Miras Kalan Evin İçinde Mirasçılardan Oturan Varsa
Miras Kalan Evin İçinde Mirasçılardan Oturan Varsa sorusu, uygulamada en sık karşılaşılan miras uyuşmazlıklarındandır. Mirasbırakanın vefatından sonra taşınmaz üzerinde mirasçılar birlikte hak sahibi olur; buna rağmen evde fiilen tek bir mirasçının oturmaya devam etmesi, diğer mirasçıların “kullanım hakkım engelleniyor mu, kira isteyebilir miyim, tahliye mümkün mü?” gibi sorularla karşı karşıya kalmasına yol açar. Bu noktada mesele yalnızca miras hukukuyla sınırlı değildir; zilyetlik (taşınmazı fiilen elinde bulundurma), birlikte mülkiyet ve tazminat talepleri gibi kavramlar devreye girer. Bu yazıda, evde oturan mirasçı bulunan durumlarda diğer mirasçıların hangi adımları atabileceğini, hangi şartlarda ecrimisil (haksız kullanım tazminatı) gündeme gelebileceğini, tahliye iddialarının hangi koşullarda anlam kazanacağını ve anlaşmazlıkların nasıl çözülebileceğini sistematik biçimde ele alıyorum.
Miras Kalan Evde Mirasçılardan Birisi Varsa Ne Yapılabilir?
Miras kalan evde mirasçılardan birinin oturması, tek başına “haksız işgal” anlamına gelmez; çünkü mirasçının taşınmaz üzerinde mirasçılık sıfatına dayanan bir bağlantısı vardır. Ancak diğer mirasçıların taşınmazı kullanma, gelirinden yararlanma veya paylaşıma götürme talepleri engelleniyorsa, hukuki koruma mekanizmaları devreye girer. Uygulamada ilk adım, uyuşmazlığın niteliğini doğru koymaktır: sorun paylaşım mı, kullanım mı, yoksa gelirden mahrum bırakılma mı? Bu ayrım, izlenecek yolun belirlenmesinde belirleyicidir.
Genellikle diğer mirasçıların gündemine gelen başlıca seçenekler; kullanıma katılma talebinin bildirilmesi, haksız kullanımın tazmini ve miras ortaklığının sona erdirilmesine dönük süreçlerdir. Burada “ihtarname” (resmî uyarı bildirimi) pratikte kritik bir işlev görür; çünkü sonradan açılabilecek davalarda, diğer mirasçıların kullanım iradesini ortaya koyar. Ayrıca ecrimisil talebinde bulunulacaksa, “intifadan men” (yararlanmadan men edilme) olgusunun ispatı açısından güçlü bir dayanak yaratır. Evi kullanan mirasçının, diğer mirasçılara kapıyı kapatması, anahtar vermemesi, evi göstermemesi, kullanım talebini reddetmesi gibi davranışlar bu çerçevede değerlendirilir.
| Talep / Yol | Ne Amaçlar? | Pratikte Dikkat Edilecek Nokta |
|---|---|---|
| Kullanıma katılma bildirimi | Diğer mirasçıların kullanım iradesini ortaya koymak | Yazılı bildirim, sonradan “haberim yoktu” savunmasını zayıflatır |
| Ecrimisil talebi | Tek taraflı kullanım nedeniyle tazminat alınması | İntifadan men olgusunun oluştuğu somutlaştırılmalıdır |
| Paylaşım süreci | Miras ortaklığını bitirerek somut çözüm sağlamak | İhtilaf uzarsa, geçici çözümler yerine kesin çözüme yönelmek gerekir |
Uygulamada sık yapılan hata, daha ilk aşamada “hemen tahliye” beklentisine girmektir. Oysa miras ortaklığının niteliği ve evde oturan mirasçının hukuki konumu değerlendirilmeden yapılacak hamleler zaman ve masraf kaybına yol açabilir. Bu nedenle adımların sıralı ve delil odaklı kurulması gerekir.
Miras Kalan Evde Mirasçılardan Birisi Oturuyorsa Ne Olur, Diğer Mirasçıların Hangi Hakları Vardır?
Miras kalan evde bir mirasçı oturuyorsa, diğer mirasçıların “hiçbir şey yapamazsın” gibi bir çıkmaza girmesi de, “derhal çıkarırım” gibi bir kesinlik varsayması da doğru değildir. Temel çerçeve şudur: mirasçılar, paylaşım gerçekleşene kadar terekeye (miras mallarının bütünü) birlikte bağlıdır ve kural olarak tek başına tasarruf sınırlıdır. Bu yüzden evde oturan mirasçının da mirasçı olması, diğer mirasçıların doğrudan icraî biçimde tahliye sağlamasını çoğu durumda güçleştirir. Buna karşılık, diğer mirasçıların kullanım hakkı fiilen engelleniyorsa, bu engellemenin hukuki sonucu doğar.
Burada “zilyetlik” kavramı önemlidir. Zilyetlik, taşınmazı fiilen elinde bulundurma halidir ve miras kalan evde oturan mirasçı zilyet konumundadır. Eğer bu zilyetlik, diğer mirasçıların birlikte yararlanma hakkını dışlayacak şekilde kullanılıyorsa, uyuşmazlık “haksız yararlanma” eksenine kayabilir. Özellikle diğer mirasçılar evde oturmak, eşyalarını koymak, taşınmazı kiraya vermek veya satış/pazarlama işlemlerini yürütmek isterken engelleniyorsa, ecrimisil gibi taleplerin dayanağı güçlenir.
Diğer mirasçıların hakları, çoğu zaman üç alanda toplanır: kullanıma katılma hakkı, gelirden yararlanma hakkı ve miras ortaklığını sona erdirme hakkı. Bu hakların hangisinin öne çıkacağı; evde oturan mirasçının tutumu, taşınmazın fiilî kullanımı ve taraflar arasındaki iletişim kayıtlarıyla yakından ilgilidir. Pratikte delil yönetimi belirleyicidir: yazışmalar, ihtarnameler, tanık anlatımları ve taşınmazın fiilî kullanımını gösteren olgular, uyuşmazlığın seyrini değiştirir.
- Kullanıma katılma: Diğer mirasçıların evden yararlanma iradesini ortaya koyma ve engellemeyi kayıt altına alma.
- Gelirden yararlanma: Tek taraflı kullanımın, diğer mirasçıların malvarlığı menfaatini zedelemesi halinde tazminat talebi.
- Paylaşım isteme: Çekişme kalıcı hale gelmişse ortaklığı bitirerek somut paylaştırma sağlama.
En kritik nokta, “mirasçıyım, istediğim gibi otururum” yaklaşımının sınırsız olmadığını bilmek; diğer mirasçıların da aynı taşınmaz üzerinde hak sahibi olduğunu somut olay üzerinden göstermektir.
Miras Kalan Ev İçin Diğer Mirasçı Zorla Kira Alabilir Mi?
Diğer mirasçıların “zorla kira” olarak ifade ettiği talep, çoğu durumda ecrimisil (haksız kullanım tazminatı) üzerinden değerlendirilir. Ecrimisil, taşınmazı fiilen kullanan kişinin, hak sahibi diğer kişilerin yararlanma imkanını engellemesi halinde gündeme gelen bir tazminat türüdür. Burada amaç, evde oturan mirasçıyı “kiracı” haline getirmek değildir; amaç, tek taraflı kullanım nedeniyle diğer mirasçıların mahrum kaldığı menfaati telafi etmektir. Bu ayrım önemlidir; çünkü kira ilişkisi sözleşmeye dayanır, ecrimisil ise haksız yararlanmanın sonucudur.
Ecrimisil talebinde genellikle “intifadan men” şartı tartışılır. İntifadan men, diğer mirasçıların taşınmazdan yararlanma iradesine rağmen fiilen engellenmesi anlamına gelir. Uygulamada bu şartın oluştuğunun gösterilmesi için, diğer mirasçıların kullanım isteklerini evde oturan mirasçıya bildirmeleri ve buna rağmen engellemenin sürmesi aranır. Bu bildirim çoğu zaman ihtarnameyle yapılır; çünkü yazılı kayıt, uyuşmazlığın ispatını kolaylaştırır. Evi kullanan mirasçının “zaten kimse istemedi” savunması, bu kayıtla zayıflar.
Yargısal uygulamada bazı istisnai durumlarda intifadan men şartının daha esnek yorumlandığı görülebilir. Örneğin taşınmazın niteliği gereği gelir doğurması, taraflar arasında kullanım anlaşması bulunması veya daha önce benzer uyuşmazlıkların resmî süreçlere taşınmış olması gibi hallerde, mahkemeler olayın bütününe bakarak değerlendirme yapabilir. Ancak genel strateji şudur: ecrimisil isteniyorsa, önce kullanım talebi net biçimde ortaya konulmalı; ardından engelleme olgusu somut delillerle desteklenmelidir.
Uygulamada sık hata, ihtar çekmeden doğrudan tazminat talebine yönelmektir. Bu yaklaşım, davanın reddi riskini artırabilir. Bu nedenle “kira alayım” düşüncesi, “haklı tazminat talebi kurayım” şeklinde, usule uygun ve delil temelli yönetilmelidir.
Annemden Miras Kalan Evde Oturuyorum Kardeşlerim Çıkarır Mı?
Anneden miras kalan evde bir mirasçının oturuyor olması, kardeşlerin tek taraflı iradesiyle her durumda evden çıkarılabileceği anlamına gelmez. Çünkü mirasçılar, paylaşım yapılana kadar taşınmaza elbirliğiyle (birlikte) bağlıdır ve evde oturan kişinin de mirasçılık sıfatı nedeniyle taşınmazla hukuki bağı bulunur. Bu nedenle “kardeşlerim beni hemen tahliye eder” kaygısı çoğu olayda gerçeği yansıtmaz. Ancak bu, evde oturan mirasçının hiçbir sorumluluğu olmadığı anlamına da gelmez.
Kilit mesele, evde oturan mirasçının diğer mirasçıların kullanım hakkını nasıl etkilediğidir. Eğer diğer mirasçılar da evden yararlanmak istiyor ve bu istek evde oturan mirasçı tarafından reddediliyorsa, ecrimisil gündeme gelebilir. Bu durumda kardeşler, doğrudan “çıkarma” yerine, önce kullanıma katılma talebini yazılı biçimde bildirip engellemenin devam etmesi halinde tazminat talep etmeyi düşünebilir. Ayrıca anlaşmazlık kalıcı hale gelmişse, miras ortaklığını sona erdirecek paylaşım süreçlerine başvurmak da mümkündür.
Öte yandan taşınmaz üzerinde “sükna” (oturma) hakkı gibi tapuya şerh edilmiş (tapuya işlenmiş) özel bir hak varsa, bu durum evde oturan kişinin konumunu güçlendirebilir. Böyle bir hak yoksa dahi, evde oturan mirasçının mirasçılık sıfatı nedeniyle korunacağı unutulmamalıdır. Uygulamada mahkemeler, tarafların davranışlarına bakar: diğer mirasçılara anahtar verilmemesi, taşınmaza girişin engellenmesi, iletişimin kesilmesi gibi olgular uyuşmazlığı derinleştirir.
- Doğrudan tahliye çoğu durumda hızlı bir seçenek değildir; mirasçılık bağı dikkate alınır.
- Ecrimisil riski vardır; kullanımın paylaşılmaması tazminat sonucunu doğurabilir.
- Kesin çözüm çoğu olayda paylaşım sürecine gitmekle sağlanır.
Bu nedenle evde oturan mirasçı açısından en sağlıklı yaklaşım, diğer mirasçılarla kullanım ve masraflar konusunda şeffaf bir düzen kurmak; uyuşmazlığı “dışlama” zemininden uzak tutmaktır.
Miras Kalan Evi Kullanım Hakkı Kimindir?
Miras kalan evin kullanım hakkı, mirasçılardan yalnızca birine ait değildir; kural olarak miras ortaklığına dahil olan herkesin bu taşınmaz üzerinde birlikte hakkı vardır. Burada “pay” kavramı ile “kullanım” kavramı çoğu zaman karıştırılır. Pay, mirasçının malvarlığı üzerindeki hakkının oranını ifade eder; kullanım ise fiilî yararlanma biçimidir. Pay oranı yüksek olan bir mirasçının, diğerlerini tamamen dışlayarak tek başına evi kullanma yetkisi bulunduğu düşüncesi, uygulamada sık görülen fakat hatalı bir kabuldür.
Miras ortaklığında (terekeye bağlı ortaklık) tasarruf ve kullanım ilişkisi birlikte değerlendirilir. Elbirliği mülkiyeti (mirasçılar arasında paylaşım öncesi görülen birlikte mülkiyet türü) nedeniyle, mirasçılar taşınmaz üzerinde tek başına bağımsız davranamaz; ortak bir irade veya ortaklığı sona erdiren bir süreç gerekir. Bu nedenle “benim payım var, istediğim gibi hareket ederim” yaklaşımı, diğer mirasçıların aynı düzeydeki haklarını görmezden geldiği için çatışma üretir.
Uygulamada en sağlıklı yöntem, kullanım konusunda yazılı bir mutabakat oluşturmaktır. Örneğin mirasçılardan birinin evde oturması, diğerlerinin ise buna karşılık belirli giderlerin karşılanması veya belirli bir bedelin ödenmesi üzerinde anlaşması, ileride ecrimisil iddialarını büyük ölçüde azaltır. Anlaşma sağlanamıyorsa, diğer mirasçıların kullanım iradesini ortaya koyması ve engellenme olgusunu kayıt altına alması gerekir. Çünkü hukuki süreçlerde “kimin ne istediği” kadar “bunu ne zaman ve nasıl bildirdiği” de önem taşır.
Sonuç olarak, miras kalan evin kullanım hakkı “tek kişilik” bir hak değildir. Hak, mirasçılar arasında birlikte doğar; uyuşmazlık halinde ise delil, usul ve strateji belirleyici olur.
Miras Kalan Evde Tüm Mirasçılar Miras Oranlarınca Hak Sahibi Olurlar Mı?
Bu soru, teknik bir ayrımı gündeme getirir: mirasçılar çoğu durumda taşınmaza elbirliği mülkiyetiyle bağlıdır ve paylaşım gerçekleşene kadar “paylı mülkiyet” gibi herkesin kendi payı üzerinde bağımsız hareket ettiği bir yapı oluşmaz. Bu nedenle mirasçılar, gündelik dilde “miras oranım kadar hak sahibiyim” dese de, paylaşım öncesi dönemde hakların kullanımı genellikle ortaklık mantığıyla yürür. Uygulamada bu karmaşa, özellikle satış, kiralama, tadilat, üçüncü kişilere kullandırma gibi işlemlerde kendini gösterir.
Elbirliği mülkiyetinde her mirasçı, taşınmazın tamamı üzerinde diğerleriyle birlikte hak sahibidir; bu hak tek başına tasarruf yetkisine dönüşmez. Örneğin bir mirasçı, “benim oranım yüksek, evi ben kullanırım” diyerek diğer mirasçıları dışlayamaz. Aynı şekilde diğer mirasçılar da “oranı düşük, çık” diyerek tek taraflı bir çıkarma işlemi kuramaz. Bu yapı, miras ortaklığını korumayı amaçlar; fakat anlaşmazlık varsa pratikte kilitlenme yaratır.
Bu kilitlenmenin çözümü, ya mirasçılar arasında kullanım anlaşması yapmak ya da miras ortaklığını sona erdiren paylaşım yoluna gitmektir. Mahkemelerin yaklaşımında da bu mantık görülür: paylaşım öncesi dönemde haklar “birlikte” değerlendirilir; tarafların tek taraflı dayatmaları ise çoğu zaman uyuşmazlığı büyütür. Bu nedenle, miras oranı tartışması yapılırken, bunun paylaşım sonrasında daha belirgin hale geleceği; paylaşım öncesi dönemde ise kullanım ve tasarrufun ortaklık düzenine bağlı olduğu unutulmamalıdır.
Uygulamada sık hata, miras oranını “fiilî kullanım üstünlüğü” sanmaktır. Oysa miras oranı, özellikle paylaşım ve bedel hesaplamalarında anlam kazanır; kullanımda ise asıl belirleyici, diğer mirasçıların haklarının ihlal edilip edilmediğidir.
Mirasçılar Anlaşamazsa Ne Olur?
Mirasçılar arasında anlaşmazlık çıktığında, sorun çoğu zaman evin kim tarafından kullanılacağı, evin satılıp satılmayacağı, elde edilecek gelirin nasıl paylaşılacağı ve masrafların kim tarafından karşılanacağı başlıklarında yoğunlaşır. Anlaşmazlık uzadıkça, taraflar arasında iletişim kopar; bu da delil ve süreç yönetimini zorlaştırır. Bu noktada hukuken önemli olan şudur: mirasçıların, miras ortaklığını sürdürmeye zorunlu olduğu bir durum yoksa, her mirasçı paylaşımı isteme hakkına sahiptir. Bu hak, uyuşmazlığın “süresiz” kalmasının önüne geçmek için vardır.
Pratikte iki yol öne çıkar. Birincisi, mirasçılar arasında yazılı bir kullanım ve yönetim protokolü yapılmasıdır. Kim oturacak, hangi giderleri karşılayacak, diğer mirasçılar taşınmazdan nasıl yararlanacak gibi konular açıkça belirlenirse, ecrimisil ve benzeri taleplerin zemini daralır. İkinci yol ise paylaşım sürecine gidilmesidir. Paylaşım süreci, ortaklığı sona erdirerek taşınmazın fiilî ve hukuki durumunu netleştirir; böylece kullanım çekişmesi kalıcı biçimde çözülebilir.
Uygulamada sık yapılan hata, yalnızca “kira isteyelim” ya da “tahliye edelim” gibi ara çözümlere odaklanıp, miras ortaklığının yarattığı yapısal problemi görmezden gelmektir. Eğer taraflar arasında güven kalmamışsa, geçici çözümler yeni uyuşmazlıklar doğurabilir. Bu nedenle süreç yönetiminde hedef, önce iletişim ve yazılılaştırma ile çözüm denemek; sonuç alınamazsa kesin çözüme yönelmektir. Ayrıca her adımın yazılı delille desteklenmesi, sonradan “ben öyle demedim” tartışmalarını azaltır.
- Uzlaşma mümkünse: Yazılı kullanım düzeni kurulması.
- Uzlaşma mümkün değilse: Paylaşım süreciyle ortaklığın sona erdirilmesi.
- Ara dönemde: Kullanım iradesinin bildirilmesi ve engellemelerin kayıt altına alınması.
Anlaşmazlığın yönetiminde en büyük risk, hukuki zemini güçlendirmeden duygusal tepkilerle hareket etmek ve geri dönülmesi zor iddialar üretmektir.
Geriye Dönük Miras Hakkı Nasıl Alınır?
“Geriye dönük miras hakkı” ifadesi uygulamada farklı talepleri kapsar; ancak miras kalan ev özelinde en çok karşılaşılan mesele, evden tek taraflı yararlanma nedeniyle geçmişe dönük tazminat alınmasıdır. Bu noktada gündeme gelen kurum ecrimisildir. Ecrimisil, taşınmazın fiilen kullanımı nedeniyle diğer hak sahiplerinin gelir veya kullanım menfaatinden mahrum kalmasının telafisini amaçlar. Burada kritik nokta, talebin “miras payı” üzerinden değil, “fiilî kullanım ve engelleme” üzerinden şekillenmesidir.
Ecrimisil talebinin sağlıklı kurulabilmesi için iki temel adım pratikte önem taşır: kullanıma katılma iradesinin ortaya konulması ve engellemenin somutlaştırılması. Kullanıma katılma iradesi; ihtarname, yazışma veya başka delillerle gösterilebilir. Engelleme ise, evde oturan mirasçının diğer mirasçıların taşınmaza fiilen erişimini veya yararlanmasını reddetmesiyle ortaya çıkar. Bu iki olgu netleşmeden açılan davalarda, “diğer mirasçılar zaten kullanmak istemiyordu” savunması gündeme gelebilir.
Uygulamada “geçmiş bedel” hesabı yapılırken, taşınmazın emsal kira değeri, kullanım biçimi ve bölgesel şartlar gibi unsurlar değerlendirilir. Bu nedenle somut olayın ekonomik gerçekliğiyle uyumlu bir talep kurgulamak gerekir. Ayrıca taraflar arasında daha önce bir kullanım anlaşması yapılmışsa, bu anlaşmanın içeriği talebin kapsamını etkiler. Evi kullanan mirasçı, bazı masrafları tek başına üstlenmiş olabilir; bu tür kalemler de uyuşmazlığın matematiğinde rol oynar.
Sık yapılan hata, önce yazılı bildirim yapmadan yüksek bedelli taleplerle sürece girmektir. Bu yaklaşım, hem ispat yükünü ağırlaştırır hem de uzlaşma ihtimalini zayıflatır. Stratejik açıdan önce hukuki zemini kurmak, sonra talebi somutlaştırmak daha sağlıklı sonuç verir.
Mirasta Zamanaşımı Var Mıdır?
Miras hakkı, niteliği gereği güçlü bir haktır; ancak mirasa dayanılarak açılan davalarda ve özellikle tazminat taleplerinde süre tartışması gündeme gelebilir. Uygulamada en çok karıştırılan konu şudur: “mirasçıyım” demek ile “belirli bir davayı her zaman açabilirim” demek aynı şey değildir. Mirasçılık sıfatı devam edebilir; fakat bazı talepler bakımından kanun, hak düşürücü süre veya zamanaşımı öngörmüştür. Bu nedenle uyuşmazlık hangi dava türüne dayanıyorsa, süre değerlendirmesi ona göre yapılmalıdır.
Özellikle miras sebebiyle istihkak (mirasçının, miras hakkına dayanarak malın kendisine verilmesini istemesi) türü uyuşmazlıklarda iyi niyet değerlendirmesi, süre hesabını etkileyebilir. Tenkis (saklı payın zedelenmesi halinde yapılan indirim) taleplerinde ise öğrenme anı ve mirasın açılması gibi zaman noktaları önem taşır. Mirasçılık belgesinin iptali gibi bazı süreçlerde ise süre meselesi daha farklı bir zeminde ele alınır. Burada vatandaşların en sık hatası, hangi talebin hangi süreye tabi olduğunu ayırmadan “geç kaldım mı?” kaygısıyla hatalı işlemler yapmasıdır.
| Dava / Talep Türü | Süre Mantığı | Pratik Uyarı |
|---|---|---|
| Miras sebebiyle istihkak | İyi niyet değerlendirmesine göre farklılaşabilen süre düzeni | Öğrenme anı ve karşı tarafın iyi niyeti delillerle tartışılır |
| Tenkis | Öğrenmeye bağlı ve üst sınırı olan süre yaklaşımı | Saklı pay ihlali iddiası somutlaştırılmadan süreç zorlaşır |
| Mirasçılık belgesinin iptali | Süre tartışmasının daha sınırlı olduğu dava alanı | Belgeye dayalı işlemler hızla yayıldığı için gecikme fiilî risk doğurur |
| Denkleştirme | Belirli bir zamanaşımı yaklaşımı | Bağış ve kazandırmaların ispatı çoğu zaman çekişmenin merkezindedir |
Bu nedenle miras kalan evde oturma ve ecrimisil gibi başlıklarda da “ne zamandan beri” sorusu önemlidir. Süre ve delil birlikte yönetilmezse, haklı bir iddia bile zayıf kurulmuş bir davaya dönüşebilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Miras kalan evde oturan mirasçıdan ecrimisil istenmesi için mutlaka ihtar gerekir mi?
Ecrimisil (haksız kullanım tazminatı) taleplerinde temel tartışma, diğer mirasçıların taşınmazdan yararlanma iradesinin engellenip engellenmediğidir. Bu iradenin açık biçimde ortaya konulması, ispat açısından önem taşır. İhtarname (resmî uyarı bildirimi) çoğu olayda bu işlevi görür ve “kullanmak istedim, engellendim” iddiasını güçlendirir. Her somut olayın şartları farklı olsa da, yazılı bildirimin bulunmaması halinde evde oturan mirasçının “kimse talep etmedi” savunması daha etkili hale gelebilir. Bu nedenle ihtar, çoğu uyuşmazlıkta stratejik bir eşik olarak değerlendirilir.
Evde oturan mirasçı, “benim de miras payım var” diyerek diğer mirasçıları tamamen dışlayabilir mi?
Miras payı, mirasçının taşınmaz üzerindeki hakkının oranını ifade eder; ancak paylaşım yapılana kadar mirasçılar çoğu durumda elbirliği mülkiyeti düzenine tabidir. Bu yapı, tek bir mirasçının “payım var, evi tek başıma kullanırım” diyerek diğer mirasçıların kullanım hakkını tamamen yok saymasına izin vermez. Diğer mirasçıların kullanım talebi engelleniyorsa, ecrimisil ve benzeri hukuki sonuçlar gündeme gelebilir. Bu nedenle mirasçılık sıfatı, tek taraflı dışlamayı meşrulaştıran sınırsız bir yetki olarak görülmemelidir.
Kardeşler, miras kalan evde oturan mirasçıyı doğrudan tahliye edebilir mi?
Evde oturan kişi mirasçıysa, doğrudan tahliye beklentisi çoğu olayda gerçekçi değildir; çünkü o kişinin de taşınmaz üzerinde mirasçılıktan kaynaklanan hukuki bağı vardır. Tahliye iddiasının değerlendirilmesi; taşınmaz üzerindeki özel haklar (örneğin tapuya işlenmiş oturma hakkı), fiilî kullanımın niteliği ve diğer mirasçıların haklarının nasıl etkilendiği gibi unsurlara bağlıdır. Uygulamada daha sık görülen yol, kullanıma katılma iradesinin bildirilmesi ve engelleme sürerse tazminat talebine yönelinmesidir. Kesin çözüm çoğu zaman paylaşım süreciyle sağlanır.
Mirasçılar anlaşamazsa ev üzerindeki bu sorun nasıl kalıcı biçimde çözülür?
Kalıcı çözüm, miras ortaklığının devam ettiği yapısal sorunu ortadan kaldırmaktan geçer. Mirasçılar arasında güven ve iletişim mümkünse, kullanım ve gider paylaşımını düzenleyen yazılı bir mutabakat yapılabilir. Bu mümkün değilse, miras ortaklığını sona erdirecek paylaşım sürecine gidilmesi gündeme gelir. Böylece her mirasçı, kendi payı üzerinde bağımsız tasarruf edebilir ve “kim oturacak, kim çıkacak” tartışması ortaklık düzeyinden çıkar. Uygulamada geçici çözümlerle oyalanmak, çoğu kez uyuşmazlığın büyümesine ve delil kaybına yol açar.
Avukat Fatih Tahancı, 2015 yılında Hukuk Fakültesini tam burslu, onur öğrencisi olarak Ankara’da tamamlamıştır. Avukatlık stajını Ankara Barosu nezdinde; ceza hukuku, sigorta hukuku, tazminat hukuku, iş hukuku, icra hukuku ve idare hukuku konularına odaklanmış çeşitli avukatlık bürolarında staj yaparak tamamlamıştır. Avukat Fatih Tahancı Çankaya/Ankara’da bulunan Tahancı Hukuk Bürosu’nda avukatlık faaliyeti göstermektedir.