İş ve Sosyal Güvenlik (SGK) Hukuku

Hizmet Tespit Davası

Hizmet Tespit Davası

Hizmet tespit davası, sigortasız çalıştırılan veya sigorta bildirimi eksik yapılan işçinin, fiilen çalıştığı sürelerin sosyal güvenlik kayıtlarına doğru şekilde yansıtılması amacıyla başvurduğu en kritik yargısal yoldur. Uygulamada çoğu uyuşmazlık, işçinin çalıştığı halde Kuruma hiç bildirilmemesi, daha geç bildirilmesi ya da prime esas kazancın düşük gösterilmesi gibi senaryolardan doğar. Bu dava yalnızca “kayıt düzeltme” meselesi değildir; emeklilik koşulları, aylık bağlanması, prim gün sayısı, hatta işçilik alacaklarının hesaplanması üzerinde doğrudan etkili sonuçlar üretir. Makalenin devamında; davanın tarafları, süresi, hangi hallerde açılacağı, ispat rejimi, istisnalar, dava sonrası yapılacak işlemler ve kanun yolları başlıkları altında, uygulamada karşılaşılan riskler ve stratejik uyarılarla birlikte kapsamlı bir çerçeve sunulacaktır.

Özet Bilgi

  • Zamanaşımı Süresi: Hizmet tespit davası için hak düşürücü süre, işçinin işten ayrıldığı tarihten itibaren işlemeye başlar. Yanlış süre hesabı, davanın reddine yol açabilir.
  • İstisnalar: Kamu otoritesi tarafından fiili çalışmanın belirli olduğu durumlar (denetim raporları, resmi incelemeler) istisna kabul edilir. İstisna iddiaları somut delillerle desteklenmelidir.
  • Dava Tarafları: Davalı genellikle işverendir. Kurum, mahkemenin ihbarı üzerine dosyaya katılır ve tescil işlemlerini gerçekleştirir.
  • Delil Planı: Davanın başında tanık seçimi, işyeri organizasyonu ve çalışmanın niteliği gibi unsurların belirlenmesi önemlidir. Bu unsurlar, mahkeme kararını etkileyebilir.

Yasal Uyarı

Hizmet tespit davası kamu düzeniyle bağlantılı bir davadır; bu nedenle mahkemenin aktif rol üstlendiği, sıradan bir alacak davası gibi yalnız tarafların getirdiği delillerle sınırlı kalmayan bir yargılama yürütülür. Bununla birlikte, “kamu düzeni” niteliği davacı açısından otomatik kazanım sağlamaz; fiili çalışmanın ortaya konulması için dosyanın sağlam kurulması gerekir. Uygulamada en sık yapılan hata, davanın “SGK’ya karşı” açıldığı düşüncesidir. Oysa davalı kural olarak işverendir; Kurum, mahkemenin ihbarı üzerine dosyaya katılır ve tespit edilen çalışmanın tesciline ilişkin işlem tesis eder.

Bu davalarda delil planı baştan oluşturulmalıdır: tanık seçimi, işyeri organizasyonunun açıklanması, çalışmanın niteliğinin (tam süreli/kısmi süreli), ücretin ve sürekliliğin somutlaştırılması, bordro-ödeme-kayıt zincirinin kurulması önem taşır. Ayrıca işçilik alacağı davası ile hizmet tespit davasının ilişkisi doğru yönetilmelidir; bazı dosyalarda mahkeme, alacak davasında ileri sürülen iddiaların sağlıklı değerlendirilmesi için hizmet tespit davası açılmasına süre verebilir. Bu nedenle, hukuki yol haritası belirlenirken tek bir dava üzerinden tüm sorunların çözüleceği varsayımıyla hareket etmek ciddi hak kayıplarına yol açabilir.

  • Taraf hatası: Davanın işverene yöneltilmemesi
  • Süre hatası: Hak düşürücü süre hesabının yanlış yapılması
  • Delil hatası: Tanık ve belge setinin plansız sunulması

Hizmet Tespit Davası Nedir?

Hizmet tespit davası, işçinin fiilen çalıştığı halde sosyal güvenlik kayıtlarında görünmeyen veya eksik görünen hizmetlerinin yargı kararıyla tespit edilmesini amaçlayan davadır. Bu dava; işçinin sigortalılığının hiç bildirilmemesi, çalışma süresinin eksik gösterilmesi, gerçekte çalışmaya devam ederken “çıkış-giriş” yapılmış gibi bildirim yapılması, sigorta başlangıcının gerçeğe aykırı şekilde daha geç gösterilmesi gibi hallerde gündeme gelir. Davanın temel fonksiyonu, fiili çalışma ile kayıt arasındaki çelişkiyi gidererek tescil (kayıt altına alma) sonucunu doğurmaktır.

Uygulamada önemli bir ayrım şudur: Hizmet tespit davası “tespit” niteliği taşır; yani öncelikle hukuki ilişkinin varlığı belirlenir. Ardından Kurum, mahkeme kararına göre tescil işlemlerini gerçekleştirir ve primlerin tamamlanması yönünden işverene dönük süreç işler. Bu nedenle, bazı uyuşmazlıklarda işçi, önce hizmet tespit davasını sonuçlandırıp sonrasında eda davası (alacak davası) ile haklarını talep etmeyi tercih eder. Bazı dosyalarda ise alacak davası açılmışken hizmet süresinin tartışmalı olduğu anlaşılır ve hizmet tespit davası açılması yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için zorunlu hale gelir.

Bu davanın merkezinde hizmet sözleşmesi (işçinin işverene bağımlı olarak iş görmesi ve karşılığında ücret alması) ilişkisi bulunur. Bağımlılık unsuru, işverenin yönetim ve denetimi, iş organizasyonuna dahil olma, belirli bir işyerinde ve belirli zaman düzeninde çalışma gibi olgularla ortaya konur. Mahkemeler ve yüksek yargı, soyut iddiadan ziyade bu olguların somutlaştırılmasına özel önem verir.

Hizmet Tespit Davası Zamanaşımı

Hizmet tespit davası bakımından teknik olarak “zamanaşımı” kavramı yerine hak düşürücü süre öne çıkar. Hak düşürücü süre, süresi geçtikten sonra hakkın ileri sürülmesini engelleyen ve kural olarak kesilmesi/durdurulması daha sınırlı olan bir süredir. Uygulamada bu davalarda temel süre, işçinin işten ayrıldığı tarihten itibaren işlemeye başlayan belirli bir dönemle sınırlanır. İşçinin vefatı halinde ise mirasçıların dava açma hakkı, ölüm tarihinden itibaren aynı sistematik içinde değerlendirilir.

En kritik nokta şudur: Süre hesabı doğru yapılmazsa, davanın esasına girilmeden reddedilmesi riski doğar. Birçok kişi, uzun yıllar çalışmış olmanın tek başına dava açmaya yeteceğini düşünür; oysa mahkemenin ilk baktığı hususlardan biri, davanın süresinde açılıp açılmadığıdır. Ayrıca bazı dosyalarda “işten ayrılma” kavramı fiilen net değildir; işçi çalışmayı bırakmış olabilir ancak kayıtlarda farklı görünebilir. Bu tür çelişkilerde, fiili durum ile kayıtların uyumlaştırılması ve işten ayrılma tarihinin hangi veriyle ispatlandığı önem kazanır.

Aşağıdaki tablo, uygulamada süre tartışmasının hangi eksenlerde döndüğünü gösterir:

Değerlendirilen UnsurUygulamadaki Önemi
İşten ayrılma tarihiHak düşürücü sürenin başlangıcını belirler
Fiili çalışma ile kayıt uyumu“Ayrılma”nın gerçek olup olmadığını etkiler
Kurumsal tespit/rapor varlığıİstisna değerlendirmesinde belirleyici olabilir

Süre rejimi teknik olduğu için, dava açmadan önce belge ve olay kronolojisi çıkarılarak hareket edilmesi, yanlış tarih varsayımlarını engeller.

Hizmet Tespit Davası Zamanaşımı İstisnaları

Hizmet tespit davası için öngörülen hak düşürücü süre kuralına rağmen, uygulamada bazı durumlar “istisna” olarak değerlendirilir ve davanın süre yönünden reddedilmesi engellenebilir. Bu istisnalar, çoğunlukla fiili çalışmanın kamu otoritesi tarafından zaten bir şekilde görünür hale geldiği veya işverenin prim kesintisini belgelediği hallerde gündeme gelir. Örneğin denetim raporları, müfettiş tutanakları, işyerine ilişkin resmi incelemeler veya prim tahsilinin icra yoluyla gerçekleştirilmesi gibi olgular, çalışmanın varlığını kuvvetle ortaya koyar.

Burada dikkat edilmesi gereken, istisna iddiasının “genel” bir anlatımla değil, belgeye dayalı şekilde kurulmasıdır. Uygulamada en sık hata, “nasıl olsa istisna var” düşüncesiyle sürenin önemsenmemesi ve somut istisna koşulunun dosyaya kazandırılmamasıdır. İstisna iddiası; hangi raporun, hangi tespitin, hangi belge setinin mevcut olduğuna göre şekillenir ve mahkeme bunu denetlenebilir şekilde görmek ister.

  • Denetim tespiti: Resmi rapor/tutanaklarla çalışmanın ortaya konması
  • Prim kesintisinin belgelenmesi: Ücret bordrosu veya benzeri imzalı kayıtlarla kesintinin gösterilmesi
  • Kuruma bildirim izi: İşe giriş bildirimi gibi kayıtların mevcut olması
  • Prim tahsili: Kurumun primleri sonradan tahsil etmesi
  • Kesinleşmiş yargı kararları: Aynı döneme dair işçilik alacaklarını kesin olarak saptayan kararların varlığı

Bu istisnalar, dosyayı güçlendirir; ancak otomatik uygulanmaz. Mahkemenin ikna edilmesi için istisnayı taşıyan delilin açık, tarihsel olarak uyumlu ve çelişkisiz sunulması gerekir.

Hangi Durumlarda Hizmet Tespit Davası Açılır?

Hizmet tespit davası, işçinin fiilen çalıştığı dönemlerin sosyal güvenlik kayıtlarında hiç görünmemesi veya eksik görünmesi halinde açılır. Bu kapsam, yalnız “sigorta hiç yapılmadı” senaryosuyla sınırlı değildir. İşe başlangıcın geç bildirilmesi, çalışma günlerinin eksik gösterilmesi, ücretin düşük bildirilmesi, işten ayrılmadığı halde çıkış yapılmış gibi bildirim yapılması gibi birçok uygulama, hizmet tespit ihtiyacını doğurur. Dava açılabilmesi için temel şart, işçi ile işveren arasında bir hizmet sözleşmesi ilişkisinin bulunmasıdır; yani işçinin, işverene bağımlı olarak iş görmesi ve karşılığında ücret alması gerekir.

Önemli bir diğer şart, uyuşmazlık konusu çalışmanın Kurum tarafından daha önce tespit edilmemiş olmasıdır. Eğer Kurum kendi denetimiyle çalışmayı zaten tespit etmiş ve tescil işlemlerini yürütüyorsa, hizmet tespit davasının amacı ve gerekliliği ayrıca değerlendirilir. Bu nedenle dava açmadan önce, Kuruma yapılmış başvuruların, denetim süreçlerinin ve kayıtların durumu kontrol edilmelidir.

Uygulamada dosyayı zayıflatan tipik hatalar şunlardır: Çalışmanın nerede, hangi görevle, hangi vardiya düzeninde, kimlerin gözetiminde yürütüldüğünün somutlaştırılmaması; tanıkların işyeriyle ilgisiz veya anlatımı muğlak kişilerden seçilmesi; ücret-ödeme trafiğinin (banka, elden ödeme, dekont, makbuz) açıklanamaması. Hizmet tespit davaları “genel anlatım” yerine, iş organizasyonuna yerleştirilmiş “somut çalışma hikâyesi” ister. Bu hikâye, belge ve tanıkla desteklendiğinde mahkemenin re’sen araştırması da anlamlı şekilde yönlendirilir.

Hizmet Tespit Davası Kaç Yıl Geriye Gider?

Hizmet tespit davası bakımından sık sorulan soru, “kaç yıl geriye gidileceği”dir. Bu noktada kritik ayrım şudur: Dava süresinde açıldığı takdirde, tespit edilecek hizmetin geriye etkisi yönünden kural olarak “yıl sınırı” şeklinde bir kısıt bulunmaz. Esas mesele, davanın hak düşürücü süre içinde ikame edilmesidir. Bu şart sağlandığında, fiili çalışmanın başladığı ilk tarihten itibaren eksik veya hiç bildirilmeyen dönemler tespit kapsamına girebilir.

Uygulamada bunun anlamı şudur: İşçi uzun süre çalışmış olabilir ve bu çalışmanın belli bir kısmı eksik bildirilmiş olabilir. Dava açıldığında, mahkeme; çalışmanın süresini, sürekliliğini, niteliğini ve prime esas kazanç yönünü dosyadaki delillere göre değerlendirir. Burada “geriye gitme” iddiası, yalnız anlatımla değil, kanıtlanabilir olgularla desteklenmelidir. Aksi halde mahkeme, çalışma süresini daha dar bir dönemle sınırlı tespit edebilir veya iddiayı ispatlanamadığı ölçüde reddedebilir.

Pratikte sık hata, “nasıl olsa geriye sınırsız gider” düşüncesiyle delil toplanmasının ihmal edilmesidir. Oysa geriye etkisi geniş olan her iddia, daha güçlü bir ispat seti gerektirir. Bu nedenle, işyerinin adresi, organizasyonu, çalışma saatleri, görev tanımı, ücretin nasıl ödendiği, çalışma günlerinin düzeni ve tanıkların bu olgulara ilişkin doğrudan gözlemi somutlaştırılmalıdır. Ayrıca işçilik alacağı davası gibi paralel dosyalar varsa, bu dosyaların tespit davasına etkisi stratejik biçimde değerlendirilmelidir.

Hizmet Tespit Davasının Sonucunda Ne Olur?

Hizmet tespit davası sonucunda verilen karar, işçi ve işveren açısından farklı ve çok yönlü sonuçlar doğurur. Dava kabul edildiğinde; işçinin fiilen çalıştığı halde kayıt dışı kalan süreler tespit edilir ve Kurum nezdinde tescil süreci işletilir. Bu tespit, sigortalılık başlangıcını ve prim gün sayısını etkileyebileceği gibi, prime esas kazançların doğru seviyeye çekilmesini de gündeme getirir. Sonuç itibarıyla emeklilik hesabı, aylık bağlanması ve sigortalılık süresi gibi temel parametreler değişebilir.

İşveren yönünden ise, tespit edilen dönemlere ilişkin primlerin tamamlanması ve buna bağlı mali yükümlülükler gündeme gelir. Ayrıca idari yaptırımların doğması ihtimali vardır; çünkü kayıt dışı istihdam ve eksik bildirim, sosyal güvenlik sisteminin ihlali niteliğindedir. Bu nedenle, birçok uyuşmazlıkta işveren savunmasının odağı, “fiili çalışma yoktu” veya “kayıtlar gerçeği yansıtıyor” iddiasını delillendirmeye dayanır.

Dava reddedildiğinde, işveren açısından yeni bir prim yükümlülüğü doğmaz ve kayıtların doğru olduğu kabul edilmiş olur. İşçi bakımından ise, yalnız sosyal güvenlik yönü değil, işçilik alacakları yönünden de dolaylı etkiler ortaya çıkabilir; çünkü kıdem, ihbar, fazla çalışma gibi kalemlerin hesabında çalışmanın süresi ve ücret seviyesi belirleyicidir. Bu nedenle, hizmet tespit davası yalnız başına değerlendirilmemeli; işçinin tüm hukuki menfaat setiyle birlikte ele alınmalıdır.

  • Kabul: Tescil, prim gün artışı, emeklilik parametrelerinde değişim, işveren için prim ve olası idari yaptırım riski
  • Ret: Kayıtların korunması, işçinin tespit ve buna bağlı haklarının doğmaması

Hizmet Tespit Davasında İspat Yükü Kimde?

Hizmet tespit davası bakımından genel kural, ispat yükünün davacı işçide olduğudur. İşçi, fiilen çalıştığını ve bildirilmeyen/eksik bildirilen dönemi ortaya koymak zorundadır. Bununla birlikte davanın kamu düzeni niteliği sebebiyle mahkemenin re’sen araştırma yükümlülüğü bulunur; yani mahkeme yalnız tarafların sunduğu belgelerle yetinmeyip gerekli görürse kendiliğinden inceleme ve araştırma yapabilir. Ancak bu durum, işçinin “hiç delil sunmasa da kazanır” anlamına gelmez. Aksine, mahkemenin araştırmasını doğru yöne sevk edecek bir delil omurgası kurulmadığında, re’sen araştırma da sınırlı kalır.

İspat araçları bakımından dosyada genellikle şu unsurlar öne çıkar: ücret bordroları, ödeme kayıtları, işe giriş-çıkışa ilişkin belgeler, işyeri giriş kayıtları, yazışmalar, görev dağılımını gösteren belgeler ve özellikle tanık beyanları. Tanıkların; işyerini, işin yürütülüşünü, çalışma saatlerini ve işçinin fiilen çalıştığı dönemi somut şekilde anlatabilmesi gerekir. Uygulamada en sık hata, işyerini hiç bilmeyen veya anlatımı genel-geçer kalan tanıklarla süreç yürütmektir.

Aşağıdaki liste, pratikte “dosyayı taşıyan” delil kümelerini özetler:

  • Belgesel deliller: Bordro, dekont, yazışma, görev çizelgesi benzeri kayıtlar
  • Yaşamın olağan akışı: İşin niteliği ve işyeri organizasyonunun mantıksal tutarlılığı
  • Tanık anlatımı: Somut, tarihsel uyumlu, çelişkisiz beyanlar

İspat stratejisi, iddianın kapsamı genişledikçe daha kritik hale gelir; çünkü geriye dönük uzun dönemlerin tespitinde mahkeme, güçlü ve tutarlı bir kanıt zinciri görmek ister.

EYT ve Hizmet Tespit Davası

Hizmet tespit davası, sosyal güvenlik sisteminde erken emeklilik veya belirli koşullarla aylık bağlanması gibi düzenlemeler bakımından da önem taşır. Çünkü bu tür düzenlemelerde genellikle ilk işe giriş veya sigortalılık başlangıcı gibi bir başlangıç parametresi belirleyici olur. İşverenin bildirimleri gerçeğe aykırı biçimde daha geç yapılmışsa, kişi kayıt üzerinde daha geç sigortalı görünür ve bu da ilgili düzenlemelerin şartlarını sağlayamamasına yol açabilir. Bu noktada hizmet tespit davası, fiili çalışmanın başlangıcını ve eksik/yanlış bildirilen süreleri yargı kararıyla ortaya koyarak sigortalılık başlangıcını gerçek duruma yaklaştırma işlevi görebilir.

Uygulamada kritik olan, hizmet tespit davasının “her şeyi otomatik düzeltmesi” beklentisine girilmemesidir. Mahkeme, yalnız iddia edilen çalışmanın ispatlandığı ölçüde tespit yapar. Bu nedenle, ilk işe girişin daha erken olduğunun ileri sürüldüğü dosyalarda; o döneme ilişkin tanıkların seçimi, işyerinin faal olduğunun gösterilmesi, işçinin hangi işte çalıştığının açıklanması ve ücret ödeme düzeninin ortaya konması daha da önem kazanır.

Bir diğer pratik risk, “küçük bir farkın önemsiz olduğu” düşüncesidir. Oysa bazı düzenlemelerde başlangıç parametresi keskin olduğundan, birkaç günlük dahi farklılık kişinin kapsam dışında kalmasına neden olabilir. Bu nedenle, başlangıç tarihinin tespiti hedefleniyorsa, dosya hazırlığı sıradan bir hizmet süresi tespiti gibi değil, daha titiz bir kronoloji ve delil zinciriyle yürütülmelidir. Mahkemeler, başlangıç iddiasını güçlü delillerle desteklenmiş şekilde görmek ister; soyut anlatımla genişletilen iddialar çoğu zaman daraltılarak tespit edilir.

EYT için Hizmet Tespit Davası Nasıl Açılır?

Hizmet tespit davası, görevli mahkemede işçiyi davacı, işvereni davalı konumuna yerleştiren bir yargısal süreçtir. Kurum kural olarak davalı değildir; mahkeme, Kuruma davayı re’sen bildirir ve Kurum dosyaya fer’i müdahil olarak katılır. Uygulamada doğru dilekçe kurgusu; çalışmanın başlangıcı, devamı, çalışma biçimi, işyeri organizasyonu ve kayıt dışı/eksik bildirim iddiasını somutlaştıran bir anlatım üzerine kurulmalıdır. Özellikle “başlangıç tarihinin” tartışmalı olduğu dosyalarda, iddia tek cümleyle değil, olay örgüsüyle desteklenmelidir.

Dava açılmadan önce şu pratik hazırlıklar, sürecin sağlıklı ilerlemesini sağlar:

  • Kronoloji: Çalışmaya başlama, görev değişiklikleri, ücret değişimleri, fiili çalışma düzeninin sıralanması
  • Delil envanteri: Bordro, ödeme kaydı, mesajlaşma, işyeri giriş kaydı, görev çizelgesi, tanık listesi
  • Başlangıç iddiası: İlk çalışmanın hangi işte, kimlerin gözetiminde ve hangi düzen içinde yürütüldüğünün açıklanması

Başlangıç parametresinin önemli olduğu dosyalarda, işverenin tek taraflı bildirimiyle geriye dönük düzeltme yapılamayabileceği iddiası gündeme gelir. Bu nedenle, tespitin mahkeme kararıyla yapılması hedeflenir. Mahkeme, yalnız belgelerle değil, tanık anlatımlarıyla da çalışma olgusunu kurabilir; ancak tanıkların anlatımı işin niteliğiyle uyumlu, çelişkisiz ve denetlenebilir olmalıdır. Dilekçe ve delil seti, mahkemenin re’sen araştırmasını doğru yönde tetikleyecek şekilde hazırlanmalıdır.

Hizmet Tespit Davası Nasıl Sonuçlanır?

Hizmet tespit davası iki temel şekilde sonuçlanır: kabul veya ret. Kabul halinde mahkeme, işçinin iddia ettiği dönemlerde fiilen çalıştığını tespit eder ve karar kesinleştiğinde Kurum, tescil işlemlerini mahkeme hükmüne göre yürütür. Bu, prim gün sayısının artması, prime esas kazançların düzelmesi, sigortalılık başlangıcının gerçek çalışmaya yaklaşması gibi sonuçlar doğurabilir. İşveren açısından ise primlerin tamamlanması ve gecikme niteliğindeki mali sonuçlar ile idari yaptırım riski gündeme gelebilir.

Ret halinde mahkeme, fiili çalışmanın ispatlanamadığı veya kayıtların gerçeği yansıttığı kanaatine varır. Uygulamada reddin en sık gerekçeleri; tanıkların yetersizliği, çelişkili beyanlar, çalışmanın sürekliliğinin gösterilememesi, işyerinin iddia edilen dönemde faal olduğunun somutlaştırılamaması veya hak düşürücü süre sorunudur. Bu nedenle, dava açarken yalnız “sigortasız çalıştım” demek yeterli değildir; çalışmanın nasıl, nerede, ne şekilde yürütüldüğü dosyada yaşatılmalıdır.

Yargılamanın sağlıklı ilerlemesi için uygulamada şu stratejik yaklaşım öne çıkar: Önce tespit davasının çekirdeği kurulmalı; ardından işçilik alacaklarıyla bağlantısı, tespit sonucunun alacak hesabına etkisi çerçevesinde planlanmalıdır. Bazı dosyalarda alacak davası bekletici mesele yapılır; bu da işçinin tespit davasını etkin biçimde yürütmesini zorunlu kılar. Sonuç olarak davanın kaderi, yalnız hukuki argümanla değil, delil setinin kalitesiyle belirlenir.

10 Yıl Sigortasız Çalışan Ne Yapmalıyım?

Hizmet tespit davası, uzun süre sigortasız çalıştırıldığını düşünen kişiler için en temel çözüm yoludur; ancak burada süre rejimi ve ispat gerçekliği çok dikkatli yönetilmelidir. Uzun süreli çalışmalarda en büyük risk, hak düşürücü sürenin kaçırılması veya fiili çalışmanın belirli dönemler için ispatlanamamasıdır. Kişi uzun yıllar çalışmış olsa bile, dava açma süresi bakımından başlangıç noktası çoğu zaman “işten ayrılma” olgusuna bağlandığından, önce iş ilişkisinin ne zaman sona erdiği netleştirilmelidir.

Uygulamada atılması gereken adımlar şu şekilde özetlenebilir:

  • Belge toplama: Eski ücret ödemeleri, yazışmalar, işyeriyle bağlantılı kayıtlar, tanık listesi
  • Çalışma modelini açıklama: İşin niteliği, görev, mesai düzeni, bağımlılık unsuru
  • Başvuru ve dava planı: Tespit davası ile alacak davasının sıralamasının belirlenmesi

Uzun yıllı çalışmalarda tanık seçimi ayrıca önemlidir. Tanıkların yalnız “çalıştı” demesi değil; hangi dönemde, hangi işte, hangi düzen içinde çalışmayı gördüğünü anlatması gerekir. Ayrıca işyeri geçmişe dönük olarak kapandıysa veya adres değiştiyse, bu tür olguların da dosyada açıklanması gerekir; aksi halde mahkeme, iddianın denetlenebilir olmadığını düşünebilir. Hak kaybı yaşamamak için süre hesabı ve delil planının birlikte yapılması, bu davaların en kritik aşamasıdır.

Tespit Davası Sonrası Ne Yapılır?

Hizmet tespit davası niteliği gereği bir “tespit” davasıdır; yani mahkeme, öncelikle çalışmanın varlığını ve kapsamını belirler. Kararın kesinleşmesiyle birlikte, Kurum nezdinde tescil işlemleri mahkeme hükmüne göre yürütülür. Uygulamada bu aşamada en önemli husus, kararın kapsamının doğru anlaşılmasıdır: Hangi dönemlerin tespit edildiği, prime esas kazanç yönünden bir belirleme yapılıp yapılmadığı, kararın hangi delil temeline dayandığı gibi unsurlar, sonraki adımların planlanmasını etkiler.

Dava sonrası süreçte, işverenin prim yönünden yükümlülükleri gündeme gelir. Kurum, mahkeme kararını esas alarak eksik prim tahakkuku, tescil ve ilgili işlemleri yürütür. Bu süreç, işçinin emeklilik parametrelerini ve aylık bağlanması ihtimalini doğrudan etkileyebileceğinden, tescilin yapılıp yapılmadığı takip edilmelidir. Ayrıca işçi, tespit davası sonucuna dayanarak işçilik alacaklarını talep edebileceği bir eda davasına (örneğin kıdem/ihbar/ücret alacakları) yönelmeyi düşünebilir.

Uygulamada sık yapılan hata, tespit kararının tek başına tüm parasal hakları doğurduğu varsayımıdır. Oysa tespit davası, çoğu durumda alacakların hesabına temel teşkil eder; alacağın hüküm altına alınması için ayrıca eda davası gerekir. Bu nedenle kararın kesinleşmesi, Kurum işlemlerinin tamamlanması ve alacak davası stratejisinin buna göre kurulması önemlidir. Dava sonrası aşamada yapılacak takip, tespit edilen hizmetin sistemde fiilen karşılık bulmasını sağlar.

Tespit Davasından Sonra Hangi Dava Açılır?

Hizmet tespit davası sonrasında gündeme gelebilecek davalar, somut olayın ihtiyacına göre değişir. Uygulamada iki temel senaryo görülür. Birinci senaryoda işçi önce işçilik alacaklarını talep eden bir alacak davası açar; yargılama sırasında çalışma süresi ve prim bildirimi tartışmalı hale gelince mahkeme, hizmet tespit davası açılması için davacıya süre verir ve alacak davasını bekletici mesele yapar. İkinci senaryoda ise işçi önce hizmet tespit davasını açar, tespit kararını aldıktan sonra bu kararı temel alarak alacak davasına yönelir.

Her iki senaryonun ortak noktası şudur: İşçilik alacaklarının doğru hesaplanması için çalışma süresi, ücret seviyesi ve hizmetin niteliği netleşmelidir. Tespit davası, bu netliği sağladığı ölçüde alacak davasının dayanağını güçlendirir. Özellikle kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret alacakları ve benzeri kalemlerde; hizmet süresi ve prime esas kazanç iddiası, talep miktarını doğrudan etkiler.

Burada stratejik hata, iki davayı birbirinden bağımsız ve kopuk yürütmektir. Eğer alacak davası açılmışken tespit davası açılması gerekiyorsa, süre içinde tespit davası açılmaması alacak davasında da hak kaybı yaratabilir. Öte yandan tespit davası sonuçlanmadan alacak davasında iddiaları genişletmek, delil-iddia uyumsuzluğu doğurabilir. Bu nedenle yargılama ekonomisi, bekletici mesele kurumu ve delil planı birlikte değerlendirilmelidir; tespit kararının kapsamı, alacak davasının talep sonucuna doğrudan yansıtılmalıdır.

Hizmet Tespit Davası Yargıtay Yolu Açık Mı?

Hizmet tespit davası sonunda verilen nihai karara karşı kanun yolları açıktır. İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf incelemesi yapılabilir; şartları oluştuğunda temyiz incelemesi de gündeme gelebilir. Kanun yolu süreci, özellikle delil değerlendirmesi, süre rejimi ve mahkemenin re’sen araştırma yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği gibi noktalar üzerinde yoğunlaşır. Uygulamada yüksek yargı denetiminde, kararın gerekçesinin somut olgulara dayanması ve delillerin tutarlı biçimde tartışılması önemlidir.

Kanun yoluna başvururken en sık yapılan hata, yalnız “karar hatalı” gibi genel ifadelerle ilerlemektir. Oysa hangi tanığın neden dikkate alınmadığı, hangi belgenin neden yanlış yorumlandığı, hak düşürücü sürenin neden yanlış hesaplandığı, re’sen araştırma yapılması gerekirken hangi araştırmanın yapılmadığı gibi somutlaştırılmış itirazlar önem taşır. Özellikle süreye ilişkin değerlendirmeler ve istisna iddiaları, kanun yolu incelemesinde dosyanın kaderini belirleyebilir.

Bir diğer pratik husus, tespit kararının alacak davası ile bağlantısıdır. Tespit davası kanun yolundayken alacak davasının akıbeti, bekletici mesele ve kesin hüküm etkisi bakımından ayrıca değerlendirilir. Bu sebeple kanun yolu stratejisi, yalnız tespit davası dosyasıyla sınırlı değil, paralel yargılamalar ve Kurum işlemleriyle birlikte planlanmalıdır. Sonuç olarak, kanun yolu açık olmakla birlikte, başarı şansı büyük ölçüde ilk aşamada kurulmuş delil sistematiğinin gücüne ve itirazların somutluğuna bağlıdır.

Sıkça Sorulan Sorular

Hizmet tespit davasında davalı kim olur?

Hizmet tespit davası kural olarak işverene karşı açılır. Kurum, mahkemenin davayı re’sen bildirmesiyle dosyaya katılır ve fer’i müdahil sıfatıyla tescil süreçleri yönünden yargılamada yer alır. Bu nedenle davanın yanlış kişiye yöneltilmesi, daha başlangıçta usul sorunlarına yol açabilir ve süre riski doğurabilir.

Hizmet tespit davasında hangi deliller daha etkili olur?

Belgesel deliller (bordro, ödeme kaydı, yazışma, giriş-çıkış kayıtları) ve somut anlatım kurabilen tanık beyanları birlikte sunulduğunda dosya güçlenir. Tanıkların işyerini ve çalışma düzenini bizzat bilmesi, beyanların tarihsel olarak uyumlu ve çelişkisiz olması önemlidir. Mahkemenin re’sen araştırma yapabilmesi için de dosyanın yönlendirici bir delil omurgası taşıması gerekir.

Hizmet tespit davası kazanılırsa emeklilik koşulları değişir mi?

Dava kabul edilirse tespit edilen hizmet süreleri sigortalılık kayıtlarına işlenir ve prim gün sayısı ile sigortalılık süresi gibi parametreler değişebilir. Bu değişim, emeklilik koşullarının sağlanmasına veya aylık bağlanmasına etki edebilir. Ancak etki, mahkemenin hangi dönemleri ve hangi kapsamda tespit ettiğine bağlıdır; bu nedenle kararın kapsamı dikkatle değerlendirilmelidir.

Hizmet tespit davası ile işçilik alacak davası birlikte yürütülebilir mi?

Evet, birlikte yürütülebilir; ancak çoğu dosyada hizmet tespit davasının sonucu, alacak davasındaki hesaplamayı doğrudan etkiler. Uygulamada alacak davası sırasında hizmetin tartışmalı olduğu anlaşılırsa mahkeme, tespit davası açılması için süre verebilir ve alacak davasını bekletici mesele yapabilir. Bu nedenle iki davanın sıralaması ve stratejisi, hak kaybı yaratmayacak şekilde planlanmalıdır.

Hukuki Denetim
Fatih Tahancı Denetlenme Tarihi:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir