Düğün Takıları ve Ziynet Eşyası Davası
Düğün Takıları ve Ziynet Eşyası Davası, evlilik birliği içinde en sık uyuşmazlık doğuran konulardan biridir. Düğünde takılan altınlar, bilezikler, takı setleri ve nakit paralar çoğu zaman “kimde kaldı, kime aitti, hangi amaçla bozduruldu” gibi sorularla birlikte mahkemeye taşınır. Bu davalarda sonuç; yalnızca düğünde ne takıldığına değil, taraflar arasında anlaşma bulunup bulunmadığına, yerel örf ve adet iddiasının ispatlanıp ispatlanamadığına, ziynetlerin kadına özgü olup olmadığına ve en önemlisi ispat düzenine bağlıdır. Ayrıca ziynet talebinin boşanma davasına “kendiliğinden ek” bir sonuç olmadığı, çoğu dosyada harç (devlete ödenen yargılama gideri) eksikliği nedeniyle usulden sorun çıktığı da görülür. Bu yazıda, düğün takılarının aidiyet kuralları, ziynet davasının nasıl açılacağı, ispat stratejisi, ıslah sınırı ve zamanaşımı ayrımı uygulamadaki pratik karşılığıyla ele alınmaktadır.
Düğün Takıları Kime Aittir?
Düğün takılarının aidiyetinde ilk bakılacak husus, eşlerin kendi aralarında bu konuda açık bir anlaşma yapıp yapmadığıdır. Yazılı bir sözleşme olabileceği gibi, tarafların iradesini ortaya koyan açık ve tutarlı beyanlar da önem taşır. Anlaşma yoksa, ikinci aşamada yerel örf ve adet gündeme gelir. Örf ve adet iddiası, soyut bir “bizim oralarda böyle olur” cümlesiyle değil; somut, tutarlı ve gerektiğinde tanık beyanlarıyla ispatlanabilir olmalıdır. Ne anlaşma ne de ispatlanmış bir örf-adet kuralı varsa, uygulamada esas alınan temel yaklaşım şudur: Ekonomik değeri olan her şey kural olarak kime takılmışsa ona aittir. Ancak bu kuralın önemli bir istisnası vardır: Takı, görünüş itibarıyla kadına veya erkeğe özgü bir nitelik taşıyorsa, kime takıldığına bakılmaksızın o cinse verilmiş sayılabilir. Özgülük konusunda çekişme çıkarsa, mahkeme bilirkişi incelemesi (örneğin kuyumcu bilirkişi) yaptırarak takının niteliğini değerlendirebilir.
Öte yandan, takıların “takı sandığı/torbası” gibi bir yerde toplandığı durumlarda da aidiyet tartışması yaşanır. Burada da yaklaşım; sandığa konulan şeyin kadına özgü ya da erkeğe özgü olması hâlinde o cinse verilmiş sayılacağı, her iki cins tarafından kullanılabilen nitelikteyse olayın tüm koşullarıyla değerlendirileceği yönündedir. Uygulamada hata, her takının otomatik olarak tek tarafa ait kabul edilmesi veya “kimin misafiri taktı” tartışmasına dosyanın sıkıştırılmasıdır. Doğru yöntem, aidiyet değerlendirmesini anlaşma → örf-adet → kime takıldı/kadına-erkeke özgülük sıralamasıyla kurmaktır.
- Öncelik: Taraflar arasında ziynet paylaşım anlaşması
- İkinci basamak: Yerel örf ve adetin varlığı ve ispatı
- Son basamak: Kime takıldı + takının kadına/erkeğe özgü olup olmadığı
Düğün Takıları (Ziynet Eşyası) Davası Nasıl Açılır?
Düğün takılarıyla ilgili talepler, boşanma davasıyla birlikte ileri sürülebileceği gibi, boşanma hükmünün kesinleşmesinden sonra ayrı bir dava olarak da açılabilir. Buradaki kritik nokta şudur: Ziynet talebi, çoğu kişinin sandığının aksine, boşanmanın “doğal eki” sayılan bir talep değildir. Bu nedenle ziynet alacağı isteniyorsa, davanın usul ekonomisine uygun yürütülmesi için talep biçimi ve harç düzeni doğru kurulmalıdır. Uygulamada en sağlıklı yöntem, ziynet taleplerini terditli (kademeli) şekilde kurmaktır. Terditli dava; önce asıl talebi, bu mümkün olmazsa ikinci talebi ileri sürmeyi sağlar. Ziynet dosyalarında bu, genellikle “aynen iade (takının bizzat geri verilmesi), mümkün değilse bedel (parasal değerinin ödenmesi)” şeklinde kurulur.
Davayı açarken ziynetlerin cins, nitelik, sayı ve ayırt edici özelliklerinin olabildiğince net yazılması gerekir. “Bir miktar altın” gibi belirsiz ifadeler, ispatı zayıflatır ve bilirkişi incelemesinde de dosyanın dağılmasına yol açar. Ayrıca ziynet alacağı talebi, bağımsız nitelikte olduğundan, mahkemece bu talep yönünden nispi harç (talep değerine göre alınan harç) gündeme gelir. Harç eksikliği giderilmeden yargılamanın ilerlemesi, çoğu dosyada sonradan usulî sorun doğurur. Bu nedenle, ziynet talebi boşanma davasının içine konulsa dahi, ziynet yönünden harç ve değer hesaplaması disiplinli yapılmalıdır.
Aşağıdaki tablo, davanın iskeletini pratik şekilde özetler:
| Adım | Ne yapılır? | Uygulama Notu |
|---|---|---|
| 1 | Ziynet kalemleri net yazılır (cins-sayı-nitelik) | Belirsizlik ispatı zayıflatır |
| 2 | Terditli talep kurulur: aynen iade, olmazsa bedel | Bedel talebi için değer tespiti önemlidir |
| 3 | Harç düzeni kontrol edilir (nispi harç) | Eksiklik varsa süreyle tamamlatılır |
| 4 | Deliller planlanır (fotoğraf, video, tanık, bilirkişi) | Deliller “görgüye dayalı” olmalı |
Düğün Takıları (Ziynet Eşyası) Boşanma Halinde Mal Paylaşımına Dahil Edilir mi?
Ziynet eşyaları, uygulamada genel olarak kişisel mal (eşlerden birine ait olup paylaşım dışı kalan mal) kapsamında değerlendirilir. Bu nedenle ziynetler, boşanma sonrası yapılan mal rejimi tasfiyesi (edinilmiş malların paylaşımı) hesabına otomatik şekilde dahil edilmez. Bu ayrım, dosyalarda sıkça karıştırılır: Mal paylaşımı davası ile ziynet davası aynı şey değildir; biri mal rejiminin tasfiyesi mantığıyla ilerlerken, diğeri çoğu zaman mülkiyetin iadesi veya iade mümkün değilse bedel mantığıyla kurulur.
Evlilik içinde ziynetlerin bozdurulup evin ihtiyaçları için harcanması, düğün masrafı yapılması ya da diğer eşin borcunun ödenmesinde kullanılması tek başına “artık istenemez” sonucunu doğurmaz. Önemli olan, ziynetlerin diğer eşe iade edilmemek üzere verilip verilmediğidir. Eğer ziynetler, eşin özgür iradesiyle ve açık şekilde “geri istenmemek üzere” bırakılmışsa, sonradan geri istenmesi zorlaşır. Ancak bu noktada da ispat yükü (iddiasını kanıtlama sorumluluğu) kritik hâle gelir: “İade edilmemek üzere verildi” savunmasını ileri süren taraf, bunu somut delillerle desteklemelidir. Uygulamada yapılan hata, ziynetlerin harcandığını kabul eden eşin otomatik olarak borçtan kurtulduğunu sanmasıdır. Ziynetlerin hangi koşulla elden çıktığı, rıza olup olmadığı, rızanın kapsamı ve iade iradesi dosya bazında değerlendirilir.
- Ziynet: Kişisel mal sayılma eğilimindedir, mal rejimi paylaşımına otomatik girmez.
- Bozdurma/harcama: Tek başına talebi düşürmez; rıza ve “iade edilmeme” şartı belirleyicidir.
- İspat: “İade edilmemek üzere verildi” diyen taraf, bu olguyu kanıtlamalıdır.
Islah Yoluyla Ziynet Eşyaları Talep edilebilir mi?
Ziynet uyuşmazlıklarında en sık yapılan usul hatası, dava dilekçesinde talep edilmeyen ziynet kalemlerinin daha sonra ıslah (tarafın usule ilişkin işlemini düzeltmesi) yoluyla dosyaya eklenebileceğinin sanılmasıdır. Islah, kural olarak dava açıldıktan sonra talep edilen hususların düzeltilmesine veya değiştirilmesine imkan tanır; ancak uygulamada kabul edilen sınır şudur: Islah ile yeni ve bağımsız bir talep eklenemez. Yani dilekçede hiç yer almayan bir ziynet kalemini, yargılama devam ederken ıslahla “ilk kez” talep etmek çoğu durumda usulen mümkün görülmez. Bu tür eklemeler, talep sonucunu genişlettiği için “yeni dava” etkisi doğurur ve mahkemenin taleple bağlılığı ilkesine takılır.
Doğru yöntem, dava dilekçesi hazırlanırken ziynet listesinin en başta disiplinli şekilde oluşturulmasıdır. Eğer sonradan yeni kalemler gerçekten ortaya çıkmışsa, ıslah yerine ek dava açılması ve bu ek davanın mevcut dosya ile birleştirilmesi istenmesi daha güvenli yoldur. Ek dava, yeni bir talebi bağımsız olarak mahkemenin önüne getirir; harç ve değer düzeni de bu çerçevede sağlıklı kurulur. Uygulamada hata, ıslah dilekçesiyle talep genişletilirken harç boyutunun da ihmal edilmesidir. Talep artışı harca tabi olduğunda harç tamamlanmadan esasa girilmesi ayrıca sorun çıkarır.
Bu başlık altında pratik uyarı şudur: Ziynet kalemleri dosyanın omurgasıdır. Dilekçeyi “sonradan tamamlarız” yaklaşımıyla kurmak, hem usul itirazına hem de ispat zafiyetine yol açar. Bu nedenle başlangıçta fotoğraf/video kayıtları, düğün görüntüleri, takı listeleri ve tanık planı ile birlikte talep seti oluşturulmalıdır.
Düğün Takıları (Ziynet Eşyaları) Dava Açma/Zamanaşımı Süresi Nedir?
Ziynet taleplerinde süre tartışması, talebin niteliğine göre değişir. Ziynet eşyası hâlen mevcutsa ve davacı “takının bizzat geri verilmesini” istiyorsa, bu istem çoğu dosyada istihkak davası (mülkiyete dayalı iade davası) karakteri taşır. İstihkak davasında uyuşmazlığın temelinde mülkiyet hakkı bulunduğundan, ziynetlerin varlığı somut olarak tespit edilebiliyorsa zamanaşımı (alacağın belirli süre geçince ileri sürülememesi) tartışması genellikle gündeme gelmez. Uygulamada bu, “eşyalar mevcutsa aynen iade istenir ve süre engeliyle karşılaşma ihtimali düşüktür” şeklinde görülür.
Ziynetler mevcut değilse, yani aynen iade fiilen mümkün değilse ve davacı bu nedenle bedel talep ediyorsa, istem artık saf bir iade davası olmaktan çıkar ve tazminat/alacak niteliği kazanır. Bu durumda, genel borçlar hukuku yaklaşımıyla belirli bir zamanaşımı süresi uygulanır. Uygulamada kritik hata, aynen iade ile bedel talebinin aynı sürelere tabi sanılmasıdır. Oysa bedel isteminde, davanın hangi tarihten itibaren süreye bağlanacağı ve hangi olayın “başlangıç” kabul edileceği dosyanın sonucunu doğrudan etkiler.
Stratejik olarak, dava dilekçesinde terditli talep kurmak bu nedenle önemlidir: Mahkeme ziynetlerin varlığını tespit ederse aynen iade; tespit edemezse bedel üzerinden değerlendirme yapar. Bu ikili yapı; delil stratejisini de belirler. Ziynetlerin varlığını ortaya koyan fotoğraf-video gibi deliller, varlık tespitini güçlendirirken; bedel talebi için ziynetlerin nitelik ve piyasa değerini belirleyen bilirkişi incelemesi önem kazanır.
Ziynet Nedir? Ziynet Eşyası Kime Aittir?
Ziynet, kıymetli madenlerden veya ekonomik değeri bulunan malzemelerden yapılmış, takı ve süs amacıyla kullanılan eşyaları ifade eder. Bilezik, kolye, küpe, yüzük, takı setleri, altın çeşitleri ve benzeri değerler bu kapsamda değerlendirilir. Ziynet eşyası, düğün ve evlilik münasebetiyle eşlere verilen hediyeler olarak da tanımlanır. Burada pratik ayrım, ziynetin sadece “takı” ile sınırlı olmamasıdır; düğün sırasında takılan nakit para da ekonomik değer taşıdığı için uyuşmazlık konusu olabilir. Aidiyet değerlendirmesi yapılırken, “hediye” niteliğinin varlığı ve kime yönelik olduğu önem kazanır.
Uygulamada özellikle kadına özgü ziynet kavramı dosyaların merkezindedir. Kadına özgü sayılan ziynetler, eşler arasında aksine bir anlaşma veya ispatlanmış bir yerel adet yoksa, kimin taktığına bakılmaksızın kadına bağışlanmış kabul edilir ve kişisel mal niteliğini kazanır. Bu yaklaşım, ziynet eşyasının evlilik içinde kime ait olduğunu belirlemede temel referanstır. Buna karşılık, her iki cins tarafından kullanılabilen eşyalar açısından “münhasıran kadına ait” değerlendirmesi yapılamayabilir; bu durumda takının niteliği, takılma biçimi, tarafların kullanım alışkanlığı ve dosyadaki deliller birlikte değerlendirilir.
Uygulamada hata, ziynet kavramını dar yorumlayıp sadece “bilezik” üzerinden gitmektir. Oysa uyuşmazlık; düğün görüntülerindeki takı setleri, saat, bileklik, altın türleri ve nakit para gibi kalemlerde yoğunlaşabilir. Bu nedenle davanın başında ziynet envanteri çıkarılması ve her kalemin niteliğinin belirlenmesi, hem aidiyet hem de değer tespiti açısından kritik önemdedir.
Ziynet Eşyalarının İadesi Davasında İspat Yükü
Ziynet davalarında sonucu belirleyen asıl unsur çoğu zaman “kural” değil, ispat düzeni olur. Genel ilke, hakkını dayandırdığı olguyu iddia eden tarafın bunu ispatlamasıdır. Ancak ziynet dosyalarında hayatın olağan akışı (gündelik yaşam deneyimi) ayrıca devreye girer. Ziynet eşyaları küçük, taşınabilir ve saklanabilir olduğundan, olağan olan bu eşyaların çoğu zaman kadının zilyetliğinde (fiilî hakimiyetinde) bulunmasıdır. Bu nedenle “ziynetler bende değildi, diğer eşte kaldı” şeklindeki iddia, soyut anlatımla yetmez; olayın olağan akışına aykırılık taşıyorsa, iddianın güçlü delillerle desteklenmesi gerekir.
Pratikte davacı açısından ispat iki aşamalıdır. İlk aşama, dava konusu ziynetlerin varlığının ispatıdır: cins, sayı, nitelik ve miktar net olarak ortaya konmalıdır. İkinci aşama ise, bu ziynetlerin kendinde olmadığının ve diğer eşe geçtiğinin ya da evden ayrılırken götürmesinin fiilen mümkün olmadığının ispatıdır. Örneğin “zorla alındı”, “götürmeme engeli oldu” gibi iddialar ileri sürülüyorsa, bu iddialar görgüye dayalı tanık anlatımları, mesaj kayıtları, kamera görüntüleri veya olayın koşullarını gösteren başka delillerle desteklenmelidir.
Davacı, ziynetlerin diğer eşin hakimiyetine geçtiğini güçlü şekilde ortaya koyduğunda, bu kez davalı bakımından “iade yükümlülüğünden kurtulma” savunmaları gündeme gelir. Özellikle “iade edilmemek üzere verildi” savunması ileri sürülüyorsa, bu savunmanın ispatı davalıda olur. Aşağıdaki liste, ispat planını sistematik hale getirir:
- Varlık ispatı: Düğün görüntüsü, fotoğraf, takı listesi, görgü tanığı
- Elinden çıkma ispatı: Zorla alma iddiası varsa somut delil, mesaj/şahit
- Davalı savunması: “İade edilmemek üzere verildi” iddiasını ileri süren ispatlar
Ziynet Eşyasının Bilirkişi İncelemesi ve Fotoğraf Delili ile İspatlanması
Ziynet davalarında bilirkişi incelemesi, özellikle takıların niteliği, ayar/gramaj farkları ve ekonomik değer tespiti açısından sıkça başvurulan bir yöntemdir. Ancak bilirkişi raporunun “tek başına” dosyayı bitirmesi beklenmemelidir. Uygulamada en sık karşılaşılan sorun, raporun dosyadaki fotoğraf ve video kayıtlarıyla uyumsuz olmasıdır. Düğün fotoğrafında görülen takı sayısı veya modeli raporda eksik kalmışsa, bu durum raporun denetime elverişliliğini zayıflatır. Bu nedenle tarafların, rapor geldikten sonra “olduğu gibi kabul” yaklaşımı yerine, raporun somut delillerle uyumunu kontrol etmesi gerekir.
Fotoğraf ve video kayıtları, ziynetlerin varlığını ispatlamada güçlü delillerden biridir. Ancak bu kayıtların delil değerini artırmak için, takıların yakın çekim göründüğü, takı setinin modelinin anlaşılabildiği, bilezik sayısının seçilebildiği bölümler dosyada özellikle vurgulanmalıdır. Mahkeme, gerektiğinde kuyumcu bilirkişiden (takı piyasasını bilen uzman) rapor alarak fotoğraf üzerinden nitelik tespiti yapabilir. Burada pratik hata, “fotoğraf var” denilerek fotoğrafın hangi takıyı gösterdiğinin hiç açıklanmamasıdır. Fotoğrafın, iddia edilen ziynet kalemiyle eşleştirilmesi gerekir.
Bilirkişi incelemesi ayrıca “kadına/erkeğe özgü” niteliğin değerlendirilmesinde de devreye girebilir. Takının her iki cins tarafından kullanılabilir bulunması, aidiyet değerlendirmesini etkiler. Bu nedenle bilirkişi raporuna itiraz mekanizması önemlidir: Raporda eksik veya çelişkili tespit varsa, yeni bir rapor alınması talep edilebilir. Uygulamada sonuç aldıran yaklaşım; fotoğraf/video kayıtlarıyla ziynet listesini uyumlu şekilde kurmak, raporun eksiklerini somut itirazlarla göstermek ve raporu “dosya gerçeğine” yaklaştırmaktır.
SSS
Düğün takıları davasında “aynen iade” ile “bedel” talebi neden birlikte istenir?
Ziynetlerin dava sırasında mevcut olup olmadığı çoğu zaman tartışmalıdır. Terditli (kademeli) talep kurulduğunda, mahkeme ziynetlerin varlığını tespit ederse aynen iade; tespit edemezse bedel üzerinden değerlendirme yapabilir. Bu yapı, davacının talebini usulî risklere karşı korur ve dosyanın delil durumuna göre karar kurulmasını kolaylaştırır.
Ziynet eşyası talepleri boşanma davasının otomatik sonucu mudur?
Ziynet talebi çoğu dosyada bağımsız nitelikte kabul edilir ve boşanmanın fer’î sonucu gibi değerlendirilmez. Bu nedenle talebin dilekçede açıkça kurulması, değerinin belirtilmesi ve harç düzeninin doğru planlanması önemlidir. “Boşanma davası açınca ziynet de kendiliğinden istenir” yaklaşımı uygulamada usul sorunlarına yol açabilir.
Islah ile yeni ziynet kalemleri eklenebilir mi?
Islah, mevcut talebin düzeltilmesine veya değiştirilmesine hizmet eder; dava dilekçesinde hiç yer almayan yeni bir ziynet kaleminin sonradan ıslahla eklenmesi çoğu durumda usulen mümkün görülmez. Böyle bir ihtiyaç doğarsa, ek dava açılması ve dosyaların birleştirilmesinin istenmesi daha güvenli yöntemdir.
Ziynet eşyalarının diğer eşe “iade edilmemek üzere” verildiği nasıl ispatlanır?
Bu savunmayı ileri süren tarafın, ziynetlerin geri istenmeyeceği yönünde açık irade bulunduğunu somut delillerle ortaya koyması gerekir. Genel ifadeler veya soyut anlatımlar yeterli olmayabilir. Mesaj kayıtları, yazılı anlaşma, tutarlı görgü tanığı beyanları gibi deliller, “iade edilmeme” olgusunun ispatında belirleyici olabilir.
Avukat Fatih Tahancı, 2015 yılında Hukuk Fakültesini tam burslu, onur öğrencisi olarak Ankara’da tamamlamıştır. Avukatlık stajını Ankara Barosu nezdinde; ceza hukuku, sigorta hukuku, tazminat hukuku, iş hukuku, icra hukuku ve idare hukuku konularına odaklanmış çeşitli avukatlık bürolarında staj yaparak tamamlamıştır. Avukat Fatih Tahancı Çankaya/Ankara’da bulunan Tahancı Hukuk Bürosu’nda avukatlık faaliyeti göstermektedir.