Aile Hukuku

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, özellikle yaşlılık, hastalık veya yalnızlık döneminde bakım ve gözetim ihtiyacını güvence altına almak isteyen kişilerin sıkça başvurduğu bir hukuki araçtır. Bu sözleşmede bir taraf, diğer tarafa ölünceye kadar bakma ve gözetme borcunu üstlenir; diğer taraf ise bunun karşılığında bir malvarlığı değeri devretmeyi taahhüt eder. Uygulamada çoğu uyuşmazlık, sözleşmenin gerçekten bakım amacıyla mı yapıldığı yoksa mirasçılardan mal kaçırma (miras hakkını etkisiz bırakma iradesi) amacı taşıyıp taşımadığı noktasında toplanır. Bu nedenle mahkemeler; sözleşmenin şekil şartlarını, bakım ediminin içeriğini, devrin ölçülülüğünü ve tarafların fiili davranışlarını birlikte değerlendirir. Bu yazıda, sözleşmenin tanımı, geçerlilik şartları, muris muvazaası iddiaları (görünürdeki işlemin gerçeği gizlemesi), tapu uyuşmazlıkları ve Yargıtay’ın yerleşik kriterleri; uygulamada sık yapılan hatalarla birlikte ele alınacaktır.

Özet Bilgi

  • Zamanaşımı Süreleri: Ölünceye kadar bakma sözleşmesinde, bakım alacaklısının bakım borçlusuna karşı talepleri için 10 yıllık zamanaşımı süresi geçerlidir (TBK 146). Bu süre, bakım ilişkisinin sona ermesiyle başlar.
  • Şekil Şartları: Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, resmi şekilde (noter onayı ile) yapılmadıkça geçerli değildir. Şekil eksikliği, sözleşmenin geçersiz olmasına neden olur.
  • Gerekli Belgeler: Sözleşmenin geçerliliği için, noter önünde düzenlenmesi ve tarafların kimlik belgelerinin sunulması gerekmektedir.
  • Cezalar: Eğer sözleşme muris muvazaası iddialarıyla karşılaşırsa, mahkeme devrin iptali ve tescil davalarına karar verebilir. Bu durumda, taraflar arasında ciddi hukuki yaptırımlar ve tazminat talepleri gündeme gelebilir.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Nedir?

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen, tam iki tarafa borç yükleyen (her iki tarafın da karşı edim üstlendiği) bir sözleşmedir. Bir taraf “bakım borçlusu”, diğer taraf “bakım alacaklısı” konumundadır. Bakım borçlusu; bakım alacaklısını yaşamı boyunca bakıp gözetmeyi, ihtiyaçlarını karşılamayı ve onun günlük yaşamını sürdürebilmesine fiilen destek olmayı üstlenir. Bakım alacaklısı ise bunun karşılığında bir taşınmazı devretmeyi veya malvarlığına ilişkin başka değerleri bakım borçlusuna kazandırmayı taahhüt eder.

Buradaki kritik nokta, edimlerin “kağıt üzerinde” kalmamasıdır. Bakım edimi; yalnızca arada bir uğramak, telefonla hal-hatır sormak gibi sınırlı davranışlarla tüketilebilecek bir yükümlülük olarak görülmez. Uygun konut sağlama, gıda temini, hastalık halinde gerekli özen ve takip, gündelik işlerde destek gibi unsurlar sözleşmenin doğası gereği değerlendirilir. Elbette her olayın şartları farklıdır; bu yüzden “bakımın kapsamı” bakım alacaklısının sağlık durumu, sosyal yaşamı, önceki hayat standardı ve tarafların birlikte kararlaştırdığı düzenlemeler ışığında belirlenir.

Uygulamada sık yapılan bir hata, bu sözleşmeyi bağış (karşılıksız kazandırma) gibi kurgulamak ve bakım edimini belirsiz bırakmaktır. Oysa bu sözleşmenin özünde ivaz (karşılık) vardır. Mahkemeler, özellikle taşınmaz devri içeren sözleşmelerde, devrin gerçek karşılığının bakım olup olmadığını; fiili bakımın varlığını ve edimler arasındaki makul dengeyi dikkate alarak değerlendirir.

  • Bakım borçlusu: Bakma, gözetme, ihtiyaçları karşılama yükümlülüğünü üstlenen taraf.
  • Bakım alacaklısı: Bakım karşılığında malvarlığı devrini taahhüt eden taraf.
  • İvazlı sözleşme: Karşılıklı edim içeren sözleşme (bağıştan farkı budur).

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin Şekli

Bu sözleşmede en çok gözden kaçırılan konu şekil şartıdır. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, kural olarak resmi şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz. “Resmi şekil”, işlemin kanunun aradığı usulle, yetkili memur önünde ve gerekli tanık/işlem koşulları sağlanarak düzenlenmesi anlamına gelir. Uygulamada çoğunlukla noterlikte düzenleme şeklinde yapılması tercih edilir. Şekle uyulmaması halinde taraflar bakım vermiş, masraf yapmış veya fiilen birlikte yaşamış olsa bile, sırf bu fiili durum sözleşmeyi geçerli hale getirmez.

Şekil şartının amacı; özellikle taşınmaz devri gibi ağır sonuç doğuran işlemlerde taraf iradelerinin korunması, baskı ve yanılma riskinin azaltılması ve ileride çıkabilecek uyuşmazlıklarda ispat güvenliğinin sağlanmasıdır. Bu nedenle mahkemeler, şekil eksikliğini çoğu zaman esasa girmeden değerlendirir. Bir başka deyişle, sözleşmenin içeriği ne kadar “makul” görünürse görünsün, şekil eksikliği telafi edilemez bir geçersizlik sebebi olabilir.

Öte yandan, bakım kurumlarıyla yapılan bazı düzenlemelerde farklı şekil kurallarının gündeme gelebildiği görülür. Ancak burada da “hangi kurum”, “hangi yetki”, “hangi prosedür” soruları kritik hale gelir. Bu sebeple, sözleşmenin hazırlanma aşamasında yalnızca bir metin yazmak değil; metni doğru makam önünde, doğru usulle kurmak gerekir.

BaşlıkUygulamadaki KarşılığıRisk
Resmi şekilYetkili memur önünde düzenlemeEksiklik halinde sözleşmenin geçersiz sayılması
İspat güvenliğiMetnin içeriği ve iradenin netliğiBelirsiz edim yazımı nedeniyle uyuşmazlık
Taşınmaz devriTapu sicilinde tescile etkiİptal–tescil davaları ve muvazaa iddiaları

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi ve Mal Kaçırma İradesi

Ölünceye kadar bakma sözleşmeleri, miras hukukuyla kesiştiği için “mal kaçırma” iddialarının merkezinde yer alır. Burada tartışılan şey, sözleşmenin adının “bakım” olması değil; gerçekte bakım karşılığı mı yapıldığı, yoksa görünürdeki bakım sözleşmesiyle bağışın gizlenip gizlenmediğidir. “Muris muvazaası” olarak bilinen bu durumda, miras bırakanın gerçek iradesi bağış yapmak olabilir; ancak tapuda işlem bakım sözleşmesi veya satış gibi gösterilmiş olabilir. Bu iddia ortaya atıldığında mahkeme, işlemin görünen şekline bağlı kalmaz; gerçek amaç araştırılır.

Yargıtay uygulamasında bu araştırma, tek bir ölçüte dayanmaz. Sözleşmenin yapılmasında haklı ve makul bir neden bulunup bulunmadığı, bakım borçlusunun bakım alacaklısıyla ilişkisi, diğer mirasçılarla ilişkiler, bakım alacaklısının sağlık ve yaşam koşulları, devredilen malın tüm malvarlığı içindeki ağırlığı gibi pek çok olgu birlikte değerlendirilir. Ayrıca, bakım borçlusunun “alım gücü” (kendi ekonomik imkanları) ve bakım edimini fiilen yerine getirip getirmediği de önemlidir.

Uygulamada en sık görülen hata, bakım edimini hiç başlamadan ya da çok sınırlı biçimde yerine getirip, buna rağmen malvarlığının önemli bir kısmının devralınmasıdır. Bu tür dosyalarda tanık beyanları, sağlık kayıtları, birlikte yaşam olgusu, bakım giderlerini gösteren kayıtlar ve tarafların günlük hayat pratikleri önem kazanır. Mahkemenin odaklandığı soru şudur: Bu devir, gerçekten bakım karşılığı mı; yoksa mirasçının miras hakkını etkisizleştirmek için mi yapılmış?

  • Muris muvazaası: Miras bırakanın, gerçek amacını gizleyerek tapuda başka bir işlem yapmış gibi görünmesi.
  • Gizli bağış: İşlemin görünürde bakım/satış, gerçekte bağış niteliği taşıması.
  • Gerçek irade: Mahkemenin olayın bütününden çıkardığı, işlemin asıl amacı.

Ölünceye Kadar Bakma Akdinin Usulüne Uygun Olması

Bir uyuşmazlıkta sözleşmenin “usulüne uygun” olması, sadece resmi şekilde düzenlenmiş olmayı ifade etmez; aynı zamanda sözleşmenin amaçla uyumlu kurulmasını ve fiilen de yaşatılmasını gerektirir. Mahkemeler, özellikle mirasçılar arasında ihtilaf çıktığında, bakım borçlusunun sözleşme sonrası davranışlarını yakından inceler. Bakım borçlusu, bakım alacaklısının hastane süreçlerinde yanında olmuş mu, gündelik ihtiyaçlarını karşılamış mı, konut ve yaşam düzenini sağlamış mı, bakım alacaklısı yalnız bırakılmış mı gibi soruların cevapları dosyanın sonucunu doğrudan etkileyebilir.

Bu noktada önemli bir ayrım vardır: Bakım alacaklısının sözleşme anında özel bakım ihtiyacı içinde olması şart değildir. Ancak sözleşmenin gerçek bir bakım ilişkisinin parçası olup olmadığı, çoğu zaman sözleşme sonrası fiili durumdan anlaşılır. Eğer bakım borçlusu sözleşme sonrasında bakım alacaklısının yaşamına fiilen dahil olmuş, bakım ve gözetimi üstlenmiş ve bu durum süreklilik göstermişse; mahkemeler genellikle sözleşmenin samimi bir bakım amacıyla kurulduğu sonucuna daha yakındır.

Uygulamada yapılan hatalardan biri, sözleşmenin imzalanmasıyla işin “tamamlandığını” sanmaktır. Oysa bakım borcu devam eden bir borçtur ve ihlali halinde farklı hukuki sonuçlar gündeme gelebilir. Bir başka hata ise, bakım borcunu belirsiz bırakıp “bakacağım” gibi soyut ifadelerle taşınmaz devrini hızlıca gerçekleştirmektir. Bu yaklaşım, ileride bakım borcunun kapsamı ve ihlali tartışmalarını büyütür.

İncelenen UnsurMahkemenin BeklentisiUygulama Notu
Fiili bakımSüreklilik ve gerçek destekTanık + yaşam düzeni olguları belirleyici olabilir
Devrin kapsamıÖlçülülük (makul denge)Tüm malvarlığına yakın devirler daha fazla şüphe doğurur
İlişki dinamiğiMakul neden ve hayatın olağan akışıDiğer mirasçılarla bağların kopukluğu tek başına yetmez, bütünlük aranır

Bakım ve Destek Karşılığında Ölünceye Kadar Bakma Akdi

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi her zaman “ileri dönem bakım” için kurulmaz; kimi olaylarda bakım borçlusu, sözleşmeden önce de uzun süre fiilen bakım ve destek vermiş olabilir. Bu tür dosyalarda sözleşme, geçmişte sunulmuş emek ve giderlerin bir karşılığı ile gelecekte devam edecek bakımın güvence altına alınması amacıyla birlikte değerlendirilebilir. Burada önemli olan, bakım borçlusunun desteğinin sıradan bir aile dayanışması mı yoksa “normal sınırları aşan” bir bakım yükü mü olduğudur.

Çocukların ebeveynlerine destek olması ahlaki bir yükümlülük olarak görülse de, bazı hallerde bakım ihtiyacı yoğunlaşır: uzun süreli hastalık takibi, yatağa bağımlılık, düzenli refakat, sürekli konut paylaşımı, tıbbi organizasyon ve masraf yönetimi gibi durumlar, desteği “olağan” sınırın dışına taşıyabilir. Bu gibi hallerde bakım alacaklısının, bakım borçlusuna malvarlığı devri yapması hayatın olağan akışına daha uygun kabul edilebilir. Mahkeme, bu yaklaşımı değerlendirirken olayın tüm koşullarını birlikte ele alır.

Uygulamada sık yapılan bir hata, geçmiş bakımın varlığını “zaten herkes yapar” kabul edip dosyada görünür kılmamaktır. Oysa geçmiş bakımın kapsamı; tanık anlatımları, sağlık süreçleri, refakat düzeni, aynı evde yaşama olgusu ve giderlerin karşılanması gibi detaylarla ispatlanabilir. Bu tür somut veriler, sözleşmenin gerçek amacının bakım temini olduğunu göstermek açısından güçlü bir zemin oluşturur.

  • Normal sınırı aşan bakım: Sıradan aile yardımı değil, yoğun ve sürekli bakım yükü (refakat, tedavi organizasyonu, günlük bakım).
  • Karşı edim dengesi: Devredilen malvarlığı ile sağlanan bakımın ölçülü bir ilişki içinde olması.
  • İspat stratejisi: Bakımın soyut anlatımı yerine olay örgüsünü somutlaştıran veriler sunulması.

Mirasbırakanın Malvarlığının Yarısı Ölünceye Kadar Bakma Akdiyle Devretmesi Makul Değildir

Yargısal değerlendirmede “ölçülülük” önemli bir filtredir. Mirasbırakanın malvarlığının çok büyük bir bölümünü, hatta neredeyse tamamını ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle devretmesi; her olayda otomatik olarak geçersizlik anlamına gelmez. Ancak bu ölçekte bir devir, mahkemenin muvazaa şüphesini artırır ve daha sıkı bir incelemeyi tetikler. Çünkü bakım ihtiyacının taşınmaz devrinin tamamını haklı kılıp kılmadığı; başka bir taşınmazla bakımın sağlanıp sağlanamayacağı; bakım borçlusunun edimi gerçekten üstlenip üstlenmediği gibi soruların cevapları belirleyici hale gelir.

Bu tür dosyalarda mahkemeler, devredilen taşınmazların niteliğine de bakar. En değerli taşınmazların seçilerek devredilmesi, geride kalan malvarlığının paylı mülkiyet (taşınmazın belirli paya bölünmüş sahipliği) şeklinde olması veya mirasbırakanın ekonomik güvenliğini zayıflatacak şekilde devrin yapılması; “bakım amacı” savunmasını zayıflatabilir. Burada amaç, mirasbırakanın tasarruf özgürlüğünü ortadan kaldırmak değildir; fakat bakım sözleşmesinin bağış gibi kullanılmasını da engellemektir.

Uygulamada sık yapılan hata, devir oranının “mantık dışı” bir düzeye çıkmasıdır. Bakım ihtiyacı varsa bile, bakımın daha sınırlı bir taşınmaz devriyle sağlanabileceği koşullarda aşırı devirler, muris muvazaası iddiasına dayanak olabilir. Bu nedenle sözleşme kurulurken, devrin kapsamı ve bakımın kapsamı birlikte düşünülmeli; gerekirse bakım ediminin detayları yazılı olarak netleştirilmelidir.

Risk GöstergesiMahkemenin YorumuPratik Sonuç
Aşırı devir oranıMuvazaa şüphesini artırırDelil değerlendirmesi daha sıkı yapılır
En değerli taşınmazların devri“Bakım” savunmasını zayıflatabilirİptal–tescil talepleri güç kazanabilir
Fiili bakım zayıflığıGizli bağış ihtimalini güçlendirirMuris muvazaası sonucu doğabilir

Oğluna Daha Değerli Gayrimenkulün Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesiyle Devredilmesi

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım borçlusunun mirasbırakanın çocuğu olması, tek başına sözleşmeyi şüpheli hale getirmez. Ancak uygulamada, özellikle bir çocuğa “daha değerli” bir taşınmazın devredilmesi, diğer mirasçıların muris muvazaası iddiasını gündeme getirdiği tipik senaryolardandır. Mahkeme bu iddialarda, “çocuk zaten bakmak zorunda” yaklaşımıyla otomatik sonuç üretmez; bakımın yoğunluğu, sürekliliği ve mirasbırakanın devir için makul gerekçesi araştırılır.

Bu değerlendirmede “hayatın olağan akışı” önemli bir ölçüttür. Mirasbırakanın uzun süreli bakım ihtiyacı bulunması, bakım borçlusunun aynı evde yaşaması, tedavi süreçlerini yürütmesi, gündelik ihtiyaçları üstlenmesi ve diğer mirasçıların ilgisiz kalması gibi olgular; devir işlemini daha anlaşılır kılabilir. Buna karşılık, bakım borçlusunun fiilen bakım sağlamadığı, ilişkinin kopuk olduğu veya devir oranının aşırı olduğu durumlarda; “bakım sözleşmesi görünümü altında bağış” iddiası güçlenebilir.

Uygulamada kritik hata, bakımın ispatını zayıf bırakmaktır. Sözleşmenin resmi olması yetmez; bakım borçlusunun edimi gerçekten yerine getirdiğini gösterecek olgular (birlikte yaşam, refakat düzeni, sağlık süreçleri, giderlerin üstlenilmesi, komşu/akraba tanıklığı gibi) dosyada görünür olmalıdır. Aksi halde, taşınmazın değerli olması ve diğer mirasçıların hak kaybı iddiası, uyuşmazlığı büyütür.

  • Tek başına akrabalık sözleşmeyi geçersiz kılmaz; önemli olan edimlerin gerçekliğidir.
  • Değerli taşınmaz devri, dosyada bakımın ispatını daha önemli hale getirir.
  • Tanık ve yaşam olguları, muris muvazaası incelemesinde merkezi rol oynar.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin Şekli ve Tapu İptal ve Tescil Davası

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi taşınmaz devrini içerdiğinde, uyuşmazlıkların önemli bir kısmı tapu iptali ve tescil davalarına (tapu kaydının silinip doğru hak sahibine geçirilmesi) yansır. Burada iki temel senaryo görülür: Birincisi, bakım borçlusunun sözleşmeye dayanarak tescil talep etmesi; ikincisi ise mirasçıların muvazaa veya geçersizlik iddiasıyla tapu kaydının iptalini istemesidir. Her iki durumda da mahkemenin ilk baktığı şey, sözleşmenin şeklen geçerli olup olmadığıdır.

Şekle ilişkin eksiklikler, uygulamada özellikle eski tarihli işlemlerde “imza, sayfa bütünlüğü, düzenleme usulü” gibi teknik detaylarla gündeme gelebilir. Mahkeme, sözleşmenin düzenlendiği dönemde geçerli olan usul kuralları çerçevesinde geçerlilik değerlendirmesi yapar. Bu nedenle, “bugünün standartları” ile değil, işlemin kurulduğu dönemin mevzuat tekniğiyle uyuşmazlık çözülür. Ancak ana ilke değişmez: Resmi şekil yoksa, sözleşmeye dayanarak tescil kararı kurulamaz.

Öte yandan sözleşme geçerli olsa bile, muris muvazaası iddiası varsa mahkeme esasa girer ve devir işleminin gerçek amacını araştırır. Bu noktada tapu iptali ve tescil davaları çoğu zaman geniş delil incelemesi gerektirir: tanıklar, sağlık kayıtları, taraf ilişkileri, devrin kapsamı, bakımın fiili yürütülmesi ve hayat düzeni olguları birlikte değerlendirilir. Uygulamada yapılan en büyük hata, dava stratejisini yalnızca “sözleşme var” veya “miras hakkım var” düzleminde kurup, bu olgusal katmanı ihmal etmektir.

Dava TürüDayanakBaşlıca İnceleme
Tescil istemiBakım sözleşmesiResmi şekil + edimlerin ifası
Tapu iptali ve tescilMuvazaa / geçersizlikGerçek irade + ölçülülük + bakımın gerçekliği
Fesih/uyarlamaEdim ihlaliBakım borcunun kapsamı ve ihlalin ağırlığı

Sık Yapılan Hatalar ve Uygulama İçin Pratik Kontrol Listesi

Ölünceye kadar bakma sözleşmelerinde uyuşmazlıkların büyümesinin temel nedeni, işlemin “hızlıca” yapılması ve bakım ediminin içerik olarak boş bırakılmasıdır. Tapu devri yapıldıktan sonra bakım borçlusunun sorumluluğu fiilen devam eder; ancak bu devamlılığın nasıl işleyeceği net değilse, taraflar ileride farklı beklentilerle hareket eder. Bu durum özellikle mirasçılar arası çekişmelerde, sözleşmenin bağış gibi kullanıldığı iddialarını artırır.

  • Şekil eksikliği: Adi yazılı metinle yetinmek veya usule aykırı resmi işlem kurmak.
  • Bakım edimini belirsiz bırakmak: Konut, sağlık takibi, giderlerin paylaşımı gibi kalemleri netleştirmemek.
  • Ölçüsüz devir: Malvarlığının çok büyük bölümünü devredip bakımın gerçekliğini zayıf bırakmak.
  • Delil hazırlığı yapmamak: Fiili bakımın ispatına yarayacak olguları ve kayıtları dosyada görünür kılmamak.

Pratikte, sözleşme kurulmadan önce bakım planının netleştirilmesi, bakımın hangi kalemleri kapsadığının yazılı hale getirilmesi ve taşınmaz devrinin kapsamının ölçülü biçimde belirlenmesi; hem taraf iradelerini korur hem de olası bir yargılamada gereksiz riskleri azaltır.

SSS

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi bağış sayılır mı?

Bu sözleşme kural olarak ivazlıdır; yani bakım borçlusunun bakım ve gözetim edimi, devrin karşılığıdır. Ancak uygulamada bakım edimi gerçekte yoksa veya sözleşme sadece görünüş yaratmak için kurulmuşsa, uyuşmazlık bağışın gizlendiği iddiasına dönebilir. Mahkeme, sözleşmenin adından çok gerçek edim ilişkisine bakar.

Sözleşme yapılırken bakıma muhtaç olmak şart mı?

Bakıma muhtaçlık, sözleşmenin geçerliliği için zorunlu bir ön koşul olarak kabul edilmez. Önemli olan, sözleşmenin taraf iradeleriyle kurulması ve bakım borçlusunun sözleşme kapsamında üstlendiği yükümlülükleri fiilen yerine getirmesidir. Bakım ihtiyacının sonradan doğması veya bakım sürecinin kısa sürmesi tek başına geçersizlik nedeni değildir.

Mirasçılar bu sözleşmeye karşı tapu iptali davası açabilir mi?

Eğer mirasçılar, işlemin gerçekte bakım karşılığı olmadığını ve miras hakkını etkisizleştirmek için yapıldığını ileri sürüyorsa, muris muvazaası (gizli amaçla yapılan görünürdeki işlem) iddiasına dayanarak tapu iptali ve tescil talep edebilir. Bu tür davalarda devrin kapsamı, bakımın gerçekliği ve mirasbırakanın makul gerekçesi gibi ölçütler belirleyicidir.

Resmi şekilde yapılmayan ölünceye kadar bakma sözleşmesi geçerli olur mu?

Kural olarak resmi şekil şartına uyulmayan sözleşmeler geçerli kabul edilmez. Fiilen bakım verilmiş olması, şekil eksikliğini kendiliğinden gidermez. Bu nedenle sözleşmenin kurulma aşamasında usulün doğru işletilmesi, sonradan telafisi zor risklerin önüne geçer.

Hukuki Denetim
Fatih Tahancı Denetlenme Tarihi:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir