Hukuki Makaleler

Haciz İhbarnamesine İtiraz

Haciz İhbarnamesine İtiraz - tahanci

Haciz ihbarnamesine itiraz, çoğu kişinin ilk kez karşılaştığı, “benim borcum yokken neden adım geçiyor?” kaygısını doğuran bir icra işlemidir. İcra ve İflas Kanunu’nda üçüncü kişiye (borçlu olmayan kişiye/kuruma) yöneltilen bu bildirim, aslında “borçlunun sende bir alacağı var mı?” sorusunun resmî yoludur. Bu noktada kritik mesele, ihbarnameyi borç ödeme emri gibi görmemek; ama aynı zamanda “nasıl olsa ilgim yok” diyerek cevapsız da bırakmamaktır. Çünkü süresinde ve doğru içerikte yanıt verilmezse üçüncü kişi, hiç olmadığı hâlde borçtan sorumlu hâle sürüklenebilir. Bu yazıda, birinci haciz ihbarnamesinin mantığını, itirazın nasıl kurulduğunu, Yargıtay’ın özellikle hangi noktalara baktığını ve uygulamada en sık yapılan hataları; pratik, anlaşılır ve doğrudan kopyalanabilir bir düzende ele alıyorum.

Özet Bilgi

  • Zamanaşımı: Haciz ihbarnamesine itiraz, tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde yapılmalıdır.
  • Görevli Mahkeme: İtiraz, ihbarnamenin geldiği icra dairesine sunulmalıdır; yanlış yere yapılması süre kaybına yol açabilir.
  • Masraf: İtiraz dilekçesinde, borçlu ile üçüncü kişi arasında mevcut bir alacak ilişkisi olup olmadığı net bir şekilde belirtilmelidir.
  • 89/1 Haciz İhbarnamesine İtiraz-Cevap Dilekçesi

    Birinci haciz ihbarnamesi (İİK m. 89/1), icra dairesinin üçüncü kişiye yönelttiği “borçlunun senin nezdinde doğmuş bir hak/alacağı var mı?” sorgusudur. Buradaki “üçüncü kişi”, alacaklı ve asıl borçlu dışında kalan gerçek kişi veya tüzel kişi olabilir (örneğin işveren, kiracı, banka, şirket, akraba). Bu ihbarnameye karşı itirazın omurgası, borçlunun üçüncü kişi nezdinde mevcut bir alacağının bulunmadığının net biçimde bildirilmesidir.

    Pratikte en önemli nokta şudur: İtiraz, sadece “borcum yok” demek değildir. “Asıl borçlunun benden doğmuş veya doğacak bir alacağı yoktur” cümlesi tek başına yeterli görülebilse de, dosyanın niteliğine göre ilişkiyi açıklamak gerekir. Örneğin borçlu ile hiç ticari ilişki yoksa bu belirtilir; ilişki vardı ama sona erdi ise “şu tarihte sona erdi, şu anda borçlu lehine alacak doğuran bir işlem yok” denir. “Doğacak alacak” ifadesi ise çoğu dosyada yanlış anlaşılır. Hukuken doğmamış, belirsiz, varsayımsal alacaklara dayanılarak üçüncü kişiye sorumluluk yüklenmesi kolay değildir; ancak yanlış beyan verilmesi hâlinde üçüncü kişi için tazminat ve takip riski doğabilir.

    Yargıtay uygulamasında dikkat edilen kritik nokta, üçüncü kişinin beyanının açık, tereddütsüz ve denetlenebilir olmasıdır. “Herhangi bir alacak yoktur” denirken, varsa hacze konu edilemeyecek kalemlerin (örneğin borçlu adına olmayan para, üçüncü kişiye ait bedel) ayrıştırılması önemlidir. İcra dosyası numarası, tebliğ tarihi (gün/ay/yıl formatında değil, “.. / .. / ….” şeklinde) ve kimlik/ünvan bilgileri de dilekçenin iskeletini tamamlar.

    89/1 Haciz İhbarnamesine İtiraz-Cevap Dilekçesi

    Uygulamada birinci haciz ihbarnamesi çoğu zaman “gönderilmek üzere” (yani talimat yoluyla) başka bir icra dairesinden gelir. Bu durumda üçüncü kişinin en sık yaptığı hata, dilekçeyi yanlış yere sunmaktır. Kural olarak itiraz, ihbarnamenin geldiği dosyanın bulunduğu icra dairesine yapılır; fakat “gönderilmek üzere” ibaresi olan dosyalarda, dilekçe hangi daireye verilecekse üst başlık bununla uyumlu kurulmalıdır. Aksi hâlde süre kaçırılmış gibi görünmesi veya usulî karışıklık yaşanması mümkündür.

    İtirazın içeriğinde, üçüncü kişinin borçlu nezdinde kira, ücret, hizmet bedeli, ticari alacak gibi bir borç ilişkisi bulunup bulunmadığı netleştirilmelidir. Örneğin borçlu kiraya veren ise ve üçüncü kişi kiracı değilse bu açıkça yazılır. Borçlu çalışan ise ve üçüncü kişi işveren değilse yine belirtilir. Burada “hak ve alacak” kavramı önemlidir (hak ve alacak: borçlunun üçüncü kişiden talep edebileceği para veya edim). İhbarnamede miktar yazması, üçüncü kişinin o miktarı kabul ettiği anlamına gelmez; bu sadece alacaklının talep ettiği haciz sınırını gösterir.

    Yargıtay’ın yaklaşımında, üçüncü kişinin beyanı “inkâr” niteliğinde ise (yani borç ilişkisi yok deniyorsa) bunun zamanında yapılması esastır. Bu yüzden tebliğ alınır alınmaz, gecikmeden dilekçe verilmeli; “süreyi kaçırmamak” için önce temel itiraz sunulup, gerekiyorsa ek belge ve açıklamalar sonradan tamamlanmalıdır. Dosyada yanlış daire, yanlış dosya numarası veya eksik taraf bilgisi bırakmak da uygulamada gereksiz sorun çıkaran teknik hatalardandır.

    3. Şahıs İcra İtiraz-Cevap Dilekçesi

    Şirketler ve ticari ilişkilerde haciz ihbarnamesi daha karmaşık sonuçlar doğurur. Çünkü borçlu ile üçüncü kişi arasında geçmişte sözleşme, fatura, cari hesap veya hizmet ilişkisi bulunmuş olabilir. Bu durumda “hiç alacak yok” ifadesi doğru değilse, üçüncü kişi açısından daha riskli bir tablo ortaya çıkar. Doğru yöntem, borçlunun üçüncü kişi nezdindeki alacağının varsa hangi kapsamda olduğunun tespiti ve hacze konu olup olamayacağının değerlendirilmesidir. Örneğin borçlu adına düzenlenmiş ama iade edilmiş fatura, iptal edilmiş sipariş, mahsup (takas) işlemi gibi kalemler, alacak varmış gibi görünse de gerçekte muaccel alacak doğurmamış olabilir.

    İtiraz yazılırken, “doğmuş ya da doğacak alacak yok” cümlesi tek başına bırakılmamalı; şirket kayıtlarıyla uyumlu bir anlatım kurulmalıdır. “Cari hesap ilişkisinde borçlu lehine bakiye bulunmamaktadır” gibi net bir beyan, denetime elverişlidir. Ayrıca ihbarnamede belirtilen tutarın bir kısmı için haciz konulduğu yazıyorsa, üçüncü kişi bu tutarı otomatik olarak kabul etmiş sayılmaz; ancak sessiz kalırsa süreç aleyhe dönebilir.

    Aşağıdaki tablo, uygulamadaki kritik eşikleri özetler:

    BaşlıkÜçüncü Kişi Açısından AnlamıEn Sık Hata
    Birinci ihbarname (89/1)Borçlunun sende alacağı var mı? Beyan/itiraz aşaması“Beni ilgilendirmez” diyerek cevap vermemek
    Beyan içeriğiAlacak yoksa açık inkâr; varsa kapsamı doğru açıklamaGenel, muğlak ifadelerle itiraz etmek
    Yanlış beyan riskiHukuki sorumluluk ve tazminat gündeme gelebilirKayıt kontrolü yapmadan “yoktur” demek

    Yargıtay’ın hassas olduğu nokta, şirketlerin “kayıt dışı/varsayımsal” beyanları değil; defter, sözleşme ve ödeme akışıyla uyumlu, tutarlı beyanlarıdır. Bu nedenle dilekçe hazırlanırken muhasebe/insan kaynakları kayıtlarının kontrol edilmesi, itirazın kalitesini doğrudan belirler.

    Birinci Haciz İhbarnamesine İtiraz-Cevap Dilekçesi

    “Kısa ve net itiraz” dilekçeleri, uygulamada çok kullanılır; ancak kısa yazacağım diye kritik unsurları atlamak, itirazın etkisini zayıflatır. Birinci haciz ihbarnamesine itirazda olmazsa olmaz unsurlar şunlardır: doğru icra dairesi ve dosya numarası, üçüncü kişinin kimlik/ünvan bilgileri, tebliğ bilgisi (tarih kısmı “.. / .. / ….” şeklinde bırakılabilir), borçlu ile üçüncü kişi arasında hacze konu edilebilir bir alacak ilişkisinin bulunmadığı beyanı ve sonuç-talep kısmı.

    Hukuki terimleri okuyucu açısından anlaşılır kılmak gerekir. Örneğin “fer’iler” (fer’iler: faiz, masraf gibi asıl alacağa ek kalemler) ifadesi, talebin kapsamını anlatır. “Re’sen dikkate alınacak hususlar” (re’sen: mahkemenin kendiliğinden gözettiği hususlar) ise özellikle usulî eksiklikleri işaret eder; fakat vatandaş dilekçesinde bu ifadeleri otomatik kullanmak yerine, somut itirazı açık kurmak daha sağlıklıdır.

    Yargıtay bakımından kritik nokta, üçüncü kişinin itirazının “inkâr” mı yoksa “kısmi kabul + açıklama” mı olduğunun anlaşılmasıdır. İnkâr ediyorsanız, “borçlunun bende doğmuş veya muaccel alacağı yoktur” gibi açık cümleler gerekir. Kısmi durumlarda ise hangi kalemin üçüncü kişiye ait olduğu, neden borçluya ait sayılamayacağı ve haczin bu nedenle kaldırılaması gerektiği izah edilmelidir. Uygulamada sık hata, “borçlunun alacağı yok” denirken aynı dilekçede “şu ödeme bana aittir” gibi farklı iddialar karıştırılmasıdır; bu karışıklık, icra dosyasında gereksiz tartışma yaratır.

    Bu nedenle kısa dilekçe yazılacaksa bile, temel mantık korunmalıdır: (1) ilişki yok/borç yok, (2) hacze konu edilebilir alacak yok, (3) süresinde itiraz, (4) sonuç-talep.

    89/1 Haciz İhbarnamesine İtiraz Dilekçesi

    Şirket adına gelen ihbarnamelerde dilekçe “cevap + itiraz” şeklinde kurgulanır. Buradaki amaç, icra dairesine hem bilgi vermek hem de borçlu lehine hacze konu edilebilir alacak bulunmadığını resmî kayda geçirmektir. Şirketler açısından en kritik risk, birimlerin (muhasebe, satın alma, insan kaynakları) birbirinden habersiz kalmasıdır. Birimlerden biri borçluyla ilişki kurmuşsa, diğer birim “yoktur” diye dilekçe hazırlayıp imzalayabilir. Bu durum sonradan “yanlış beyan” iddiası doğurabilir. Bu nedenle itiraz dilekçesi hazırlanırken iç kontrol yapılması gerekir.

    Bir diğer kritik konu, ihbarnamede “doğmuş ve doğacak hak ve alacaklar” ifadesinin otomatik olarak “gelecekteki her para hareketi haczedilir” anlamına gelmemesidir. Doğmamış alacak (doğmamış alacak: henüz hukuken varlık kazanmamış alacak) kavramı, Yargıtay içtihatlarında sık tartışılır. Belirsiz, varsayıma dayalı kalemler üzerinden üçüncü kişiye ödeme yükümlülüğü bindirilmesi kolay değildir; ancak şirketin “ileride belki doğar” diye her ihtimali kabul etmesi de doğru değildir. Doğru yaklaşım, mevcut durum üzerinden açık beyan vermek; geleceğe ilişkin ihtimallerin ise somutlaştırılmadıkça hacze konu edilemeyeceğini belirtmektir.

    Dilekçe

    … İCRA MÜDÜRLÜĞÜ’NE

    DOSYA NO: …/…

    İTİRAZ EDEN ÜÇÜNCÜ KİŞİ (ŞİRKET): … A.Ş. / … LTD. ŞTİ.

    Vekili: Av. …

    ALACAKLI:

    BORÇLU:

    KONU: Birinci haciz ihbarnamesine cevap ve itirazlarımızın sunulmasıdır.

    AÇIKLAMALAR:

    1) Müdürlüğünüzün yukarıda yazılı dosyası kapsamında şirketimize tebliğ edilen birinci haciz ihbarnamesi üzerine, yasal süresi içinde işbu cevap ve itirazlarımızı sunuyoruz.

    2) İncelemelerimizde, dosya borçlusunun şirketimiz nezdinde doğmuş ve muaccel (muaccel: ödenmesi istenebilir hâle gelmiş) herhangi bir hak ve alacağı bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle ihbarnamede bildirilen hacze konu alacak yönünden borçlu lehine bir ödeme/transfer yapılması mümkün değildir.

    3) Borçlu adına doğmamış, belirsiz veya varsayımsal kalemlerin hacze konu edilmesi de hukuken tartışmalıdır. Mevcut durumda borçlu lehine doğmuş bir alacak bulunmadığından, ihbarname kapsamında şirketimize bir sorumluluk yüklenemeyeceğini bildiririz.

    SONUÇ VE TALEP:

    Açıklanan nedenlerle, borçlunun şirketimiz nezdinde hacze konu edilebilir bir alacağı bulunmadığından birinci haciz ihbarnamesine itirazlarımızın kabulü ile gerekli işlemlerin yapılmasını arz ve talep ederiz.

    İtiraz Eden Üçüncü Kişi

    Ad-Soyad / Ünvan

    İmza

    Ek: Vekâletname (varsa)

    Birinci Haciz İhbarnamesine İtiraz

    “Gönderilmek üzere” düzenlenen ihbarnamelerde, üçüncü kişi çoğu zaman farklı şehirdeki bir icra dosyasının işlemiyle muhatap olur. Bu dosyalarda dikkat edilmesi gereken iki temel nokta vardır: (1) İtirazın doğru dosyaya ve doğru icra dairesine yönelmesi, (2) İhbarnamenin kapsamındaki haczin “mevcut alacak” üzerinden mi, yoksa “doğmamış alacak” ihtimali üzerinden mi kurulduğunun anlaşılması.

    Yargıtay yaklaşımında özellikle “doğmamış alacak” vurgusu önemlidir. Örneğin borçlunun üçüncü kişi nezdinde ileride doğması muhtemel bir alacağı varsa bile, bu alacağın hangi sözleşmeye, hangi şartın gerçekleşmesine bağlı olduğu açıklığa kavuşturulmadan haciz yürütmek sorunlu hâle gelebilir. Üçüncü kişi, mevcut durumda alacak yoksa bunu açıkça belirtmeli; ayrıca ihbarnamenin geleceğe yönelik muğlak bir kapsam oluşturduğunu düşünüyorsa, “doğmamış ve mevcut olmayan alacak üzerine haciz kurulamaz” çerçevesinde itirazını desteklemelidir.

    Uygulamada sık hata, “dosya borçlusu bende alacaklı değil” denip geçilmesidir. Oysa borçlu ile ilişki hiç yoksa bu yazılmalı; ilişki varsa ve o ilişki alacak doğurmuyorsa (örneğin sözleşme feshedilmişse, iş bitmişse, edim hiç ifa edilmemişse) bu da belirtilmelidir. Böylece icra dosyasında “üçüncü kişi gerçeği sakladı” şüphesi oluşmaz. İtirazın yalın ama gerekçeli olması, ileride olası şikâyet ve tazminat iddialarına karşı koruyucu bir kalkan görevi görür.

    Haciz İhbarnamesine İtiraz(Akraba Tarafından)

    Akrabalık ilişkilerinde haciz ihbarnamesi daha hassas bir psikoloji yaratır: “Oğlum/kardeşim borçlu, bana da icra geldi” düşüncesi yaygındır. Hukuken akrabalık, tek başına sorumluluk doğurmaz; ancak üçüncü kişi ile borçlu arasında para transferi, borç verme, kira, ortaklık gibi bir ilişki varsa dosya bu ilişkiye temas edebilir. Bu nedenle akraba üçüncü kişi, “borçlunun bende alacağı yoktur” beyanını verirken, gerçeğe uygun ve tutarlı bir açıklama yapmalıdır.

    Yargıtay’ın dikkat ettiği kritik noktalardan biri, “ileride doğması muhtemel alacaklar” meselesinin aile içi ilişkilerde suistimale açık görülmesidir. Örneğin düzenli gelir aktarımı, kira tahsilatı, birlikte yürütülen iş gibi somut bir bağ yoksa; sırf akrabalık nedeniyle “doğacak alacak” varsayımıyla haciz kurulması tartışmalıdır. Üçüncü kişi böyle bir ilişki olmadığını açıkça yazmalı ve “mevcut olmayan bir alacak üzerinden haciz kurulamayacağını” belirtmelidir.

    Uygulamada en sık hata, ihbarnameyi hiç cevaplamamaktır. Akraba üçüncü kişi çoğu zaman “ben zaten borçlu değilim” diye düşünerek dosyayı ciddiye almaz. Oysa cevap verilmezse süreç teknik olarak üçüncü kişi aleyhine ilerleyebilir. Bir diğer hata, “borçlunun bende alacağı yok” denirken aynı zamanda “ben zaten ailem için ödeme yaparım” gibi muğlak ifadeler kullanmaktır. Bu tür ifadeler, dosyada “örtülü kabul” gibi yorumlanabilecek riskli bir zemin yaratır. En güvenli yöntem; ilişki yoksa ilişki yoktur demek, varsa da kapsamını doğru çizmek ve itirazı süresinde sunmaktır.

    Birinci Haciz İhbarnamesine İtiraz Dilekçesi

    Birinci haciz ihbarnamesine itiraz bazen “alacak yok” beyanının yanında, ihbarnamede hacze konu edilen bir paranın üçüncü kişiye ait olduğunun ileri sürülmesini de içerir. Örneğin hesapta görünen para borçlu adına değilse veya borçlu adına görünse bile hukuken borçluya ait kabul edilemeyecek bir bedelse (örneğin emanet/avans iadesi gibi), üçüncü kişi hem itiraz eder hem de “haczin kaldırılması” talebini gündeme getirir. Burada dikkat edilmesi gereken şey, iddianın somutlaştırılmasıdır: “Bu para bana aittir” deniyorsa, neden ve hangi hukuki ilişkiyle üçüncü kişiye ait olduğu kısa ve anlaşılır şekilde açıklanmalıdır.

    Yargıtay uygulamasında, üçüncü kişinin “alacak yok” beyanı ile “haczin kaldırılması” talebinin aynı dilekçede yer alması mümkündür; ancak anlatımın çelişmemesi gerekir. “Borçlunun bende hiç alacağı yok” denirken, öte yandan “şu para borçluya ait değil” iddiası, dosyanın olgularına göre ayrı ayrı gerekçelendirilmelidir. Aksi hâlde icra dairesi, beyanı muğlak görüp işlem yapmayı erteleyebilir veya alacaklı vekili şikâyet yoluna başvurabilir.

    Uygulamada sık yapılan hatalardan biri de miktar yazımında ve tarih kısmında gereksiz detay kullanmaktır. Bu metinde esas olan, borçlunun üçüncü kişi nezdinde hacze konu edilebilir bir hakkı olmadığı gerçeğinin net kayda geçmesidir. Miktar, sadece ihbarnamenin kapsamını göstermek için yer alabilir; ancak üçüncü kişi, miktarı yazarken bile “kabul” anlamı doğuracak ifadelerden kaçınmalıdır. En iyi dilekçe, kısa paragraflarla ilerleyen, teknik olarak tam ve içerik olarak tereddütsüz olandır.

    Sıkça Sorulan Sorular

    Haciz ihbarnamesine itiraz ne işe yarar?

    Haciz ihbarnamesine itiraz, üçüncü kişinin borçlu adına elinde bir hak veya alacak bulunmadığını icra dosyasına resmî olarak bildirmesidir. Bu bildirim, üçüncü kişinin “borçlu gibi” sorumlu tutulmasının önüne geçer ve dosyanın yanlış varsayımlarla ilerlemesini engeller.

    Birinci haciz ihbarnamesine cevap vermezsem ne olur?

    Cevap verilmemesi, üçüncü kişi açısından ciddi risk doğurur. Dosyada üçüncü kişinin borcu kabul ettiği veya borçluya ödeme yapabileceği varsayımı oluşabilir. Bu nedenle “benim borcum yok” düşüncesiyle sessiz kalmak yerine, yasal sürede kısa ama net bir itiraz sunmak güvenli yaklaşımdır.

    “Borçlunun bende doğacak alacağı yoktur” demek yeterli mi?

    Çoğu dosyada bu ifade başlangıç için yeterli olabilir; ancak borçlu ile bir ilişki geçmişi varsa, beyanın denetlenebilir olması için ilişkinin niteliği kısaca açıklanmalıdır. Şirket kayıtları, sözleşme akışı veya ücret/kira ilişkisi gibi unsurlar varsa, bunlarla uyumlu bir anlatım kurulması itirazı güçlendirir.

    Akrabam borçlu diye bana haciz ihbarnamesi gelmesi normal mi?

    Akrabalık tek başına sorumluluk doğurmaz; ancak alacaklı, borçlunun üçüncü kişi nezdinde alacağı olduğu iddiasıyla ihbarname isteyebilir. Böyle bir durumda üçüncü kişi, borçlu ile arasında hacze konu edilebilir bir alacak ilişkisi bulunmadığını açıkça yazarak itiraz etmelidir.

    Hukuki Denetim
    Fatih Tahancı Denetlenme Tarihi:

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir