi, doğru belge ve doğru usul adımlarının bir araya gelmesidir. Bu nedenle tarafların, ister avukatla ister avukatsız ilerlesin, usuli süreler ve delil düzeni konusunda dikkatli olması gerekir.

    Sıkça Sorulan Sorular

    Boşanma süreci hangi anda hukuken başlar?

    Boşanma süreci, aile mahkemesine boşanma dava dilekçesinin sunulmasıyla hukuken başlar. Sadece boşanma kararı almak veya ayrılık yaşamak, tek başına hukuki süreci başlatmaz. Dilekçenin doğru mahkemeye sunulması, harç ve giderlerin yatırılması gibi işlemler de davanın usulüne uygun şekilde başlaması için önem taşır.

    Mahkeme boşanma kararı verince evlilik hemen sona erer mi?

    Mahkemenin boşanma kararı vermesi, her zaman evliliğin hemen sona erdiği anlamına gelmez. Kararın tebliği, kanun yolu başvuruları ve kesinleşme aşaması tamamlanmadan nüfus kayıtlarına işlenebilen sonuçlar doğmaz. Bu nedenle kararın kesinleşip kesinleşmediği ayrıca kontrol edilmelidir.

    Anlaşmalı boşanmada protokol neden bu kadar önemlidir?

    Anlaşmalı boşanmada protokol; velayet, nafaka, tazminat ve kişisel ilişki düzeni gibi boşanmanın sonuçlarını belirleyen temel belgedir. Protokolün muğlak veya uygulanamaz olması, mahkemenin onay vermemesine ya da ileride icra aşamasında sorun çıkmasına yol açabilir. Bu nedenle protokol, açık ve denetlenebilir bir içerikle hazırlanmalıdır.

    Çekişmeli boşanmada en sık yapılan hata nedir?

    Çekişmeli davalarda en sık yapılan hata, delil ve usul yönetiminin hafife alınmasıdır. “Duruşmada anlatırım” yaklaşımı, delillerin süresinde bildirilmemesi ve tanık anlatımlarının soyut kalması hak kaybı doğurabilir. Çekişmeli boşanmada iddialar, mümkün olduğunca somut belge ve tutarlı tanık beyanlarıyla desteklenmelidir.

    Hukuki Denetim
    Fatih Tahancı Denetlenme Tarihi:

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir