Miras Sözleşmesi
Miras sözleşmesi, mirasbırakanın (mirası bırakacak kişinin) iradesini tek başına açıklamakla yetinmeyip, mirasçısı veya üçüncü bir kişiyle karşılıklı irade beyanları üzerinden kurduğu ölüme bağlı tasarruf türüdür. “Ölüme bağlı tasarruf” ifadesi, hukuki sonuçların mirasbırakanın sağlığında değil, ölümle birlikte doğması anlamına gelir. Bu yönüyle miras sözleşmesi, günlük sözleşmelerden farklı şekilde sıkı şekil şartlarına ve ehliyet kurallarına bağlıdır. Uygulamada miras sözleşmesi; belirli bir malın bırakılması, mirasçı atanması ya da bir mirasçının miras hakkından feragat etmesi gibi amaçlarla tercih edilir. Ancak aynı zamanda, yanlış kurulduğunda veya şekle aykırılık bulunduğunda, miras açıldıktan sonra ağır ve uzun sürebilen uyuşmazlıklar doğurur. Bu makalede miras sözleşmesinin türlerini, nasıl yapıldığını, ehliyet-temsil sınırlarını, iptal sebeplerini ve sözleşmeden dönme/fesih mekanizmalarını; mahkeme uygulamasının dikkat ettiği kritik noktalar ve sık yapılan hatalar eşliğinde sistematik biçimde ele alıyorum.
Miras Sözleşmesi Nedir?
Miras sözleşmesi, mirasbırakanın bir kişiyle yaptığı ve mirasbırakan bakımından ölüme bağlı sonuç doğuran özel bir hukuki işlemdir. Vasiyetname tek taraflı bir beyanla kurulurken, miras sözleşmesi “sözleşme” niteliği gereği en az iki kişinin iradesiyle kurulur. Bu fark, özellikle bağlayıcılık etkisinde kendisini gösterir: miras sözleşmesi çoğu zaman, mirasbırakanın sonradan tek başına serbestçe vazgeçebilmesini sınırlayan bir çerçeve oluşturur. Buna rağmen mirasbırakan, yaşamı boyunca malvarlığı üzerinde kural olarak tasarruf edebilir; ancak sözleşmenin amacını boşa düşüren işlemler, mirasın açılmasından sonra dava konusu yapılabilir. Bu nedenle miras sözleşmesi, “ölmeden önce mirası kesin olarak dağıtma” gibi yanlış bir algıyla değil, kanuni sınırlar içinde ölüme bağlı planlama aracı olarak değerlendirilmelidir.
Miras sözleşmeleri iki ana tipe ayrılır: olumlu miras sözleşmesi ve olumsuz miras sözleşmesi (mirastan feragat). Olumlu miras sözleşmesinde mirasbırakan bir kişiyi mirasçı atayabilir ya da belirli bir malı bırakmayı taahhüt edebilir. Olumsuz miras sözleşmesinde ise mirasçı olması beklenen kişi, mirasbırakanla yaptığı sözleşmeyle miras hakkından vazgeçer. Ayrıca miras sözleşmeleri, içerdiği iradelerin yapısına göre tek taraflı veya iki taraflı olarak da karşımıza çıkar. Tek taraflı tipte, yalnız bir taraf ölüme bağlı tasarrufta bulunur; diğer taraf ise tasarruftan yararlanan konumdadır. İki taraflı tipte ise her iki tarafın da ölüme bağlı tasarrufları aynı metinde birleşir. Bu sınıflandırma, iptal, fesih ve yorum aşamalarında hangi tarafın hangi yetkiyi bizzat kullanması gerektiği bakımından önem taşır.
Olumlu Miras Sözleşmesi
Olumlu miras sözleşmesi, mirasbırakanın terekesi (ölümle geride bıraktığı malvarlığı) üzerinde belirli bir tasarrufta bulunmasını sağlayan sözleşme tipidir. Uygulamada en çok görülen biçimleri; belirli bir taşınmazın veya paranın bırakılması, bir kişinin mirasçı olarak atanması ya da belirli bir edimin yerine getirilmesinin mirasla ilişkilendirilmesidir. Önemli nokta şudur: Kazandırmanın lehtarı (yararlanan kişi) mutlaka sözleşmenin karşı tarafı olmak zorunda değildir; üçüncü kişi lehine de düzenleme yapılabilir. Bu özellik, aile içi planlamalarda veya belirli bir kişiye destek sağlama niyetinde pratik bir alan açar.
Olumlu miras sözleşmesi, ivazlı (karşılıklı edim içeren) veya ivazsız (karşılıksız) kurulabilir. İvazlı yapılarda, mirasbırakan lehine bir bakım yükümlülüğü, belirli bir hizmet veya başka bir edim öngörülebilir. Ancak ivazlı bir düzen kurulduğunda, edimin ifası, ispatı ve edim- kazandırma dengesinin kurulması ileride uyuşmazlık doğurmaya çok elverişlidir. Bu nedenle sözleşmenin “ne veriliyor, ne alınacak, hangi şartlarda” sorularını açık ve ölçülebilir şekilde cevaplaması gerekir. Aksi hâlde, mirasın açılmasından sonra taraflar edimin yerine getirilip getirilmediği üzerinde çekişmeye düşer ve süreç, miras hukukunun yanında borçlar hukuku tartışmalarına da kayar.
Olumsuz Miras Sözleşmesi
Olumsuz miras sözleşmesi, uygulamadaki adıyla mirastan feragat sözleşmesi, mirasçı olması beklenen kişinin mirasbırakanla anlaşarak miras hakkından vazgeçmesini ifade eder. Feragat, mirasçılık sıfatının sonuçlarını doğrudan etkiler: feragat eden kişi, miras açıldığında mirasçı gibi pay talep edemez. Burada kritik ayrım, feragatin ivazlı mı yoksa ivazsız mı olduğudur. İvazlı feragatte, kural olarak feragat edenin altsoyu da mirasçı olamaz; ivazsız feragatte ise altsoyun mirasçılığı devam edebilir. Bu ayrım sözleşmede açıkça kurulmadığında, miras açıldığında “altsoy mirasçı mı, değil mi” sorusu davaların merkezine oturur.
Feragat sözleşmesinde uygulamada yapılan temel hata, işlemin “aile içinde anlaşma” gibi görülerek şekil şartlarının ihmal edilmesidir. Oysa mirastan feragat de miras sözleşmesinin bir türü olduğundan, resmî şekilde yapılmadığında hukuki sonuç doğurmaz. Bir diğer hata da ivazın (bedelin) elden ve belgesiz verilmesi, sonra da tarafların çelişkili beyanlara sürüklenmesidir. Bu noktada mahkemeler, yalnızca sözleşme metnini değil, dürüstlük kuralını (hakların iyi niyetle kullanılması yükümlülüğü) da dikkate alarak değerlendirme yapabilmektedir. Dolayısıyla feragat sözleşmesi hazırlanırken, ivazın varlığı, tutarı, ödeme biçimi ve feragatin altsoya etkisi açık biçimde yazılmalıdır.
Miras Sözleşmesi Nasıl Yapılır? (Şekli)
Miras sözleşmesinin geçerliliği, resmî vasiyetname şeklinde düzenlenmesine bağlıdır. Bu, sıradan bir “yazılı sözleşme” düzenlemekten daha fazlasını ifade eder: sözleşme, kanunen yetkili bir resmî memur (çoğunlukla noter) tarafından düzenlenmeli ve iki tanığın katılımıyla imzalanmalıdır. Tanıkların yalnızca “imza atan kişi” olması yetmez; düzenleme sürecine usulüne uygun katılım sağlanmalıdır. Şekil şartı, miras sözleşmesinde “tamamlayıcı” değil, kurucu bir unsurdur. Bu nedenle şekle aykırı düzenlenen bir metin, taraflar yıllarca buna göre hareket etmiş olsa dahi, miras açıldığında ciddi geçerlilik itirazlarıyla karşılaşabilir.
Resmî memur ve tanıklarla ilgili sınırlamalar, uygulamada en çok gözden kaçan noktadır. Kanun, belirli kişilerin tanık veya memur olarak sürece katılmasını yasaklar. Bu yasaklar; işlemin güvenliğini ve iradenin serbestçe açıklanmasını teminat altına almak için öngörülmüştür. Özellikle mirasbırakanın yakın hısımlarının tanık olarak yer alması, işlemi sakatlayabilir. Ayrıca miras sözleşmesine katılan memur ve tanıklar ile bunların yakın çevresine sözleşmeyle kazandırma yapılması da kural olarak engellenmiştir. Bu teknik detaylar “biçimsel ayrıntı” gibi görünse de, miras açıldıktan sonra davanın kaderini belirleyebilir.
Aşağıdaki tablo, şekil bakımından uygulamada dikkat edilmesi gereken temel noktaları özetler:
| Kontrol Alanı | Uygulamadaki Karşılığı | Risk |
|---|---|---|
| Resmî şekil | Yetkili resmî memur tarafından düzenleme | Adi yazılı metnin geçersiz sayılması |
| İki tanık | Tanıkların usulüne uygun katılımı ve imzası | Şekil eksikliği iddiasıyla iptal tartışması |
| Tanık/memur yasağı | Yakın hısımların, okur-yazar olmayanların vb. katılamaması | Geçersizlik veya kazandırmanın iptali |
| Kazandırma yasağı | Tanık/memur ve yakınlarına sözleşmeyle kazandırma yapılamaması | Yalnızca ilgili kazandırmanın iptali |
Uygulamada güvenli bir süreç için, sözleşme kurulumunda yalnızca “noterde imza” değil; tanıkların uygunluğu, metnin açık olması ve kazandırma yasağına aykırılık bulunmaması da birlikte değerlendirilmelidir.
Miras Sözleşmesinde Tasarruf Ehliyeti ve Temsil
Miras sözleşmesi yapabilmek için mirasbırakanın ayırt etme gücüne sahip olması, ergin olması ve kısıtlı bulunmaması gerekir. Ayırt etme gücü, kişinin yaptığı işlemin anlam ve sonuçlarını kavrayabilme yeteneğidir; bu yoksa kurulan işlem, en baştan sakat kabul edilir. Miras sözleşmesinde ehliyet şartının sıkı olmasının nedeni, işlemin ölüm sonrası sonuçlar doğurması ve mirasbırakanın iradesinin korunması gereğidir. Bu sebeple mirasbırakanın miras sözleşmesi yapması, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olarak değerlendirilir.
Temsil konusu, miras sözleşmesinin en kritik alanlarından biridir. Mirasbırakan, miras sözleşmesini temsilci aracılığıyla yapamaz. Vekâletname verilmiş bir avukatın, mirasbırakan adına “miras sözleşmesi kurması” mümkün değildir. Veli veya vasi onayı da mirasbırakan adına bu yasağı ortadan kaldırmaz. Buna karşılık, sözleşmenin karşı tarafı bakımından genel temsil kuralları devreye girebilir; yani karşı taraf, niteliğine göre temsilciyle işlem yapabilir. Bu ayrım, uygulamada çoğu zaman gözden kaçtığı için, en baştan geçersiz bir sözleşme kurulması riski doğar.
Ehliyet ve temsil bakımından sık görülen yanlışları ve pratik kontrol noktalarını aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür:
- Yanlış 1: Mirasbırakanın sağlık/algılama durumunu hiç değerlendirmeden işlem yapmak (ayırt etme gücü tartışmasına kapı açar).
- Yanlış 2: “Vekâletname var” diyerek mirasbırakan adına temsilciyle sözleşme kurmaya çalışmak (temsil yasağına takılır).
- Yanlış 3: Kısıtlı kişi adına sürecin izin mekanizmalarını atlamak (vesayet rejimi nedeniyle işlem sakatlanır).
- Kontrol: Mirasbırakanın iradesinin serbestçe oluştuğunu gösterecek şekilde metni açık, sade ve çelişkisiz kurmak.
Bu başlık altında en önemli pratik sonuç şudur: miras sözleşmesi, “her sözleşme gibi vekille yapılır” yaklaşımına uygun değildir. Mirasbırakanın bizzat sürece katılması ve iradesini serbestçe açıklaması, işlemin omurgasını oluşturur.
Miras Sözleşmesinin İptali Davası
Miras sözleşmesi bir ölüme bağlı tasarruf olduğu için, kanunda sayılan belirli sebeplerle iptal edilebilir. İptal, sözleşmenin baştan itibaren hukuka aykırı bir sakatlık taşıdığı iddiasına dayanır. Uygulamada iptal sebepleri; mirasbırakanın ehliyetsizliği, irade sakatlığı (yanılma, aldatma, korkutma, zorlama), içeriğin veya koşulların hukuka/ahlâka aykırılığı ve şekil şartına uyulmaması çevresinde toplanır. Burada “irade sakatlığı” kavramı, kişinin gerçekte istemediği bir işleme yöneltilmesi anlamına gelir; örneğin aldatma, yanlış bilgiyle karar vermeye sevk etmeyi ifade eder.
İptal davasını kimlerin açabileceği ve davanın kapsamı da önemlidir. Menfaati bulunan mirasçı veya vasiyet alacaklısı, sözleşmenin tamamının veya bir kısmının iptalini isteyebilir. Bazı hâllerde ise iptal, sözleşmenin bütününe değil, yalnızca hukuka aykırılıkla bağlantılı kazandırmaya yöneltilir. Örneğin yasaklı bir kişinin tanık olarak katıldığı bir süreçte, somut sakatlığın kapsamına göre, yalnızca o kişiye veya bağlantılı kimselere yapılan kazandırmaların hedef alınması gündeme gelebilir. Bu ayrım, “tüm sözleşme gider mi, belirli hüküm mü gider” tartışmasının teknik temelidir.
Uygulamada en sık yapılan hata, iptal davalarında süre ve hak düşümü mekanizmasının göz ardı edilmesidir. Kanun, iptal sebebinin ve hak sahipliğinin öğrenilmesinden itibaren belirli bir süre öngörür; ayrıca mirasın geçmesiyle başlayan uzun süre sınırları da vardır. Süre kaçırıldığında, iptal davası dinlenmez; buna karşılık bazı hâllerde hükümsüzlük, savunma (def’i) olarak ileri sürülebilir. Bu nedenle stratejik olarak ilk yapılması gereken, “hangi sakatlık var” kadar, “hangi dava yolu ve hangi süre” sorularını da netleştirmektir.
Miras Sözleşmesinin Feshi veya Sözleşmeden Dönme
Miras sözleşmesi her zaman değiştirilemez veya tek taraflı olarak ortadan kaldırılamaz. Bunun nedeni, sözleşmenin iki taraflı yapısı ve tarafların korunması ihtiyacıdır. Buna rağmen kanun, miras sözleşmesinin tarafların yazılı anlaşmasıyla her zaman kaldırılabilmesine imkân tanır. Bu, pratikte “karşılıklı irade birliği” ile sözleşmenin sona erdirilmesi anlamına gelir. Ayrıca taraflar, sözleşmeye açık hüküm koyarak tek taraflı fesih veya dönme hakkı da tanımlayabilir. Ancak bu hakkın kullanımı da “adi yazılı beyan” ile değil, çoğu durumda resmî şekil kuralları içinde yürütülmelidir.
Tek taraflı fesih/dönme açısından uygulamada iki tip senaryo öne çıkar. Birincisi, mirasçı atanan veya kendisine kazandırma yapılan kişinin mirasbırakana karşı, mirasçılıktan çıkarma sebebi oluşturabilecek nitelikte ağır bir davranışta bulunmasıdır. İkincisi ise sözleşmede belirli bir edimi yerine getirmekle yükümlü olan tarafın bu edimi ifa etmemesidir. Bu tür durumlarda, diğer tarafın sözleşmeyi tek taraflı sona erdirme imkânı gündeme gelebilir. Burada “edim” kavramı; bakım, belirli bir borcun ödenmesi, bir yükümlülüğün yerine getirilmesi gibi sözleşmede kararlaştırılan performansı ifade eder.
Fesih/dönme süreçlerinde de temsil yasağı tekrar önem kazanır. Mirasbırakan, fesih veya dönme hakkını bizzat kullanmalıdır; temsilci aracılığıyla bu hakkı kullanmak kural olarak mümkün değildir. Buna karşılık sözleşmenin diğer tarafı, ölüme bağlı tasarrufta bulunmayan konumdaysa temsilciyle hareket edebileceği durumlar tartışmaya açık olsa da, uygulamada her somut olayda sözleşme yapısı ve yetki kapsamı değerlendirilir. Sonuç olarak, fesih/dönme mekanizması “kolay çıkış yolu” değildir; şekil ve yetki sınırları dikkate alınmadan atılan adımlar, yeni bir geçersizlik tartışması doğurabilir.
Miras Sözleşmesi Yargıtay Kararları
Mahkeme uygulamasında miras sözleşmelerine ilişkin ana eksen, resmî şeklin zorunluluğu ve şekle uyulmamasının sonuçlarıdır. Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımı, miras sözleşmesini ölüme bağlı tasarruflar içinde sıkı şekle tabi bir işlem olarak görür ve bu çerçevede “şekil şartı gerçekleşmemişse geçerli bir miras sözleşmesi yoktur” sonucuna dayanır. Bu bakış, mirastan feragat sözleşmelerinde de aynı şekilde geçerlidir; feragat, miras sözleşmesinin bir türü olduğu için resmî şekle tabi kabul edilir.
Bununla birlikte uygulamada, şekil eksikliğine rağmen tarafların edimlerini ifa ettiği bazı olaylarda, dürüstlük kuralı üzerinden farklı değerlendirmeler yapılabildiği görülür. Örneğin bir kişi, sözleşmede öngörülen karşılığı fiilen alıp uzun süre sessiz kaldıktan sonra, yalnızca şekil eksikliğine dayanarak işlemin iptalini talep ederse, bu talebin hakkın kötüye kullanılması oluşturup oluşturmadığı tartışılabilir. Bu, otomatik bir sonuç değildir; mahkeme, somut olayın şartlarını, tarafların davranışlarını ve ispat durumunu birlikte değerlendirir.
Yargıtay uygulamasında dikkat çeken bir diğer nokta, miras sözleşmesinin vasiyetname gibi “açılıp okunması” usulüne tabi olmadığı yönündeki yaklaşımdır. Vasiyetnameler için öngörülen açılma ve okunma prosedürünün, miras sözleşmelerine aynı şekilde uygulanamayacağı kabul edilir. Bu ayrım, uygulamada yanlış dava türü seçilmesi veya yanlış prosedür işletilmesi riskini azaltmak açısından önemlidir. Özetle, Yargıtay perspektifi, miras sözleşmesinde şekil, yetki ve usul üçlüsünün sürecin merkezinde yer aldığı yönündedir.
Sık Yapılan Hatalar ve Uygulama Notları
Miras sözleşmesi, görünürde “aile içi anlaşma” gibi algılansa da, teknik yönü çok güçlü bir kurumdur. Bu nedenle uygulamada tekrar eden hatalar, çoğu zaman iyi niyetli bir planlamayı dahi davaya dönüştürür. En temel hata, resmî şekil şartının hafife alınmasıdır. Noter dışı yazılı metinler, imzalı protokoller veya aile büyüklerinin imzasıyla düzenlenen belgeler, miras sözleşmesinin yerini tutmaz. İkinci kritik hata, tanıkların uygunluğunun kontrol edilmemesidir; yasaklı tanığın varlığı, sözleşmenin geçerliliğini tartışmalı hâle getirir.
Aşağıdaki liste, pratikte en sık karşılaşılan sorunları “neden–sonuç” mantığıyla toplar:
- Şekil eksikliği: Resmî düzenleme yapılmadığı için sözleşmenin hukuki sonuç doğurmaması.
- Tanık/memur yasağı ihlali: Sözleşmenin sakatlanması veya belirli kazandırmaların hedef alınması.
- İvazın belirsizliği: Bedelin/karşılığın ispat edilememesi ve taraf beyanlarının çatışması.
- Altsoya etki düzenlenmemesi: Feragatin çocukları etkileyip etkilemediği konusunda dava doğması.
- Yanlış dava yolu: İptal, fesih ve hükümsüzlük iddialarının birbirine karıştırılması.
Uygulama açısından en sağlıklı yaklaşım, miras sözleşmesini “metin imzalama” işlemi olarak değil, ehliyet-şekil-amaç uyumu kurulan bir planlama süreci olarak ele almaktır. Böylece hem mirasbırakanın iradesi korunur hem de mirasın açılmasından sonra çıkabilecek uyuşmazlık riski önemli ölçüde azaltılır.
SSS
Miras sözleşmesi ile vasiyetname arasındaki en önemli fark nedir?
Vasiyetname tek taraflı bir irade beyanıyla kurulur ve mirasbırakan kural olarak dilediğinde geri alabilir. Miras sözleşmesi ise karşılıklı irade beyanlarıyla kurulur ve bağlayıcılık etkisi daha güçlüdür. Bu nedenle miras sözleşmesi, şekil ve ehliyet bakımından daha sıkı şartlara tabidir.
Mirastan feragat sözleşmesi geçerli olması için mutlaka noterde mi yapılmalıdır?
Mirastan feragat sözleşmesi, miras sözleşmesinin bir türü olduğundan resmî şekle tabidir. Uygulamada bu resmî şekil çoğunlukla noter tarafından sağlanır. Resmî şekle uyulmadan yapılan feragat beyanları, mirasçılık sıfatını ortadan kaldırmayabilir ve miras açıldığında geçerlilik itirazlarına konu olur.
Feragat eden kişinin çocukları da mirastan otomatik olarak mahrum kalır mı?
Bu sonuç, feragatin ivazlı veya ivazsız olmasına ve sözleşmede aksi düzenleme bulunup bulunmamasına göre değişir. İvazlı feragatte kural olarak altsoy da etkilenebilir; ivazsız feragatte altsoyun mirasçılığı devam edebilir. Bu nedenle sözleşmede altsoya etkisi açık şekilde düzenlenmelidir.
Miras sözleşmesi sonradan iptal edilebilir mi?
Evet, kanunun öngördüğü sınırlı sebepler mevcutsa iptal davası gündeme gelebilir. Ehliyetsizlik, irade sakatlığı, hukuka/ahlâka aykırılık veya şekil şartına uyulmaması tipik iptal sebepleridir. Ayrıca iptal taleplerinde süre ve hak düşümü kuralları önem taşır; yanlış dava yolu seçimi veya sürelerin kaçırılması hak kaybına yol açabilir.
Avukat Fatih Tahancı, 2015 yılında Hukuk Fakültesini tam burslu, onur öğrencisi olarak Ankara’da tamamlamıştır. Avukatlık stajını Ankara Barosu nezdinde; ceza hukuku, sigorta hukuku, tazminat hukuku, iş hukuku, icra hukuku ve idare hukuku konularına odaklanmış çeşitli avukatlık bürolarında staj yaparak tamamlamıştır. Avukat Fatih Tahancı Çankaya/Ankara’da bulunan Tahancı Hukuk Bürosu’nda avukatlık faaliyeti göstermektedir.