Aile Hukuku

Boşanmalarda Çocuğun Velayeti Hangi Durumlarda Babaya Verilir?

Boşanmalarda Çocuğun Velayeti Hangi Durumlarda Babaya Verilir - tahanci

Boşanma sürecinde en hassas başlıklardan biri, müşterek çocuğun kimin yanında kalacağı ve velayetin hangi tarafa bırakılacağıdır. “Boşanmalarda Çocuğun Velayeti Hangi Durumlarda Babaya Verilir?” sorusu, çoğu zaman tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok değişken içerir. Mahkemenin önceliği anne veya babanın talebi değil, çocuğun üstün yararıdır (çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal ve sosyal gelişimini en iyi koruyan seçenek). Uygulamada velayet; ebeveynlerin yaşam düzeni, çocuğa fiilen kimlerin baktığı, eğitim-sağlık ihtiyaçlarının nasıl karşılandığı, çocuğun görüşü ve uzman raporları gibi birçok unsur birlikte değerlendirilerek belirlenir. Bu yazıda, velayetin babaya verilmesinin gündeme geldiği tipik durumları, Yargıtay’ın kararlarında öne çıkan kritik noktaları ve süreçte sık yapılan hataları, pratik bir çerçeveyle ele alıyorum.

Özet Bilgi

  • Evlilik Dışı Doğan Çocuklar: Evlilik dışı doğan çocuklarda velayet kural olarak anneye aittir; ancak anne uygun değilse velayet babaya verilebilir.
  • Annenin Akıl Hastalığı: Annenin ağır psikiyatrik rahatsızlığı durumunda, çocuğun günlük bakımını etkileyip etkilemediği değerlendirilerek velayet babaya bırakılabilir.
  • Anlaşmalı Boşanma: Anlaşmalı boşanmalarda velayet protokolde düzenlenebilir, ancak hâkim çocuğun üstün yararı için farklı bir karar verebilir.
  • Kardeşlerin Ayrılmaması: Birden fazla çocuk varsa, kardeşlerin aynı evde yaşaması gerektiği ilkesine göre velayet durumu değerlendirilir.
  • Evlilik Dışı Doğan Çocuklarda Velayetin Babaya Verilebilmesi

    Evlilik dışı doğan çocuklarda velayet bakımından başlangıç noktası farklıdır. Kural olarak velayet anneye ait kabul edilir. Ancak annenin velayet görevini yerine getiremeyecek durumda olması halinde mahkeme çocuğun menfaatine göre velayeti babaya verebilir veya çocuğa vasi (velayet sahibi ebeveyn bulunmadığında çocuğu temsilen atanan kişi) atanmasına karar verebilir. Buradaki kritik ayrım şudur: Velayetin anneye bırakılmaması, otomatik biçimde babaya bırakılacağı anlamına gelmez. Dosyanın özelliklerine göre mahkeme, her iki ebeveyn açısından da risk görürse koruyucu bir çözüm üretebilir.

    Uygulamada en sık yapılan hata, “anne uygun değilse baba mutlaka uygundur” varsayımıyla hareket edilmesidir. Mahkeme, babanın da çocuğun ihtiyaçlarına cevap verip veremeyeceğini araştırır. Bu araştırma; sosyal inceleme, tanık anlatımları, yaşam koşulları ve çocuğun güvenliğini etkileyen olgular üzerinden yürütülür. Babaya velayet verilmesi isteniyorsa, sadece annenin olumsuzlukları değil, babanın bakım kapasitesi (düzenli yaşam, zaman ayırabilme, destek ağı, çocuğun eğitim ve sağlık takibi) da somutlaştırılmalıdır.

    Annenin Küçük veya Akıl Hastası Olması Halinde Çocuğun Velayetinin Babaya Bırakılması

    Annenin küçük olması, kısıtlılığı veya ağır psikiyatrik rahatsızlığı gibi hallerde velayet, çocuğun korunması amacıyla babaya bırakılabilir. Burada mahkeme, “etiket” üzerinden değil; annenin bu durumunun çocuğun günlük bakımını, güvenliğini ve gelişimini fiilen nasıl etkilediği üzerinden değerlendirme yapar. Örneğin, annenin tedavi süreci nedeniyle çocuğa düzenli bakım verememesi, kriz dönemlerinde çocuğun güvenliğinin tehlikeye girmesi veya ebeveynlik işlevlerinin sürdürülememesi gibi olgular önem kazanır.

    Yargıtay uygulamasında dikkat çeken husus, velayet kararının soyut iddialarla değil somut delillerle desteklenmesi gereğidir. Sık yapılan hatalardan biri, “akıl hastası” veya “psikolojisi bozuk” gibi soyut ifadelerle dosya kurulmaya çalışılmasıdır. Bu tür iddialar, tıbbi raporlar, tedavi kayıtları, sosyal inceleme bulguları ve çocuğun bakımında ortaya çıkan aksaklıkları gösteren olgularla desteklenmediğinde etkisiz kalabilir. Diğer yandan, annenin sağlık sorunları tek başına velayetin babaya verilmesini zorunlu kılmaz; babanın da velayet görevini yerine getirmeye elverişli olduğunun ortaya konulması gerekir.

    Anlaşmalı Boşanma Davası ile Çocuğun Velayetinin Babaya Bırakılması

    Anlaşmalı boşanmada eşler velayetin anneye mi babaya mı bırakılacağını protokolde düzenleyebilir. Ancak velayet, kamu düzeni ile ilişkili görüldüğünden, hâkim protokoldeki düzenlemeyle bağlı değildir. Hâkim, çocuğun üstün yararı açısından gerekli görürse re’sen araştırma yapar ve protokolde yazandan farklı şekilde velayet düzenleyebilir. Bu yaklaşımın nedeni, velayet kararının bir “taraf anlaşması” değil, çocuğu doğrudan etkileyen bir koruma kararı niteliği taşımasıdır.

    Uygulamada sık yapılan hata, protokole velayetin babaya bırakılmasını yazmakla işin bittiğinin sanılmasıdır. Hâkim, babanın yaşam koşullarını, çocuğun düzenini, bakım planını ve çocuğun ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağını görmek ister. Özellikle küçük yaştaki çocuklarda, çocuğun bakımının kimin tarafından fiilen yürütüleceği, babanın çalışma düzeni, destek alacağı aile çevresi ve çocuğun okul-sağlık takibi gibi konular netleştirilmelidir. Protokol, güçlü bir çerçeve sunar; fakat mahkemenin onayı için uygulanabilir ve çocuğu koruyan bir plan içermesi gerekir.

    Kardeşlerin Ayrılmaması İlkesine Göre Çocuğun Velayetinin Babaya Bırakılması

    Birden fazla müşterek çocuk varsa, mahkemeler çoğu zaman kardeşlerin ayrılmaması ilkesini dikkate alır. Bu ilke, kardeşlerin farklı evlerde yaşamasının çocukların ruhsal ve sosyal gelişimini olumsuz etkileyebileceği varsayımına dayanır. Elbette bu, mutlak bir kural değildir; ancak çocuğun üstün yararıyla uyumlu olduğu ölçüde güçlü bir değerlendirme ölçütü olarak uygulanır. Özellikle çocukların birbirine duygusal olarak bağlı olduğu, ortak düzenin korunmasının eğitim ve psikoloji açısından önemli olduğu dosyalarda, velayetin tek ebeveynde toplanması daha olasıdır.

    Pratikte görülen senaryo şudur: İdrak çağındaki (olgunluk düzeyi itibarıyla görüşü anlamlı kabul edilebilecek) çocuk babayla yaşamak istediğini söylerken, daha küçük kardeşin velayeti de kardeşlerin ayrılmaması ilkesi sebebiyle babaya bırakılabilir. Burada mahkemenin aradığı şey, babanın tüm çocukların bakımını üstlenebilecek kapasitede olmasıdır. Sık yapılan hata, sadece büyük çocuğun beyanına odaklanıp küçük kardeşin bakım planını boş bırakmaktır. Oysa mahkeme, küçük çocuğun günlük ihtiyaçları, rutinleri, uyku-beslenme düzeni ve destek mekanizmalarını somut görmek ister.

    Boşanma Davası Süresince Babanın Yanında Yaşamaya Devam Eden Çocuğun Velayetinin Babaya Bırakılması

    Boşanma davası devam ederken mahkeme, çocuğun korunması için geçici velayet (yargılama süresince çocuğun kimde kalacağını belirleyen tedbir) düzenlemesi yapabilir. Bu süreçte çocuk tedbiren baba yanında kalıyorsa ve bu düzen çocuğun eğitim, sağlık ve psikolojik istikrarını koruyorsa, nihai karar aşamasında da bu düzenin sürdürülmesi gündeme gelebilir. Mahkeme, “düzeni bozmama” yaklaşımıyla, çocuğun alıştığı ve kendini güvende hissettiği yaşam çerçevesini korumayı hedefleyebilir.

    Ancak tek başına “çocuk zaten babada kalıyor” demek yeterli değildir. Mahkeme, bu fiili durumun çocuğun yararına olup olmadığını araştırır. Sosyal inceleme raporları, okul devamsızlığı, akademik performans, sağlık kontrollerinin düzeni ve çocuğun ruhsal durumu gibi göstergeler bu noktada önemlidir. Uygulamada en sık yapılan hata, fiili durumu avantaj sanıp dosyayı delilsiz bırakmaktır. Oysa mahkeme, fiili düzenin “doğru” olduğunu gösterecek veri ister. Bu nedenle çocuğun düzenli okul-ev takvimi, bakım sorumluluğunu kimlerin üstlendiği ve ebeveynin çocukla kurduğu bağ somutlaştırılmalıdır.

    Annenin Velayeti Almasının Çocuk İçin Tehlike Arz Edecek Olması Halinde Velayetin Babaya Bırakılması

    Mahkemeler özellikle küçük çocuklarda anne bakımına ilişkin genel eğilim gösterebilse de, anne yanında kalmanın çocuk için ciddi risk yaratması halinde velayet babaya bırakılabilir. Buradaki “tehlike” kavramı; çocuğun fiziksel güvenliği, istismar/ihmal riski, bağımlılık ortamı, şiddet ortamı veya çocuğun gelişimini ağır biçimde zedeleyen koşullar gibi somut olgularla ilişkilidir. Bu tür dosyalarda hâkim, riskin ağırlığını ve sürekliliğini değerlendirir; gerekiyorsa koruyucu tedbirlere başvurur.

    Süreçte yapılan kritik hata, iddiaları ağırlaştırıp delil yönetimini ihmal etmektir. “Tehlike var” demek yerine; tehlikenin ne olduğu, çocuğu nasıl etkilediği, hangi olaylarla görünür hale geldiği ve neden babanın yanında bu riskin ortadan kalkacağı açıklanmalıdır. Tanıklar, resmi başvurular, sosyal inceleme raporları, sağlık kayıtları ve çocukla ilgili uzman değerlendirmeleri bu noktada belirleyici olabilir. Ayrıca mahkeme, babanın velayet görevini yerine getirmesinde engel bir durum görürse sadece velayeti değiştirmekle yetinmeyip farklı koruma mekanizmalarını da değerlendirebilir.

    Annenin Yeniden Evlenmesi Halinde Çocuğun Velayetinin Babaya Bırakılması

    Velayet kararı verildikten sonra yaşam koşullarında önemli değişiklikler ortaya çıkabilir. Annenin yeniden evlenmesi, tek başına velayetin babaya geçmesini gerektirmez; ancak çocuğun menfaatini olumsuz etkileyen somut sonuçlar doğuruyorsa, velayetin değiştirilmesi gündeme gelebilir. Mahkeme burada yeni aile düzeninin çocuğun psikolojisine, eğitimine, güvenliğine ve sosyal çevresine etkisine bakar. Çocuğun yeni eşle uyumu, ev ortamındaki çatışma düzeyi, çocuğun bakımının kimin tarafından üstlenildiği ve çocuğun günlük ihtiyaçlarının istikrarlı biçimde karşılanıp karşılanmadığı önemli başlıklardır.

    Uygulamada en sık hata, “yeniden evlendi, velayet değişir” yaklaşımıdır. Bu yaklaşım doğru değildir; çünkü velayet, ebeveynin medeni hâline göre değil çocuğun üstün yararına göre düzenlenir. Bu nedenle babanın iddiası; çocuğun yeni düzen içinde ihmal edilmesi, psikolojik baskı altında kalması, eğitim düzeninin bozulması veya güvenlik riskleri gibi somut olgulara dayanmalıdır. İspat yükü bakımından da, iddianın soyut kalmaması gerekir. Mahkeme, gerektiğinde sosyal inceleme yaptırarak yeni ev ortamını ve çocuğun uyumunu değerlendirebilir.

    Boşanma Davasında İdrak Çağındaki Çocuğun Beyanına Göre Çocuğun Velayetinin Babaya Verilmesi

    İdrak çağındaki çocuğun dinlenmesi, velayet uyuşmazlıklarında hem usuli hem de maddi açıdan önemlidir. Yargıtay uygulamasında, çocuğun görüşü alınmadan verilen velayet kararları çoğu zaman eksik inceleme kapsamında değerlendirilir. Çocuğun beyanı, “tek belirleyici” olmasa da güçlü bir göstergedir. Mahkeme; çocuğun hangi ebeveynle yaşamak istediğini, bu tercihin nedenlerini ve tercihin etkilenip etkilenmediğini (baskı, yönlendirme, çatışma) anlamaya çalışır.

    Süreçte sık yapılan hata, çocuğun beyanını “kesin sonuç” gibi sunmaktır. Çocuğun tercihi, çocuğun yararına aykırıysa mahkeme bu tercihe rağmen farklı bir düzen kurabilir. Bu nedenle babaya velayet talebinde, çocuğun babayla yaşama isteğinin arkasındaki istikrar (okul düzeni, duygusal güven, bakımın sürekliliği) ve babanın bu düzeni sürdürebilme kapasitesi ortaya konulmalıdır. Ayrıca çocuğun dinlenmesi sürecinde, çocuğu taraf haline getirip baskılamak çok ciddi bir hatadır; bu durum hem çocuğu yıpratır hem de mahkemenin değerlendirmesini olumsuz etkileyebilir.

    Annenin, Çocuğun Babası ile Kişisel İlişkisini Engellemesi Halinde Çocuğun Velayetinin Babaya Bırakılması

    Boşanma sonrasında velayet anneye verilmiş olsa dahi, babayla çocuğun görüşmesi için kişisel ilişki düzenlenir (görüş günleri, saatleri ve yöntemleri). Bu düzenin sistematik biçimde engellenmesi; çocuğun ebeveynleriyle sağlıklı bağ kurma hakkını zedeler ve velayet görevine aykırılık olarak değerlendirilebilir. Yargıtay kararlarında, kişisel ilişkinin engellenmesinin velayet bakımından önemli bir olgu olduğu ve çocuğun üstün yararı gerektiriyorsa velayetin babaya bırakılabileceği vurgulanır.

    Burada kritik nokta, engellemenin “tek seferlik” değil, süreklilik arz eden ve çocuğu etkileyen bir davranış biçimi olarak ortaya konulmasıdır. Uygulamada sık hata; iletişim sorunlarını kişisel ilişki engellemesiyle karıştırmaktır. Gerçek engelleme iddiası; teslim etmeme, adres gizleme, çocuğu görüş saatlerinde hazır bulundurmama, çocuğu kışkırtma gibi davranışlarla somutlaşır. Bu olgular, yazışmalar, teslim tutanakları, tanık beyanları ve icra dosyaları gibi delillerle desteklenebilir. Mahkeme, babanın velayeti almasının çocuğun gelişimine engel olmayacağını da ayrıca değerlendirir; yani “anne engelliyor” tek başına yetmeyebilir, babanın velayet kapasitesi de dosyada görünür olmalıdır.

    Uygulamada Dengeyi Belirleyen Ölçütler ve Sık Yapılan Hatalar

    Velayet uyuşmazlığında mahkeme, tek bir başlığa bakarak karar vermez; dosyanın bütününü değerlendirir. Bu nedenle taraflar, stratejiyi yalnızca “karşı tarafı kötüleme” üzerine kurduğunda çoğu zaman hedefe ulaşamaz. Asıl ihtiyaç, çocuğun günlük yaşamının nasıl korunacağına dair tutarlı bir tablo sunmaktır. Özellikle sosyal inceleme raporları ve uzman değerlendirmeleri, velayet dosyalarının omurgasını oluşturur. Bu raporlarda; çocuğun rutinleri, ebeveynlerin bakım becerisi, ev ortamının güvenliği ve çocuğun duygusal durumu gibi unsurlar dikkate alınır.

    Değerlendirme AlanıMahkemenin Aradığı Somut GöstergelerSık Yapılan Hata
    Çocuğun üstün yararıSağlık, eğitim, güvenlik ve psikolojik istikrarKusur tartışmasını velayetle karıştırmak
    Bakım kapasitesiZaman ayırma, destek ağı, düzenli yaşam, takip becerisiSadece “ben isterim” demek
    Çocuğun görüşüOlgunluk düzeyi, beyanın tutarlılığı, yönlendirme riskiÇocuğu baskı altına almak
    Kişisel ilişkiGörüşmenin fiilen sağlanması, engellemenin sürekliliğiİletişim sorunlarını “engelleme” diye sunmak
    • Delil planı kurmamak: İddiaların tanık, belge, rapor ve somut olaylarla desteklenmemesi.
    • Çocuğu taraflaştırmak: Çocuğa ebeveyn seçtiren, baskı kuran veya çatışmaya çeken tutumlar.
    • Fiili düzeni boş bırakmak: Çocuk babada kalıyorsa bu düzenin neden iyi olduğunu göstermemek.
    • Protokole aşırı güvenmek: Anlaşmalı boşanmada hâkimin re’sen araştırma yetkisini göz ardı etmek.

    Sıkça Sorulan Sorular

    Velayet babaya verildiğinde anne çocuğu hiç göremez mi?

    Velayet babaya verilse bile anne ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulması esastır. Mahkeme, çocuğun yaşı, eğitim düzeni ve tarafların koşullarına göre görüş günlerini ve yöntemini belirler. Ancak çocuğun güvenliğini tehdit eden durumlar varsa kişisel ilişki gözetim altında kurulabilir veya istisnai olarak sınırlandırılabilir.

    Anlaşmalı boşanmada velayeti babaya yazarsak mahkeme otomatik kabul eder mi?

    Mahkeme, velayet konusunda tarafların anlaşmasıyla bağlı değildir. Hâkim, çocuğun üstün yararı açısından uygun görmediği bir düzenlemeyi onaylamayabilir ve gerekli görürse sosyal inceleme yaptırarak velayeti farklı şekilde düzenleyebilir. Bu nedenle protokoldeki velayet planının uygulanabilir ve çocuğu koruyan bir çerçevede kurulması önemlidir.

    Anne yeniden evlenirse velayet kendiliğinden babaya geçer mi?

    Yeniden evlenme tek başına velayetin değişmesi için yeterli değildir. Mahkeme, yeni düzenin çocuğa somut zarar verip vermediğine bakar. Çocuğun ihmal edilmesi, psikolojik baskı altında kalması, eğitim düzeninin bozulması veya güvenlik riski gibi olgular ortaya konulursa velayetin değiştirilmesi gündeme gelebilir.

    Anne babayla görüşmeyi engellerse velayet kesin babaya verilir mi?

    Kişisel ilişkinin engellenmesi, velayet değerlendirmesinde ciddi bir olgudur; ancak otomatik sonuç doğurmaz. Engellemenin sürekliliği ve çocuğa etkisi somutlaştırılmalı, ayrıca babanın velayet görevini sağlıklı biçimde yerine getirebileceği dosyada görünür olmalıdır. Mahkeme, tüm koşulları birlikte değerlendirerek çocuğun üstün yararına göre karar verir.

    Hukuki Denetim
    Fatih Tahancı Denetlenme Tarihi:

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir