Aile Hukuku

Boşanmada Mal Kaçırma

Boşanmada Mal Kaçırma - tahanci

Boşanmada mal kaçırma, boşanma ihtimali ortaya çıktığında veya boşanma süreci devam ederken eşlerden birinin mal paylaşımında diğer eşin alacağını azaltmak için malvarlığını elden çıkarması, devretmesi ya da görünürde farklı bir işlemle gizlemesi şeklinde karşımıza çıkar. Uygulamada bu durum çoğu zaman “satış”, “bağış”, “kardeşe devretme”, “üçüncü kişi üzerinden edinim” gibi işlemlerle görünür hale gelir. Ancak mesele yalnızca yapılan işlemin adı değildir; asıl belirleyici nokta, işlemin mal rejiminin tasfiyesinde (evlilik içinde edinilen malların hesaplanıp paylaştırılması süreci) katılma alacağını (eşin edinilmiş mallar üzerindeki yasal alacağı) azaltma amacı taşıyıp taşımadığıdır. Bu yazıda, mal kaçırma iddiasının ceza ve medeni hukuk boyutunu, hangi davaların gündeme gelebileceğini, aile konutu ve muvazaa (tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla görünüşte işlem yapması) gibi kritik başlıklarda hangi adımların atılabileceğini, mahkemelerin özellikle hangi kriterlere baktığını ve en sık yapılan hataları pratik bir çerçevede ele alıyorum.

Özet Bilgi

  • Zamanaşımı: Mal kaçırma iddiasında zamanaşımı süresi, işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren 5 yıldır.
  • Gerekli Evraklar: Aile konutu şerhi için, evlilik ilişkisini ve konutun aile konutu olduğunu gösteren belgeler, muhtarlık yazısı ve nüfus kayıt örnekleri gereklidir.
  • Görevli Mahkeme: Mal kaçırma iddialarına ilişkin davalar, aile mahkemelerinde görülmektedir.
  • Masraf: Mal kaçırma davasında, delil toplama ve ihtiyati tedbir talepleri ile ilgili masrafların önceden hesaplanması önemlidir.
  • Eşlerden Mal Kaçırmak Suç Mudur?

    “Eşten mal kaçırma” davranışı, tek başına Türk Ceza Kanunu’nda özel bir suç tipi olarak düzenlenmiş değildir. Bu nedenle, yalnızca mal paylaşımını azaltmak amacıyla yapılan tasarruflar otomatik olarak cezai yaptırıma bağlanmaz. Buna rağmen, mal kaçırma hedefiyle atılan bazı adımlar başka suçların unsurlarını taşıyabilir. Örneğin işlem, hileli şekilde yürütülmüşse dolandırıcılık (hileli davranışla menfaat sağlama) tartışması doğabilir; işlem için sahte düzenlenmiş bir belge kullanılmışsa resmî belgede sahtecilik gündeme gelebilir; eşin iradesini kırmak için baskı kurulmuşsa tehdit veya benzeri suçlar bakımından değerlendirme yapılabilir.

    Buradaki kritik ayrım şudur: Mal kaçırma amacı ceza hukuku bakımından her zaman cezalandırılabilir bir çekirdek fiil oluşturmaz; fakat bu amaçla başvurulan yöntem, ceza hukuku açısından suç teşkil ediyorsa sorumluluk doğar. Bu nedenle “mal kaçırdı, mutlaka ceza alır” yaklaşımı uygulamada doğru sonuç vermez. Doğru strateji; işlemin nasıl yapıldığını, hangi belgelerle desteklendiğini, kimlerin dahil olduğunu ve hangi somut fiillerin bulunduğunu tespit ederek hem medeni hukuk yollarını hem de gerekiyorsa ceza hukuku boyutunu ayrı ayrı değerlendirmektir.

    • Yanlış beklenti: Her mal devri ceza davası ile çözülecek sanılır.
    • Doğru yaklaşım: Önce hukuki işlem ve delil seti analiz edilir; sonra uygun yol seçilir.

    Mal Kaçıran Eşe Ne Davası Açılır?

    Mal kaçırma iddiasında “hangi dava açılır?” sorusunun tek bir cevabı yoktur; çünkü doğru dava türü, işlemin zamanına ve yöntemine göre değişir. Bazı dosyalarda boşanma başlamadan önce satış veya bağış görülürken, bazı dosyalarda boşanma davası açıldıktan sonra devir işlemleri yapılır; kimi zaman da boşanma kararı sonrası tasfiye aşamasında malvarlığının gerçekte azaltıldığı ortaya çıkar. Bu nedenle ilk iş, hangi malın, ne zaman, kime, hangi bedelle devredildiğini ve bu işlemin gerçekte bir karşılık içerip içermediğini netleştirmektir.

    Uygulamada gündeme gelen başlıca yollar şunlardır: aile konutu için şerh ve tapu iptali/tescil talepleri, muvazaalı (görünürde satış gibi) işlemler için iptal davaları, boşanma sürecinde veya sonrasında mal rejiminin tasfiyesi davası ve bu süreçte ihtiyati tedbir (yargılama sonuna kadar geçici koruma) talepleri. Bazı hallerde asıl hedef, devredilen malın doğrudan geri alınmasıdır; bazı hallerde ise devrin geri alınması mümkün olmasa bile tasfiye hesabına “ekleme” yapılarak katılma alacağının korunması sağlanır.

    DurumGündeme Gelebilecek YolUygulamadaki Kritik Nokta
    Boşanma öncesi hızlı devirTasarrufun iptali / muvazaa iddiasıBedelin gerçekliği ve devir zamanlaması
    Aile konutu satışı riskiAile konutu şerhi / tapu iptali-tescilKonutun fiilen aile konutu olarak kullanımı
    Boşanma davası sırasında mal kaçırmaİhtiyati tedbir / tasfiye davasıDelillerin hızla toplanması ve tedbir talebi

    Boşanmada Aile Konutuna İlişkin Önlem

    Aile konutu, eşlerin birlikte yaşadığı ve aile hayatının merkezi olan konuttur. Aile konutunun korunması, yalnızca mülkiyet tartışması değildir; barınma hakkının ve aile düzeninin korunması bakımından ayrıca önem taşır. Bu nedenle aile konutu üzerinde tek taraflı tasarrufların sınırlandığı bir koruma mekanizması mevcuttur. Uygulamada en etkili araçlardan biri aile konutu şerhidir. Şerh, tapu kaydına işlenen ve taşınmaz üzerinde yapılacak satış, devir, ipotek gibi işlemlerde diğer eşin rızasını fiilen zorunlu kılan bir uyarı/koruma kaydıdır.

    Aile konutu şerhi, “mal kaçırma” riskinin somutlaştığı dosyalarda özellikle önem kazanır. Çünkü mal kaçırma çoğu zaman taşınmazın hızla devriyle yapılır ve işlem tamamlandıktan sonra geri dönüş daha masraflı ve daha ispat yükü ağır bir yola dönüşebilir. Şerh sayesinde, taşınmaz üzerinde tek taraflı hareket alanı daralır. Şerh konulmamış olsa bile, aile konutu niteliği bulunan bir taşınmazın mal kaçırma amacıyla devredildiği iddiası, koşulları oluştuğunda farklı hukuki taleplerle ileri sürülebilir. Bu noktada kritik olan, taşınmazın gerçekten aile konutu olarak kullanıldığını ve devir işleminin hangi şartlarda yapıldığını somut verilerle ortaya koymaktır.

    Aile Konutu Şerhi Konulması İçin Gereken Belgeler

    Aile konutu şerhi için izlenecek yol, başvurunun doğru belgelerle yapılmasına bağlıdır. Uygulamada en sık yapılan hatalardan biri, yalnızca sözlü beyanla şerh konulabileceğinin sanılmasıdır. Oysa tapu müdürlüğü, taşınmazın aile konutu olduğunu ve başvuran kişinin eş sıfatını gösteren belgeleri görmek ister. Başvuru sürecinde genellikle evlilik ilişkisini ve konutun fiilen aile konutu olduğunu gösteren evraklar aranır. Bu aşamada “aile konutu belgesi” (muhtarlık yazısı gibi) pratikte önem taşır; ayrıca nüfus kayıt örneği gibi kimlik ve medeni hâl bilgilerini gösteren kayıtlar süreci hızlandırır.

    Şerh başvurusunda kritik nokta, taşınmazın hangi adreste bulunduğu ve aile yaşamının o adreste sürdürüldüğünün tutarlı şekilde ortaya konulmasıdır. Adres kayıtları, abonelikler, çocukların okul kayıtları veya benzeri somut veriler, itiraz halinde ispat gücünü artırır. Şerhin “diğer eşin onayı olmadan” istenebilmesi de uygulamada önemli bir avantajdır; çünkü mal kaçırma riskinin yükseldiği dönemlerde diğer eşin rıza vermemesi sık görülür. Bu nedenle, gecikmeden başvuru yapılması, sonradan doğabilecek hak kayıplarını azaltır.

    • Temel amaç: Tek taraflı satış/devir girişimlerini önlemek.
    • Pratik uyarı: Şerh için başvuru yapılmadan önce taşınmaz kayıtlarının kontrol edilmesi faydalıdır.

    Boşanmada Muvazaalı Mal Devri İşlemlerine İlişkin Önlem

    Mal kaçırmanın en yaygın yöntemlerinden biri, taşınmazın veya değerli bir malın üçüncü kişiye “satış” gibi gösterilmesidir. Bu durumda görünürde bir satış işlemi vardır; ancak gerçekte bedel ödenmemiş olabilir veya taraflar aralarında farklı bir anlaşma yapmış olabilir. Bu olguya muvazaa denir (görünüşte yapılan işlem ile tarafların gerçek iradesinin farklı olması). Boşanma bağlamında muvazaanın hedefindeki “aldatılan” kişi çoğu zaman diğer eştir; amaç, malın tasfiye havuzundan çıkartılması ve katılma alacağının azaltılmasıdır.

    Muvazaa iddiasında belirleyici olan, “bu satış gerçek miydi?” sorusudur. Mahkemeler yalnızca tapudaki satış kaydına bakmaz; bedelin ödeme biçimi, piyasa rayicine uygunluk, alıcı ile satıcı arasındaki yakın ilişki, satışın zamanlaması, malın kullanımının devreden eşte kalıp kalmadığı gibi göstergeleri birlikte değerlendirir. Uygulamada en çok zorlanılan alan ispat kısmıdır. Muvazaa iddiasını ileri süren tarafın, iddiasını destekleyen somut deliller sunması gerekir. Sadece “kardeşine devretti, kesin muvazaa” yaklaşımı tek başına yeterli görülmeyebilir; dosyanın ekonomik ve olgusal bütünlüğü kurulmalıdır.

    Bu tür işlemler için gecikmeden delil toplamak önemlidir: banka hareketleri, ödeme dekontları, malın fiili kullanımına ilişkin kayıtlar, yazışmalar ve tanık beyanları (her olayda aynı ağırlıkta olmamakla birlikte) dosyanın iskeletini oluşturur. Yanlış adım ise, yalnızca iddia ile ilerlemek ve delil planı kurmadan dava açmaktır; bu durum dava reddi riskini artırır.

    Boşanma Davası Sırasında Mal Kaçırmaya İlişkin Önlem

    Boşanma davasının açılmış olması, eşlerin malvarlığı üzerinde otomatik bir “kilit” oluşturmaz. Yani dava devam ederken de bazı tasarruf işlemleri yapılabilir ve bu durum mal kaçırma riskini canlı tutar. Bu nedenle boşanma sürecinde, malvarlığının korunması için ihtiyati tedbir talebi kritik bir araçtır. İhtiyati tedbir, davanın sonunu beklemeden, belirli mallar üzerinde geçici sınırlama getirilmesini sağlar. Amaç, yargılama sürecinde malvarlığının el değiştirmesini veya tasfiye hesabının anlamsız hale gelmesini önlemektir.

    Öte yandan mal rejiminin tasfiyesi davası çoğu dosyada boşanma kararının kesinleşmesinden sonra açılan temel davadır. Ancak uygulamada bazen boşanma davası ile birlikte tasfiye davası da açılmak istenir. Bu durumda mahkeme, dosyalar arasında usule ilişkin bir ayrıştırma yapabilir ve tasfiye davasını boşanma davasının sonucuna bağlı olarak bekletebilir. Burada önemli olan, tasfiye davasının zamanlaması kadar, boşanma davası devam ederken koruyucu tedbirlerin etkin biçimde istenmesidir.

    Sık yapılan hata, “boşanma davası açıldı, artık mal devredemez” düşüncesiyle tedbir talebini geciktirmektir. Oysa mal kaçırma girişimleri hızlıdır ve çoğu zaman işlem tamamlandıktan sonra geri dönüş daha zor bir yargılama sürecine dönüşür. Bu nedenle risk görüldüğünde; hangi mallara tedbir isteneceği, bu malların dosyayla bağlantısı ve tedbirin neden gerekli olduğu açık, somut ve belgeli şekilde mahkemeye sunulmalıdır.

    Boşanmadan 1 Yıl Önce Satılan Mallar İle İlgili Önlemler

    Boşanmaya yakın dönemde yapılan devirler, mal kaçırma iddiasının en sık dayandırıldığı alanlardan biridir. Özellikle boşanma başvurusu öncesi dönemde, olağan dışı şekilde yapılan karşılıksız kazandırmalar (bağış gibi) veya ekonomik mantığı zayıf satışlar, tasfiye hesabında ayrıca değerlendirilebilir. Burada hukuki tartışma, işlemin sıradan bir mal yönetimi faaliyeti mi yoksa katılma alacağını azaltma amacıyla kurgulanmış bir adım mı olduğudur.

    Mahkemeler bu tür dosyalarda, işlemin boşanma ihtimaliyle bağlantısını ve devrin olağan hayat akışı içinde makul bir açıklamasının bulunup bulunmadığını inceler. Örneğin aile bütçesiyle uyumsuz, piyasa değerinin çok altında yapılan satışlar; bedelin fiilen ödenmediği veya aynı gün içinde el değiştirdiği işlemler; alıcının yakın akraba olması; satıştan sonra malın kullanımının devreden eşte kalması gibi olgular, mal kaçırma şüphesini güçlendirir. Buna karşılık, gerçek bir borcun ödenmesi, zorunlu bir ekonomik ihtiyaç veya belgelendirilebilir bir gerekçe bulunması halinde aynı işlem farklı yorumlanabilir.

    Uygulamada başarılı sonuç için yapılması gereken, “şüpheli dönem” içindeki tüm işlemleri kronolojik şekilde çıkarmak ve her işlem için delil planı kurmaktır. Aksi halde yalnızca genel iddialarla ilerlemek, tasfiye hesabının doğru kurulmasını engeller. Bu başlık altında atılan en doğru adım; bankacılık hareketleri, tapu kayıtları, araç devir kayıtları ve benzeri resmi verilerin hızlı şekilde temin edilmesidir.

    Boşanmada Hangi Mallar Paylaşılmaz?

    Mal rejiminin tasfiyesinde temel ayrım, edinilmiş mallar ile kişisel mallar arasındadır. Edinilmiş mallar, evlilik birliği içinde emek ve gelirle edinilen değerler olarak düşünülür ve kural olarak paylaşımın konusunu oluşturur. Buna karşılık kişisel mallar, kanunun belirlediği çerçevede paylaşım dışında tutulur. Kişisel mal kavramı, çoğu zaman vatandaş açısından karışık olduğu için bu ayrımın net yapılması gerekir: Bir malın kime kayıtlı olduğundan ziyade, hangi kaynakla edinildiği ve hangi hukuki kategoriye girdiği önem taşır.

    Pratikte kişisel mallar; eşin yalnızca kişisel kullanımına özgü eşyaları, evlilik öncesi sahip olduğu varlıklar, miras veya bağış gibi karşılıksız kazanımlar, manevi tazminat alacakları ve kişisel mal yerine geçen değerler şeklinde karşımıza çıkar. “Kişisel mal yerine geçen değer” özellikle sık hata yapılan bir alandır: Kişisel mal niteliğindeki bir varlık satılıp başka bir varlığa dönüştürülürse, şartları oluştuğunda yeni varlık da kişisel mal karakterini koruyabilir. Bu nedenle sadece tapu veya ruhsat kaydına bakarak hüküm kurmak doğru değildir.

    Mal kaçırma iddiası da bu ayrımın üzerine oturur: Eğer devredilen mal zaten kişisel mal niteliğindeyse, tasfiye hesabına etkisi farklılaşır. Buna karşılık edinilmiş mal niteliğindeki bir değer “kişisel mal” gibi gösterilmeye çalışılıyorsa, kaynağın ispatı kritik hale gelir. Bu noktada gelir belgeleri, ödeme kayıtları ve edinim süreci dosyanın merkezine yerleşir.

    Boşanma Davası Açılmadan Önce Satılan Mallar Paylaşıma Dahil Midir?

    Genel kural, tasfiye hesabının belirli bir “esas alınacak tarih” itibarıyla kurulması ve o tarihte mevcut malların paylaşımda dikkate alınmasıdır. Ancak bu kural, mal kaçırmayı kolaylaştıracak şekilde uygulanmaz. Mal kaçırma şüphesi doğuran işlemlerde, devredilen malın tasfiye hesabı dışında bırakılması her zaman adil bir sonuç doğurmayabilir. Bu nedenle, belirli koşullarda dava açılmadan önce elden çıkarılan malların tasfiyede hesaba katılması veya işlemin iptali gibi yollar gündeme gelir.

    Bu noktada iki ana yaklaşım bulunur: Birincisi, işlem gerçekten mal kaçırma amacıyla yapılmışsa, işlemin hukuki akıbeti bakımından iptal/idarenin düzeltilmesi niteliğinde davalarla malın geri dönüşü hedeflenir. İkincisi, malın geri alınması pratikte mümkün değilse bile, tasfiye hesabında “ekleme” mantığıyla katılma alacağının korunması amaçlanır. Hangi yolun öne çıkacağı; işlemin türüne, üçüncü kişinin iyi niyetine (işlemi bilmeden ve gerçek bedelle edinmiş olma ihtimali), delillerin gücüne ve malın mevcut durumuna göre değişir.

    Sık yapılan hata, boşanma davası açılmadan önce yapılan her işlemin kesin şekilde “paylaşıma dahil” olacağı varsayımıdır. Oysa mahkeme, olayın bütününü inceler; malın neden satıldığını, bedelin nereye gittiğini, aile ekonomisiyle uyumunu ve işlemin olağan bir ihtiyaç olup olmadığını değerlendirir. Bu nedenle doğru sonuç için, satış bedelinin akıbetini gösteren banka kayıtları ve ekonomik gerekçeyi destekleyen belgeler dosyaya mutlaka kazandırılmalıdır.

    Mal Paylaşımı Davasında Yetkili ve Görevli Mahkeme

    Mal paylaşımı, teknik adıyla mal rejiminin tasfiyesi, aile hukukunun özel uzmanlık alanlarından biridir. Bu davalarda görevli mahkeme kural olarak Aile Mahkemesidir. Görev, mahkemenin hangi tür davalara bakacağını ifade eder ve yanlış mahkemede dava açılması usulden ret gibi ciddi sonuçlar doğurabilir. Yetki ise davanın hangi yerde açılacağını belirler. Uygulamada yetki tartışması, dosyanın uzamasına ve masrafların artmasına yol açtığı için baştan doğru kurgu gerekir.

    Mal paylaşımı davasının yetkisinde, boşanma davasına bakmaya yetkili yer mahkemesiyle bağlantılı kurallar önem kazanır. Bu nedenle, boşanma dosyasının hangi yerde yürütüldüğü, tarafların yerleşim yerleri ve dava stratejisi birlikte değerlendirilmelidir. Bazı dosyalarda boşanma bir yerde, malvarlığı başka bir yerde bulunabilir; bu durum “taşınmaz nerede ise dava orada açılır” gibi yanlış kabullere yol açabilir. Oysa mal rejimi tasfiyesi, malın bulunduğu yerden bağımsız şekilde, aile hukuku usul kuralları çerçevesinde ele alınır.

    Pratikte en sağlıklı yaklaşım, boşanma dosyasının usulî seyrine göre tasfiye davasının zamanlamasını ve mahkemesini planlamaktır. Ayrıca mal kaçırma şüphesi varsa, yetkili mahkemeye başvururken tedbir taleplerinin de aynı dosyada etkin şekilde kurulması gerekir. Bu konu doğru yönetilmediğinde, hak arama süreci uzar ve özellikle taşınmaz devirleri bakımından geri dönüş zorlaşır.

    Boşanmada Mal Kaçırma Yargıtay Kararları

    Yargıtay uygulaması, boşanmada mal kaçırma iddialarında “etiket” üzerinden değil, olgular üzerinden değerlendirme yapar. Mahkemelerin dikkat ettiği başlıca göstergeler; işlemin boşanma sürecine yakınlığı, devrin aynı gün veya kısa aralıklarla yapılması, alıcının yakın akraba olması, satış bedelinin gerçekçi görünmemesi, bedelin fiilen ödenip ödenmediği ve devredilen malın kullanımının kimde kaldığıdır. Bu göstergeler bir araya geldiğinde, yapılan işlemin katılma alacağını azaltma amacına hizmet ettiği kanaati güçlenir.

    Buna karşılık Yargıtay’ın yaklaşımı, her şüpheli işlemin otomatik iptali yönünde değildir. Dosyada ekonomik gerekçeler, belgeyle kanıtlanabilen borç ödeme zorunluluğu veya hayatın olağan akışına uygun bir ihtiyaç ortaya konulmuşsa, aynı işlem farklı şekilde yorumlanabilir. Bu nedenle, “yakın akrabaya satış olduysa kesin mal kaçırmadır” gibi kesin ifadeler, uygulamada her dosyada karşılık bulmaz. Yargılama, delilin niteliğine göre şekillenir ve ispat yükü doğru yönetilmezse iddia reddedilebilir.

    Burada kritik ders şudur: Mal kaçırma iddiası olan dosyalarda başarı, çoğu zaman delil kurgusunun gücüne bağlıdır. Tapu kayıtları, banka dekontları, ödeme zinciri, malın fiili kullanımına ilişkin veriler ve işlem öncesi-sonrası davranışlar birlikte okunduğunda, Yargıtay ölçütleriyle uyumlu bir tablo kurulabilir. Aksi halde yalnızca şüpheye dayalı iddialar, tasfiye hesabını istenen yönde etkilemeyebilir.

    Sıkça Sorulan Sorular

    Boşanmada mal kaçırma nasıl anlaşılır?

    En sık işaretler; boşanma ihtimali belirginleştiğinde yapılan hızlı devirler, yakın akrabalara satış/bağış, piyasa değerinin altında bedel gösterilmesi, bedelin fiilen ödenmemesi ve malın kullanımının devreden eşte kalmasıdır. Tek bir belirti yeterli olmayabilir; önemli olan olguların birlikte değerlendirilmesidir.

    Aile konutu şerhi ne işe yarar?

    Aile konutu şerhi, eşlerin birlikte yaşadığı konut üzerinde tek taraflı satış, devir veya ipotek gibi tasarrufları fiilen zorlaştırır. Şerh sayesinde tapu işleminde diğer eşin rızası aranır ve mal kaçırma riskine karşı güçlü bir koruma sağlanır.

    Mal kaçırma iddiasında ispat yükü kimdedir?

    Kural olarak, “mal kaçırma” veya “muvazaa” iddiasını ileri süren taraf, iddiasını somut delillerle desteklemek zorundadır. Tapu kaydı tek başına her zaman yeterli görülmeyebilir; bedelin ödeme şekli, banka hareketleri ve işlem koşulları gibi verilerle dosya güçlendirilmelidir.

    Boşanma davası açılınca eş malını satamaz mı?

    Boşanma davasının açılması, her durumda eşin malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Risk görülen hallerde mahkemeden ihtiyati tedbir istenerek belirli mallar üzerinde geçici sınırlama getirilebilir; bu talep somut gerekçe ve delille desteklenmelidir.

    Hukuki Denetim
    Fatih Tahancı Denetlenme Tarihi:

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir