Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu
Kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu, elinde poliçe, bono veya çek bulunan alacaklının, mahkeme ilamı almadan icra dairesi üzerinden daha hızlı ilerleyebildiği özel bir ilamsız icra takibidir. Bu takip türünde “her borç belgesi” değil, sadece kanunun kambiyo senedi olarak kabul ettiği belgeler kullanılabilir. Uygulamada en çok sorun çıkaran nokta da burasıdır: Borç ilişkisi gerçek olsa bile, takip dayanağı evrak kambiyo senedi niteliği taşımıyorsa bu yol doğru seçim olmaz ve takip ciddi itirazlarla karşılaşabilir. Bu yazıda; sürecin hangi aşamalardan geçtiğini, borçlunun ödeme emrine karşı hangi itirazları hangi sürelerde yapabileceğini, itirazın kabulü veya reddi halinde tarafların neyle karşılaşacağını ve özellikle Yargıtay uygulamasında kritik görülen “imzaya itiraz–borca itiraz” ayrımını ele alıyorum.
Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu Nedir?
Kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu, klasik ilamsız icradan farklı olarak, alacaklının elindeki belgenin “kambiyo senedi” olması şartına bağlanmış bir takip türüdür. Kambiyo senedi denildiğinde uygulamada üç temel belge konuşulur: poliçe, bono ve çek. Bunların dışındaki evraklar (örneğin adi senet, sözleşme, teslim tutanağı, cari hesap mutabakatı, tahvil benzeri kıymetli evrak) bu takipte dayanak yapılamaz. Bu sınırlılık sadece şekli bir ayrıntı değildir; takibin hukuki zemini bu nitelendirmeye bağlıdır.
Takip, alacaklının icra dairesine takip talebi vermesiyle başlar. Sonrasında icra dairesi borçluya ödeme emri gönderir. Ödeme emrinin tebliği ile birlikte borçlunun kısa süreli ve sınırlı itiraz imkanları doğar. Süreç, itiraz edilmemesi veya itirazın sonuçlarına göre haciz, satış ve paranın paylaştırılması aşamalarına ilerler.
Bu yolda “hız” avantajı olduğu kadar “hata maliyeti” de yüksektir. Alacaklı açısından yanlış senetle bu yola başvurmak takibin iptaline; borçlu açısından sürelere riayet etmemek haciz riskinin hızlıca büyümesine yol açar. Bu nedenle daha en başta, belgenin kambiyo senedi olup olmadığı ve senet üzerindeki zorunlu unsurların (örneğin imza, vade, bedel, lehtar gibi) bulunup bulunmadığı, uygulamada ilk kontrol edilmesi gereken noktadır.
Borçlunun Ödeme Emrine İtiraz Hakları
Kambiyo takibinde borçlu, ödeme emri tebliğ edildikten sonra kısa bir süre içinde icra mahkemesine başvurarak itiraz edebilir. Bu itirazlar temelde imzaya itiraz ve borca itiraz olarak ikiye ayrılır. Başvurunun icra dairesine değil, icra mahkemesine yapılması gerektiği uygulamada en sık karıştırılan konulardandır. Yanlış mercie başvuru, süre kaçırılmış gibi sonuç doğurabilir.
İtirazın önemli bir özelliği şudur: Kambiyo takibinde ödeme emrine itiraz, kural olarak takibin tüm işlemlerini kendiliğinden durdurmaz. Uygulamada borçlu, “itiraz ettim, her şey durur” varsayımıyla hareket ettiğinde haciz işlemleriyle karşılaşabilir. Bu nedenle borçlu, şartları varsa icra mahkemesinden ayrıca geçici durdurma (tedbir niteliğinde) talep etmeyi de değerlendirmelidir. Mahkeme, dosya içeriğine göre bu konuda kanaat oluşursa kendiliğinden de geçici durdurma kararı verebilir.
İcra mahkemesi itirazı incelerken, çoğu durumda duruşma açarak tarafları dinler. Bu aşamada dosyaya sunulacak belge, savunmanın omurgasını oluşturur. Özellikle borca itirazda bazı iddiaların tanıkla ispatlanamaması, borçlunun “ben ödemiştim” gibi sözlü savunmalarının tek başına yeterli olmamasına neden olur.
| İtiraz Türü | Dayanak | Temel Sonuç | Uygulamada Kritik Nokta |
|---|---|---|---|
| İmzaya itiraz | Senetteki imzanın borçluya ait olmadığı iddiası | İnceleme sonrası kabul/ret; yaptırım riski yüksek | İtirazın açıkça “imza inkârı” şeklinde kurulması gerekir |
| Borca itiraz | Borcun bulunmadığı, ödendiği, ertelendiği, takas vb. | Belgeyle ispat şartı ağırlık kazanır | Resmî belge veya imzası ikrar edilmiş belge çoğu iddiada belirleyicidir |
| Yetki itirazı | Takibin yanlış icra dairesinde başlatıldığı iddiası | Yetkili daire belirlenirse dosya yön değiştirir | Yetkili icra dairesi dilekçede somut şekilde gösterilmelidir |
Örnek İtiraz Dilekçesi
… İCRA HUKUK MAHKEMESİ’NE
DOSYA/TAKİP NO: … (icra dairesi takip numarası)
İTİRAZ EDEN (BORÇLU): … (ad-soyad / unvan)
VEKİLİ: … (varsa)
KARŞI TARAF (ALACAKLI): … (ad-soyad / unvan)
KONU: Kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan takibe ilişkin ödeme emrine süresi içinde itirazlarımızın sunulmasından ibarettir.
AÇIKLAMALAR:
1) Tarafıma tebliğ edilen ödeme emrine dayanak gösterilen senet yönünden (imzaya itiraz / borca itiraz / yetki itirazı) haklarımızı kullanıyoruz. İtiraz sebeplerimiz aşağıda açıklanmıştır.
2) (İmzaya itiraz ise) Senet üzerindeki imza bana ait değildir. Bu nedenle takip konusu kambiyo senedine dayalı takibin devamı hukuken mümkün değildir.
3) (Borca itiraz ise) Takip konusu borç mevcut değildir / borç ifa edilmiştir (ödenmiştir) / borç ertelenmiştir. İddiamızı destekleyen belgeler dilekçe ekinde sunulmuştur.
4) (Yetki itirazı ise) Takip, yetkisiz icra dairesinde başlatılmıştır. Yetkili icra dairesi …’dır.
HUKUKİ NEDENLER: İİK ve ilgili mevzuat.
DELİLLER: Senet örneği, tebliğ evrakı, ödeme/ibra/erteleme belgeleri, banka dekontu, yazışmalar ve her türlü yasal delil.
SONUÇ VE TALEP: Açıklanan nedenlerle itirazlarımızın kabulü ile takibin durdurulmasına (şartları varsa geçici durdurma kararı verilmesine) ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ederiz.
İtiraz Eden (Borçlu) / Vekili
İsim – İmza
İtirazın Reddedilmesi ve Kabulü
İcra mahkemesi, borçlunun itirazını inceledikten sonra kabul veya ret yönünde karar verir. Bu iki ihtimal, takip akışını tamamen değiştirir. Ret halinde alacaklı bakımından süreç hızlanırken, kabul halinde takip ya durur ya da iptal aşamasına ilerler. Burada kritik olan; kararın “takip hukukuna ilişkin” bir değerlendirme olmasıdır. Yani icra mahkemesi, çoğu zaman kapsamlı bir alacak davası gibi tüm ilişkiyi baştan sona çözmez; takibin devam edip etmeyeceğini ve hangi itirazın geçerli sayılacağını değerlendirir.
İtirazın reddi durumunda alacaklı, kural olarak takibe devam edebilir ve çoğu senaryoda kararın kesinleşmesini beklemek zorunda kalmaz. Borçlu ise her şeyin bittiğini düşünmemelidir: Takip hukuku içinde itirazı reddedilmiş olsa bile, şartları varsa menfi tespit (borçlu olmadığının tespiti) veya istirdat (ödenenin geri alınması) davası gibi genel mahkeme yolları gündeme gelebilir. Ancak bu davalar, otomatik olarak icra işlemlerini durdurmaz; ayrıca tedbir koşulları doğarsa değerlendirilir.
İtirazın kabulü halinde ise takip, itirazın kapsamına göre durur ve belirli koşullarla iptal sonucuna ilerleyebilir. Bu noktada alacaklı için temel risk, hatalı veya kötü niyetli takip nedeniyle tazminat ve bazı yaptırımlarla karşılaşma ihtimalidir. Uygulamada tarafların en çok kaçırdığı husus şudur: İtirazın kabulü sadece “dosya kapandı” anlamına gelmez; doğru strateji kurulmazsa yeni bir dava veya farklı takip türü ihtiyacı doğabilir.
A) İmzaya İtiraz
İmzaya itiraz, borçlunun takip dayanağı kambiyo senedindeki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürmesidir. Bu itiraz, “genel bir inkâr” şeklinde değil, doğrudan ve açık biçimde “imzayı kabul etmiyorum” anlamına gelecek şekilde kurulmalıdır. Uygulamada en sık hata, “borcum yok”, “senet bana ait değil” gibi ifadelerin imzaya itiraz sanılmasıdır. Bu tür cümleler her dosyada aynı etkiyi doğurmaz; icra mahkemesi itirazın niteliğine göre değerlendirme yapar ve yanlış kurulan itiraz, borçlunun geri dönüşü zor hak kayıpları yaşamasına neden olabilir.
İmzaya itirazda mahkeme genellikle duruşma açar ve tarafları çağırır. Borçlunun duruşmaya katılımı, dosyanın seyrini doğrudan etkileyebilir. Bazı durumlarda borçlunun bizzat dinlenmesi ve imza incelemesi sürecinin sağlıklı yürütülmesi gerekir. Duruşmaya mazeretsiz katılmamak, itirazın reddi gibi sonuçlar doğurabileceğinden süreç ciddiyetle takip edilmelidir.
Bu itiraz türü “yüksek risk–yüksek sonuç” taşır. Çünkü imzaya itiraz haksız bulunursa borçlu açısından inkâr tazminatı ve para cezası benzeri yaptırımlar gündeme gelebilir. Buna karşılık imza itirazı haklı çıkarsa, alacaklı yönünden de kötü niyet veya ağır kusur şartları oluştuğunda tazminat ve yaptırım riski doğar. Bu nedenle imzaya itiraz, sadece “zaman kazanmak” için kullanılabilecek bir yol değildir; somut veriye dayalı savunma kurulmalıdır.
B) Borca İtiraz
Borca itiraz, imza inkârı dışındaki tüm itiraz sebeplerini kapsayan geniş bir başlıktır. Borçlu; borcun hiç doğmadığını, sona erdiğini, ertelendiğini veya takibin belirli unsurlarının hatalı olduğunu ileri sürebilir. Örneğin borcun takas (karşılıklı alacakların mahsup edilmesi) ile kapandığı, faizin yanlış uygulandığı, yetkili icra dairesinin seçilmediği gibi iddialar borca itiraz içinde değerlendirilir.
Borca itirazda en kritik eşik ispat konusudur. Pek çok iddia, sözlü açıklamayla değil; resmî belge (noter onaylı belge, ilam, makbuz gibi) veya imzası alacaklı tarafından kabul edilmiş belge ile desteklenmek zorundadır. Uygulamada “ben ödedim” savunmasının, ödeme belgesi sunulamadığı için sonuçsuz kalması sık görülür. Bu nedenle borçlu, elindeki belge setini itiraz dilekçesine ekleyerek süreci başlatmalıdır.
İcra mahkemesi genellikle tarafları duruşmaya çağırır. Duruşmada alacaklı veya vekilinin gelmemesi, itiraz edilen kısım yönünden takibin geçici durdurulması gibi sonuçlar doğurabilir. Buna karşılık sadece borçlunun gelmemesi her zaman otomatik kabul anlamına gelmez; mahkeme, dosyanın niteliğine göre borçlunun yokluğunda da değerlendirme yapabilir. Bu yüzden borca itiraz, “dilekçe verip beklemek” değil, takip edilen bir yargılama sürecidir.
Yetki İtirazı
Yetki itirazı, takibin yanlış icra dairesinde başlatıldığı iddiasına dayanır. Kambiyo takibinde yetki, dosyanın geleceğini doğrudan etkiler; çünkü yetkisiz dairede başlayan takip, doğru şekilde itiraz edildiğinde yön değiştirebilir veya usulî sonuçlar doğurabilir. Uygulamada yetki itirazı iki şekilde görülür: Borçlu hem esasa (imza/borç) itiraz eder hem yetkiye itiraz eder; ya da sadece yetkiye itiraz eder.
Sadece yetki itirazı yapılacaksa borçlunun şu noktayı bilmesi gerekir: Bu durumda çoğu kez başka itiraz sebeplerini sonradan genişletme imkânı daralır. Bu nedenle dilekçenin stratejik kurgusu önemlidir. Yetki itirazı ileri sürülürken yetkili icra dairesinin hangisi olduğu da somut biçimde gösterilmelidir. “Yetkisizsiniz” demek tek başına yeterli değildir; “yetkili yer şurasıdır” denmelidir.
Bir diğer kritik nokta, mahkemenin yetki itirazını taraflar gelmese bile karara bağlayabilmesidir. Yani duruşmaya katılmamak, yetki itirazının “kendiliğinden kabul” olacağı anlamına gelmez. Ayrıca borçlunun gösterdiği icra dairesi gerçekten yetkili değilse, mahkemenin re’sen doğru yeri araştırmadan itirazı reddetmesi gibi riskler vardır. Bu sebeple yetki itirazı, teknik bir itirazdır ve çoğu zaman dosya bilgisiyle desteklenmelidir.
Borcun Olmadığı, İtfa veya İmhal Edildiği İtirazı
Bu başlık altında borçlunun üç temel savunma ekseni vardır: borcun hiç doğmadığı, borcun ifa edildiği (ödendiği/sona erdiği) veya borcun imhal edildiği (alacaklının borçluya süre tanıdığı, vadenin fiilen ötelenmesi) iddiaları. Kambiyo takibinde bu savunmaların ortak noktası, çoğu kez belgeyle ispat zorunluluğu taşımasıdır. Uygulamada borçlular, tanık anlatımıyla veya “yemin ederim ödedim” gibi beyanlarla sonuca gidebileceğini zannedebiliyor; oysa bu takip türünde tanık ve yemin gibi deliller çoğu senaryoda çözüm üretmez.
Borç “yok” iddiası; senedin karşılıksız düzenlendiği, teminat amaçlı verildiği, hatır senedi niteliği taşıdığı, anlaşmaya aykırı doldurulduğu veya senette tahrifat yapıldığı gibi gerekçelere dayanabilir. Ancak bu iddialar soyut bırakıldığında etkisiz kalır. Borçlu, iddiasını güçlendiren yazışma, sözleşme eki, teslim belgesi, mutabakat metni gibi maddi dayanakları dosyaya koymalıdır.
İtfa iddiasında ödeme dekontu, makbuz, alacaklının imzasını taşıyan ibra belgesi veya benzeri yazılı deliller ön plana çıkar. İmhal iddiasında ise alacaklının süre verdiğini gösteren yazılı kayıtlar kritik hale gelir. Pratikte en güvenli yaklaşım; itiraz dilekçesini “genel inkâr” yerine, belgeye dayalı ve kronolojik anlatımla kurmaktır.
Zamanaşımı İtirazı
Zamanaşımı itirazı, borcun senet üzerinde görünen vade ve takip tarihi dikkate alındığında zamanaşımına uğradığı iddiasına dayanır. Bu itirazın en önemli özelliği, senedin tarihsel verileri üzerinden “dosya içinden” incelenebilir olmasıdır. Borçlu, ödeme emrine itiraz dilekçesinde zamanaşımı iddiasını ileri sürebileceği gibi, bazı durumlarda ilk duruşmada da bu itirazı gündeme getirebilir. Ancak bu noktada süre ve usul kurallarına dikkat etmek gerekir; itirazın zamanı ve kapsamı dosyaya göre belirleyici olur.
Mahkeme, zamanaşımı incelemesini yaparken öncelikle kambiyo senedindeki tarihleri ve takipte ileri sürülen verileri dikkate alır. Alacaklı “zamanaşımı kesildi” veya “zamanaşımı durdu” gibi bir savunma getiriyorsa, bu iddianın da çoğu durumda resmî belge veya imzası ikrar edilmiş belge ile ortaya konulması beklenir. Sözlü açıklamalar, tek başına bu iddiayı güçlendirmeyebilir.
Uygulamada yapılan hata şudur: Borçlu, zamanaşımı meselesini “borcun esası” gibi düşünerek sadece borç ilişkisini anlatır; oysa zamanaşımı teknik bir itirazdır ve takvimsel verilerle, belge diliyle kurulmalıdır. Ayrıca zamanaşımı itirazı kabul edilirse takip durabilir ve belirli koşullarda iptale gidebilir. Bu da alacaklının, alacağını tahsil için farklı hukuki yolları değerlendirmek zorunda kalmasına yol açabilir. Bu nedenle her iki taraf açısından zamanaşımı, dosya stratejisinin merkezinde yer alır.
Hem İmzaya Hem de Borca İtiraz Edilmesi
Borçlu, süresi içinde icra mahkemesine verdiği itiraz dilekçesinde hem imzaya itiraz hem de borca itiraz ileri sürebilir. Ancak burada çok hassas bir çizgi vardır: Aynı dilekçede ileri sürülen itirazların birbirini çürütmemesi gerekir. Örneğin bir yandan “imza benim değil” denirken, diğer yandan “ben borcu ödedim” gibi bir anlatım kurulması, savunmanın güvenilirliğini zedeleyebilir ve mahkemenin değerlendirmesinde olumsuz etki yaratabilir. Bu nedenle dilekçe kurgusu, dosyanın kaderini belirleyen unsurlardan biridir.
Uygulamada mahkemeler, birden fazla itiraz sebebi varsa bunları belirli bir sırayla ele alır. Borçlunun alacağın esasına ilişkin olmayan itirazları (örneğin yetki gibi) daha önce değerlendirilebilir; bunun sebebi, dosyanın hangi yerde ve hangi mahkemede yürütüleceğinin önce netleşmesi ihtiyacıdır. İmzaya itiraz ise teknik inceleme gerektirdiğinden süreç farklı bir dinamik kazanabilir.
Bu aşamada borçlu açısından en kritik strateji, itirazları “mümkün olan her şeyi yazmak” mantığıyla değil, tutarlı ve belge destekli bir bütün olarak sunmaktır. Alacaklı açısından ise borçlunun itirazlarının niteliği doğru okunmalı; hangi itiraza hangi belgeyle cevap verileceği ve geçici durdurma gibi ara kararların nasıl yönetileceği planlanmalıdır. Kambiyo takibi hızlı ilerlediği için, strateji kurmakta gecikmek haciz ve satış riskini büyütür.
Sıkça Sorulan Sorular
Kambiyo senetlerine mahsus haciz yolunda hangi belgelerle takip başlatılabilir?
Bu takip türü, sadece poliçe, bono ve çek gibi kambiyo senedi sayılan belgelere dayanılarak başlatılabilir. Adi senet, kira sözleşmesi, hizmet sözleşmesi, cari hesap dökümü, e-posta yazışmaları veya ödeme planı gibi belgeler alacağın varlığını gösterebilir; ancak kambiyo takibi için tek başına yeterli olmaz. Uygulamada belgenin adının “senet” olması yetmez; kambiyo senedi olabilmesi için kanunun aradığı şekil şartlarını da taşıması beklenir. Yanlış belgeyle başlatılan takip, itiraz ve iptal riskini artırır.
Ödeme emrine itiraz edince takip tamamen durur mu?
Hayır. Kambiyo takibinde ödeme emrine itiraz, kural olarak takibin tüm işlemlerini otomatik şekilde durdurmaz. Bazı işlemler devam edebilir; borçlu bu nedenle ayrıca icra mahkemesinden geçici durdurma talep etmeyi değerlendirmelidir. Mahkeme, dosyadan kuvvetli bir kanaat oluşursa tedbir niteliğinde karar verebilir. Uygulamada “itiraz ettim, artık haciz olmaz” düşüncesi borçluyu hazırlıksız yakalayabilir. Bu nedenle itirazın yanında ara tedbir sürecinin de yönetilmesi gerekir.
İmzaya itiraz ile borca itiraz arasındaki en kritik fark nedir?
İmzaya itiraz, senetteki imzanın borçluya ait olmadığını ileri sürer ve teknik inceleme (imza inkârı) merkezlidir. Borca itiraz ise imza inkârı dışındaki tüm itirazları kapsar; borcun doğmadığı, sona erdiği, ertelendiği, takas edildiği veya yetki gibi sebepler bu gruptadır. Uygulamada en büyük risk, itirazın yanlış adlandırılmasıdır. “Senet sahtedir” gibi cümleler her zaman imzaya itiraz sayılmayabilir; itirazın açık ve tutarlı kurulması gerekir. Yanlış nitelendirme, borçlunun hak kaybına yol açabilir.
Borca itirazda “ödedim” demek yeterli olur mu?
Genellikle yeterli olmaz. Borca itirazda özellikle “ödeme yaptım”, “ibra edildim” veya “ertelem
Avukat Fatih Tahancı, 2015 yılında Hukuk Fakültesini tam burslu, onur öğrencisi olarak Ankara’da tamamlamıştır. Avukatlık stajını Ankara Barosu nezdinde; ceza hukuku, sigorta hukuku, tazminat hukuku, iş hukuku, icra hukuku ve idare hukuku konularına odaklanmış çeşitli avukatlık bürolarında staj yaparak tamamlamıştır. Avukat Fatih Tahancı Çankaya/Ankara’da bulunan Tahancı Hukuk Bürosu’nda avukatlık faaliyeti göstermektedir.