Aile Hukuku

Gaiplik Nedir?

Gaiplik Nedir

Gaiplik, ölüm tehlikesi içinde kaybolan veya kendisinden uzun zamandır kesintisiz biçimde haber alınamayan bir kişinin, hukuken “ölmüş sayılması” yönünde mahkeme kararıyla kurulan statüdür. Burada kritik nokta, ölümün kesin olarak ispat edilmiş olmaması; buna karşılık olayın niteliği ve eldeki veriler gereği ölüm ihtimalinin güçlü görülmesidir. Bu yönüyle gaiplik, tam bir ölüm tespiti olmadığı hâlde, ölüme bağlı hakların (mirasın açılması, bazı malvarlığı işlemlerinin yapılabilmesi gibi) devreye alınmasını sağlar.

Özet Bilgi

  • Gaiplik Süreleri: Ölüm tehlikesi içinde kaybolma hâlinde bekleme süresi daha kısa; haber alınamama hâlinde ise süre daha uzundur.
  • Gaiplik Talep Şartları: Gaiplik talebi, hakları ölüme bağlı olan kişiler (gaibin eşi, yasal mirasçıları, vasiyeti yerine getirme görevlileri) tarafından yapılabilir.
  • İlan Prosedürü: Gaiplik sürecinde mahkeme, gaip hakkında bilgisi olanların belirli süre içinde başvurmasını sağlamak için ilan yapılmasını şart koşar. İlanın yerel gazetelerde veya uygun yayın araçlarında yapılması gerekir.
  • Delil ve İspat Gerekliliği: Gaiplik kararı için belgeler, tanık anlatımları ve resmi tutanaklar gibi somut verilerle desteklenmesi gerekmektedir.

Uygulamada sık yapılan hatalardan biri, “uzun süre ortada görünmeme” durumunun tek başına gaiplik için yeterli sayılmasıdır. Oysa mahkeme, kişinin kaybolma koşullarını, olayın yaşamla bağdaşan bir ihtimal bırakıp bırakmadığını, son haberin mahiyetini ve haber alınamamanın sürekliliğini birlikte değerlendirir. Bu yüzden gaiplik, yalnızca duygusal kanaatle değil; belgeler, tanık anlatımları, resmi tutanaklar ve somut olgularla desteklenmesi gereken bir süreçtir. Gaiplik kararı, bir yandan belirsizliği giderirken diğer yandan kaybolan kişinin olası haklarını da tamamen yok saymamak için, kanunun öngördüğü sıkı şartlara bağlıdır.

Gaip Nedir?

Gaip, ölüm tehlikesi içinde kaybolan ya da uzun süredir kendisinden haber alınamayan ve hakkında gaiplik kararı verilmesi talep edilen kişidir. Bu kavram, kişinin fiilen ortadan kaybolduğu her durumda otomatik olarak oluşmaz; gaip olarak nitelendirilebilmesi için kaybolma hâlinin hukuken anlamlı bir belirsizlik üretmesi gerekir. Örneğin, kişinin nerede olduğunun bilinmemesi ile kişinin hayatta olup olmadığının bilinmemesi aynı şey değildir. Gaiplik bakımından esas olan, kişinin yaşayıp yaşamadığının makul yöntemlerle belirlenememesidir.

Gaip kavramı, hakların ve yükümlülüklerin nasıl yönetileceğini belirleyen bir eşik işlevi görür. Çünkü gaip hakkında bir karar verilmedikçe mirasın açılması, tapuda intikal işlemleri, bazı sigorta ve sosyal güvenlik süreçleri gibi pratik sonuçlar askıda kalabilir. Buna karşılık, gaiplik kararı verilmesi de “kesin ölüm” anlamına gelmez; yalnızca ölüme bağlı sonuçların işletilmesine imkân tanıyan bir hukuki karinedir (yani kanunun belirli bir olgudan belirli bir sonucu varsayması). Bu nedenle uygulamada, gaip kavramının yanlış anlaşılması ciddi hak kayıpları doğurabilir; özellikle mirasçılar arasında paylaşım yapılırken veya eşin evlilik statüsü açısından yanlış adım atılması hâlinde geri dönüşü zor ihtilaflar ortaya çıkabilir.

Hukukta Gaiplik Ne Demek?

Hukukta gaiplik, kişinin kişiliğinin mahkeme kararıyla sona erdiği kabul edilen bir statü olarak tanımlanır. Bu kararın en önemli sonucu, ölüme bağlı hakların doğmasıdır. Buna rağmen, gaiplik “ölümün kesinleşmesi” değildir; yalnızca ölüm ihtimalinin güçlü görülmesi nedeniyle, hukuk düzeninin belirsizliği sürdürmek yerine sonuç bağlamayı tercih ettiği özel bir düzenlemedir. Bu sebeple mahkeme, gaiplik talebini değerlendirirken yalnız süreye değil; olayın niteliğine, delillerin ağırlığına ve haber alınamama hâlinin kesintisiz olup olmadığına bakar.

Gaiplik kararının sonuçları pratikte birkaç başlıkta toplanır. Birincisi, miras hukuku bakımından gaibin mirası mirasçılarına geçer. İkincisi, gaibin kişilik hakları açısından hukuki kişilik “sona ermiş sayılır” ve nüfus kayıtlarında buna göre işlem yapılır. Üçüncüsü, evlilik bakımından önemli bir ayrım vardır: Gaiplik, evliliği kendiliğinden bitirmez; sağ kalan eşin ayrıca evliliğin feshi için talepte bulunması gerekir. Uygulamada en sık yapılan hatalardan biri, gaiplik kararıyla evliliğin otomatik sona erdiğinin sanılmasıdır. Bu yanlış, ileride yapılacak yeni evlilik işlemlerinde veya mal rejimi tasfiyesinde ciddi sorunlar doğurabilir.

Gaiplik Şartları Nedir?

Gaiplik kararı verilebilmesi için kanunun aradığı temel koşullar üç ana eksende şekillenir. İlk olarak, kişi ya ölüm tehlikesi içinde kaybolmuş olmalı ya da uzun zamandır kesintisiz biçimde kendisinden haber alınamıyor olmalıdır. “Ölüm tehlikesi” denildiğinde, olayın gerçekleştiği şartların yaşamla bağdaşmasının olağan dışı biçimde zorlaştığı durumlar anlaşılır. “Haber alınamama” ise kişinin nerede olduğunun, yaşayıp yaşamadığının ve iletişime geçilip geçilemeyeceğinin belirlenemediği, süreklilik gösteren bir belirsizlik hâlidir.

İkinci olarak, kanuni bekleme sürelerinin dolmuş olması gerekir. Ölüm tehlikesi içinde kaybolma hâlinde bekleme süresi daha kısa; haber alınamama hâlinde daha uzundur. Uygulamada, süre hesabının yanlış yapılması veya “son haber” kavramının hatalı yorumlanması sık görülür. Son haberin, duyuma dayalı bir söylenti değil; doğrulanabilir nitelikte bir bilgi olması önemlidir. Üçüncü olarak, gaiplik talebi herkes tarafından değil, hakları ölüme bağlı olan kişiler tarafından ileri sürülebilir. Bu yetki şartı, gaiplik kurumunun keyfi biçimde kullanılmasını engellemeye yöneliktir. Başvuru dilekçesinde olayın anlatımı kadar, delillerin ve bekleme süresinin nasıl dolduğunun sistematik biçimde ortaya konulması, reddi önlemek açısından kritik önemdedir.

Gaiplik İlanı Nerede Yapılır?

Gaiplik sürecinin en karakteristik aşamalarından biri “ilan” prosedürüdür. Mahkeme, gaipliğine karar verilmesi istenen kişi hakkında bilgisi olanların belirli süre içinde mahkemeye başvurup bilgi vermesini ister. Bu çağrı, usulüne uygun şekilde ilan edilerek yapılır. İlan, yalnız bir formalite değildir; gaipliğin yanlış verilmesini önlemek ve olası bir bilginin mahkemeye ulaşmasını sağlamak için tasarlanmış bir güvenlik mekanizmasıdır.

İlanın nerede yapılacağı bakımından, kişinin bilindiği yerel çevre hedeflenir. Uygulamada genellikle yerel gazeteler veya mahkemenin uygun gördüğü yayın araçları kullanılır. Ayrıca birden fazla ilan yapılması ve ilk ilandan sonra belirli bir asgari sürenin beklenmesi gerekir. İlan metninin içeriği, kişinin kimliğini belirlemeye elverişli unsurları ve bilgi verme çağrısını kapsamalıdır. Buradaki en yaygın hata, ilanların eksik yapılması, yanlış yerde yapılması veya ilan süresinin tamamlanmadan karar aşamasına geçilmesidir. Bu tür usul eksiklikleri, kararın ileride itiraz veya temyiz aşamalarında sorun yaşamasına, hatta sürecin baştan yürütülmesini gerektirecek sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle ilan aşaması, dosyanın omurgası olarak görülmelidir.

Gaiplik Kararını Kim İster?

Gaiplik kararını isteme hakkı, “hakları ölüme bağlı olanlar” ile sınırlıdır. Bu çerçevede en tipik başvurucular; gaibin eşi, yasal veya atanmış mirasçıları ve belirli mal vasiyeti alacaklılarıdır. Ayrıca gaibin malvarlığı üzerinde intifa (yararlanma) veya oturma gibi sınırlı ayni hakları bulunanlar ile vasiyeti yerine getirme görevlisinin de talep hakkı gündeme gelebilir. Bu sınırlama, gaipliğin üçüncü kişilerce kötüye kullanılmasını engeller; çünkü gaiplik kararı, miras ve malvarlığı üzerinde doğrudan sonuç doğurur.

Uygulamada tartışmalı olabilen alanlardan biri, alacaklıların veya vasinin gaiplik isteme yetkisidir. Bazı görüşler bu kişilerin de belirli şartlarla talepte bulunabileceğini savunur. Bunun yanında kamunun menfaatinin doğduğu sınırlı hâllerde, devletin ilgili kurumlarının talep yöneltebileceği kabul edilir. Pratikte hata riski, “menfaatim var” düşüncesiyle her ilgili kişinin başvurabileceğinin sanılmasıdır. Mahkeme, davacının sıfatını ve somut menfaatini dosya üzerinden değerlendirir; yetkisiz başvuru reddedilir ve süreç uzar. Bu nedenle gaiplik davası açmadan önce, talep hakkının dayanağı açık biçimde kurulmalı ve bu sıfatı gösteren belgeler dilekçeye eklenmelidir.

Kimler Gaiplik Davası Açabilir?

Gaiplik davası açabilecek kişiler, sistematik olarak “hakları ölüme bağlı olanlar” şeklinde ifade edilir. Bu gruba giren kişiler, gaiplik kararı verilmesiyle doğrudan veya dolaylı biçimde bir hakkın doğmasını bekleyen kimselerdir. Eşin durumu burada ayrıca önem taşır; çünkü gaiplik kararı evliliği otomatik olarak sona erdirmediğinden, eşin gaiplik kararı yanında evliliğin feshi talebini de ayrıca düşünmesi gerekir. Mirasçılar bakımından ise gaiplik, mirasın açılması ve paylaşım süreçlerinin önünü açar; ancak paylaşım yapılırken gaibin sonradan ortaya çıkma ihtimali de göz ardı edilmemelidir.

Belirli mal vasiyeti alacaklıları, gaibin iradesine bağlı olarak bir mal veya hakkın kendilerine bırakılması hâlinde, gaipliğin sonucu olarak bu hakkın ifasını gündeme getirebilir. Sınırlı ayni hak sahipleri de gaibin ölümüne bağlı sonuçların doğmasıyla kendi haklarının statüsünü netleştirmek isteyebilir. Uygulamada sık hata, kimlerin “mirasçı” sayıldığı konusunda yapılan karışıklıklardır. Yasal mirasçılık ile atanmış mirasçılık farklı hukuki temel taşır; bu nedenle veraset ilamı ve vasiyetname gibi belgeler süreçte belirleyici olabilir. Ayrıca, gaiplik davasında delil stratejisi önemlidir: Kaybolma olayını ve haber alınamama hâlini ispatlamaya yarayan resmi kayıtlar, tutanaklar, tanık beyanları ve yapılan araştırmalar birlikte sunulmalıdır.

Gaiplik Kararını Hangi Mahkeme Verir?

Gaiplik kararını verecek mahkeme, kural olarak sulh hukuk mahkemesidir. Yetkili mahkeme belirlenirken kişinin ülkedeki son yerleşim yeri esas alınır. Bu, dosyanın en başında doğru mahkemeye başvurmayı gerektiren teknik bir konudur; çünkü yanlış yerde açılan dava usulden reddedilebilir veya yetki itirazlarıyla süreç uzayabilir. Kişinin ülkede hiç yerleşim yeri bulunmaması hâlinde, nüfus sicilinde kayıtlı olduğu yerin mahkemesi gündeme gelir. Böyle bir kayıt da yoksa, anne veya babasının kayıtlı olduğu yer mahkemesi yetkili kabul edilir.

Uygulamada yapılan hataların başında, gaiplik talebinin asliye hukuk mahkemesinde açılması veya yerleşim yeri kavramının (kişinin fiilen bulunduğu yer ile hukuki yerleşim yeri arasındaki ayrım) karıştırılması gelir. Yerleşim yeri, kişinin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yer olarak değerlendirilir; geçici ikametler tek başına belirleyici değildir. Mahkeme, yetki ve görev koşullarını re’sen (kendiliğinden) dikkate alabileceğinden, başvurunun en baştan doğru zeminde kurulması önemlidir. Ayrıca dilekçede yalnızca “gaiplik istiyorum” demek yeterli olmaz; olayın hukuki vasfı (ölüm tehlikesi mi, haber alınamama mı) netleştirilmeli ve buna göre bekleme süresi ve delil seti doğru yapılandırılmalıdır.

Gaiplik Süresi Ne Kadar?

Gaiplik kararı açısından iki ayrı “süre” kavramı vardır: başvuru için beklenmesi gereken süreler ve karar verildikten sonra gaipliğin ne kadar devam edeceği. Başvuru için beklenen süreler, olayın niteliğine göre değişir. Ölüm tehlikesi içinde kaybolma hâlinde daha kısa bir süre öngörülürken, uzun zamandır haber alınamama hâlinde daha uzun bir bekleme süresi aranır. Bu süreler dolmadan gaiplik talebinde bulunulması hâlinde, mahkeme şartların oluşmadığı gerekçesiyle talebi reddedebilir.

Karar verildikten sonra ise gaipliğin “otomatik olarak sona erdiği” bir son tarih bulunmaz. Gaiplik, ancak belirli durumlarda sona erer. Bunların başında gaibin ortaya çıkması gelir; kişi hayatta olduğunu ortaya koyduğunda gaiplik statüsü ortadan kalkar. Diğer bir sona erme hâli, kişinin ölümünün kesin şekilde tespit edilmesidir. Bu iki hâl dışında, gaiplik kararı sonuçlarını sürdürür. Uygulamada yapılan kritik hatalardan biri, karar verildikten sonra artık hiçbir risk kalmadığının düşünülmesidir. Oysa gaip sonradan ortaya çıkarsa, miras ve malvarlığı işlemleri üzerinde geri dönük etkiler gündeme gelebilir. Bu nedenle paylaşım ve intikal süreçlerinde, gaipliğin niteliği ve olası geri dönüş senaryoları dikkate alınarak hareket edilmelidir.

Gaiplik Kararı Geriye Yürür Mü?

Gaiplik kararının en önemli teknik özelliklerinden biri, geçmişe etkili sonuç doğurmasıdır. Yani gaiplik, kararın verildiği tarihten itibaren değil; ölüm tehlikesinin gerçekleştiği an veya son haberin alındığı tarih esas alınarak hüküm ve sonuç doğurur. Bu geriye yürüme, mirasın açılma zamanı, mal rejimi tasfiyesi ve bazı hak düşürücü sürelerin değerlendirilmesi gibi alanlarda belirleyici olabilir. Bu nedenle gaiplik davasında olay tarihinin doğru tespiti yalnız bir kronoloji meselesi değil, doğrudan hakların kapsamını etkileyen bir husustur.

Uygulamada sık hata, “mahkeme bugün karar verdi; o hâlde sonuçlar bugünden itibaren başlar” şeklindeki yaklaşımın benimsenmesidir. Bu yanlış, mirasçılar arasında paylaşım yapılırken veya üçüncü kişilerle yapılan işlemlerde hukuki uyumsuzluk doğurabilir. Mahkeme, gaipliğe hangi olgunun dayanak olduğunu (ölüm tehlikesi mi, haber alınamama mı) belirler ve buna göre geriye etkili başlangıç noktasını tespit eder. Bu başlangıç noktasının netleştirilmesi, özellikle taşınmaz intikalleri ve borç ilişkileri bakımından önemlidir. Bir başka pratik risk de, geriye yürümenin “her şeyi otomatik çözdüğü” yanılgısıdır; oysa gaiplik kararı bazı sonuçları doğurur, bazı ilişkiler için ise ayrıca dava veya işlem gerekebilir. Bu yüzden gaiplik kararının kapsamı, somut olayın ihtiyaçlarına göre analiz edilmelidir.

Tapuda Gaiplik Ne Demek?

Tapuda gaiplik, adına taşınmaz kayıtlı olan kişinin gaipliğine karar verilmesiyle, taşınmazın ölüme bağlı hak sahiplerine intikalinin gündeme gelmesi anlamına gelir. Gaiplik kararı, tapu sicilinde işlem yapılabilmesinin hukuki temelini oluşturur; çünkü tapu sicilinde kayıtlı malik hayatta mı değil mi belirsizken, taşınmaz üzerinde tasarruf işlemleri genellikle sağlıklı biçimde yürütülemez. Gaiplik kararıyla birlikte, mirasçılar veraset belgesi ve ilgili mahkeme kararıyla intikal işlemlerini başlatabilir.

Bu alanda en sık yapılan hata, gaiplik kararı alınır alınmaz taşınmazın “kesin olarak” mirasçılara geçtiğinin sanılmasıdır. Gaiplik, kesin ölüm tespiti olmadığı için, gaibin sonradan ortaya çıkması ihtimali teorik olarak devam eder. Bu durum, özellikle taşınmazın üçüncü kişilere devri, ipotek tesisi veya satış gibi işlemlerde dikkatli olmayı gerektirir. Uygulamada bazı uyuşmazlıklar, intikal sonrası yapılan tasarruf işlemlerinin gaip ortaya çıktığında hangi hukuki yolla geri alınabileceği sorusundan doğar. Bu nedenle tapu işlemlerine geçmeden önce, gaipliğin niteliği, olası itirazlar ve ileride doğabilecek iade talepleri yönünden risk analizi yapılması gerekir. Tapu sicili işlemleri teknik ve şekle bağlı olduğundan, belge setinin eksiksiz hazırlanması ve nüfus kayıtlarıyla uyumun sağlanması da ayrıca önem taşır.

Gaiplik Ve Ölüm Karinesi Nedir?

Gaiplik ile ölüm karinesi, uygulamada en sık karıştırılan iki kurumdur ve bu karışıklık ciddi sonuçlar doğurabilir. Ölüm karinesinde, kişinin ölümüne kesin gözüyle bakılmasını gerektiren bir olay vardır; buna rağmen ceset bulunamamıştır. Bu durumda hukuk düzeni, kişinin öldüğünü kabul eder ve çoğu zaman ayrıca mahkeme kararına ihtiyaç duyulmaz. Gaiplikte ise ölüm kesin değil, kuvvetli bir olasılıktır; bu nedenle gaipliğin doğması için mahkeme kararı zorunludur.

Aşağıdaki tablo, iki kurum arasındaki temel farkları pratik bakışla özetler:

Karşılaştırma KriteriGaiplikÖlüm Karinesi
Ölüm ihtimaliKuvvetli olasılık vardır, kesinlik yokturKesin kabul edilir
Mahkeme kararıZorunludurKural olarak aranmaz
Başvuru hakkıGenellikle ölüme bağlı hak sahipleriİlgilisi olanlar tespit yollarına başvurabilir
EvlilikKendiliğinden sona ermez, fesih talebi gerekirKendiliğinden sona erdiği kabul edilir

Uygulamada temel hata, olayın niteliği doğru sınıflandırılmadan işlem yapılmasıdır. Kimi dosyalarda ölüm karinesi koşulları varken gaiplik istenmekte, kimi dosyalarda ise gaiplik koşulları mevcutken ölüm kesinmiş gibi hareket edilmektedir. Doğru kurum seçimi, hem usul ekonomisi hem de hak kaybının önlenmesi bakımından belirleyicidir.

Ölüm Karinesi Ne Demek?

Ölüm karinesi, bir kişinin ölümüne kesin gözle bakılmasını gerektiren bir olay içinde kaybolması ve cesedinin bulunamaması hâlinde gündeme gelen hukuki kabuldür. Burada ölüm, güçlü bir ihtimal değil; olayın olağan akışı gereği kaçınılmaz sonuç olarak değerlendirilir. Bu nedenle hukuk düzeni, kişinin öldüğünü kabul ederek ölümün doğurduğu sonuçların işletilmesine izin verir. Ölüm karinesi, doğal ölüm ile benzer sonuçlar doğurur; özellikle mirasın açılması ve nüfus kayıtlarına ilişkin işlemler bakımından pratik bir çözüm sunar.

Ölüm karinesi, “adi yasal karine” niteliği taşır; yani şartları oluştuğunda ölüm kabul edilir, ancak aksinin ispatı teorik olarak mümkündür. Uygulamada bu ayrım çoğu zaman göz ardı edilir ve ölüm karinesi kesin, değişmez bir hüküm gibi algılanır. Oysa karinenin doğası gereği, farklı delillerle aksinin ortaya konulması ihtimali vardır. Bununla birlikte ölüm karinesinin uygulanabilmesi için olayın gerçekten “sağ kurtulmaya elverişsiz” bir mahiyet taşıması gerekir. Çok düşük de olsa kurtulma ihtimalinin ciddi biçimde var olduğu hallerde ölüm karinesine dayanmak doğru olmayabilir. Bu nedenle ölüm karinesi değerlendirmesinde olayın teknik özellikleri, resmi tutanaklar, arama-kurtarma kayıtları ve somut veriler belirleyici rol oynar.

Ölüm Karinesi Nedir Örnek?

Ölüm karinesine örnek verilebilecek olaylar, kişinin sağ kalmasının hayatın olağan akışına göre mümkün görünmediği vakalardır. Örneğin, canlı yolcuya ulaşılamayan bir deniz kazası, açık denizde şiddetli fırtınada teknenin batması veya yanma/çarpma gibi ağır etkilerle gerçekleşen hava aracı kazaları, ölümün kesin kabulüne elverişli nitelikte olabilir. Burada belirleyici olan, olayın gerçekleşme şekli ve olay sonrası elde edilen resmi bulgulardır. Yalnızca kişinin kaybolması değil; kaybolmanın içinde gerçekleştiği şartların “ölümün kaçınılmazlığına” işaret etmesi beklenir.

Uygulamada hata, her kaybolma olayını ölüm karinesi kapsamında değerlendirmektir. Örneğin, kişinin bir seyahat sonrası dönmemesi veya bir bölgede izine rastlanmaması, her zaman ölüm karinesi doğurmaz; bu tür olaylar çoğu durumda gaiplik kurumunu gündeme getirir. Ölüm karinesi için, kaybolma olayının kendisinin ölüm sonucunu zorunlu kıldığı kabul edilmelidir. Bu nedenle olayın niteliği, arama-kurtarma imkânları, olayın meydana geldiği çevre şartları ve kurtulma olasılığı birlikte değerlendirilir. Örnekler anlatılırken dikkat edilmesi gereken nokta, örneğin tek başına hukuki sonucu doğurmadığı; her somut olayda delillerin ölümün kesinliğini ne ölçüde desteklediğinin ayrıca incelenmesi gerektiğidir.

Ölüm Karinesi Kimlere Verilir?

Ölüm karinesi, bir kişinin ölümüne kesin gözle bakılmasını gerektiren bir durumun varlığı hâlinde uygulanır. Bunun için iki temel şart aranır: Birincisi, kişinin ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren bir olay içinde kaybolmuş olmasıdır. İkincisi, kişinin cesedinin bulunamamış olmasıdır. Bu iki şart birlikte gerçekleştiğinde ölüm karinesi gündeme gelir ve kişi hukuken ölmüş kabul edilir. Böylece ölümün doğurduğu sonuçlar, hukuki işlemler açısından işletilebilir hâle gelir.

Uygulamada kritik nokta, “kesin gözle bakılma” ölçütünün doğru yorumlanmasıdır. Çok az da olsa kurtulma olanağı bulunan bir olayda, ölüm karinesine dayanmak tartışmalı olabilir. Bu tür durumlarda gaiplik daha uygun bir yol olarak değerlendirilebilir; çünkü gaiplik, ölümün kesin olmadığı senaryolarda mahkeme kararıyla belirsizliği yönetir. Ölüm karinesinde ise olayın niteliği ölüm sonucunu neredeyse zorunlu kılmalıdır. Bu nedenle ölüm karinesine dayalı işlemlerde, resmi tutanakların ve teknik bulguların dosyada yer alması önemlidir. Ayrıca ölüm karinesi ile işlem yapılması, üçüncü kişilerin iyi niyeti, mirasın paylaşımı ve nüfus kayıtları gibi alanlarda hız sağlasa da; yanlış değerlendirme hâlinde daha büyük ihtilaflara kapı açabilir. Bu yüzden kurum seçimi, somut olayın delil yapısına göre titizlikle yapılmalıdır.

Hukuki Denetim
Fatih Tahancı Denetlenme Tarihi:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir