Şiddet Türleri
Şiddet Türleri denildiğinde çoğu kişi yalnızca bedene yönelik saldırıları düşünür. Oysa hukuk uygulamasında şiddet, kişinin bedensel ve ruhsal bütünlüğünü, irade özgürlüğünü ve özel hayatını davranış örüntüsü, kontrol kurma amacı ve mağdur üzerinde doğurduğu sonuç birlikte değerlendirilir.
Yargısal pratikte özellikle iki nokta öne çıkar: Birincisi, şiddetin “özel alan” gerekçesiyle görünmez kılınmaması; ikincisi ise ispat sürecinde tek bir delile takılı kalınmaması. Mesajlaşmalar, arama kayıtları, tanık anlatımları, sağlık raporları, kamera kayıtları, banka hareketleri ve dijital izler bir arada değerlendirildiğinde, şiddetin niteliği ve yoğunluğu daha net ortaya çıkar. Bu makalede, kaynak metindeki alt başlık yapısı korunarak şiddet türlerinin her birinin hukuki anlamı, uygulamadaki değerlendirme ölçütleri ve en sık yapılan hatalar açıklanmaktadır.
Fiziksel Şiddet
Fiziksel şiddet, bedensel gücün veya üstünlüğün bir kontrol ve cezalandırma aracına dönüştürülmesidir. Hukuki açıdan belirleyici olan yalnızca darp veya yaralama değildir; mağduru sindirmeye yönelik fiziksel üstünlük gösteren davranışlar da kapsamda ele alınır. Örneğin kapıyı tekmelemek, eşyaları kırmak, tehditkâr biçimde yaklaşmak veya sağlık ihtiyacı olduğunda doktora gitmesini engellemek, bedene doğrudan temas içermese bile “fiziksel güç kullanımı” üzerinden baskı kurma işlevi taşıyabilir.
Uygulamada en kritik mesele, olayın “ani tartışma” gibi basit bir çerçeveye sıkıştırılmamasıdır. Yargısal değerlendirmede süreklilik, korku yaratma ve tehdit algısı dikkate alınır. Mağdurun olay sonrası davranışları, çevresine yansıyan korku hali, eve kapanma veya sosyal ilişkilerden geri çekilme gibi etkiler, fiziksel şiddetin yarattığı sonuçlara işaret edebilir. Delil bakımından yalnızca hastane raporuna odaklanmak da sık yapılan bir hatadır; zira her fiziksel şiddet izi raporlanmayabilir. Bu nedenle olayın hemen ardından atılacak adımlar, delil zincirini güçlendirir.
- Darp raporu (sağlık kuruluşunca düzenlenen muayene bulgusu) alınması ve bulguların ayrıntılı kayda geçirilmesi
- Olay yerindeki kamera kayıtlarının kaybolmadan talep edilmesi
- Tehdit ve saldırı sonrası yazılı iletişimlerin (mesaj, e-posta) saklanması
- Komşu, yakın çevre gibi kişilerin tanıklık edebileceği hususların notlanması
Yapılan bir diğer hata, “sadece bir kez oldu” düşüncesiyle sürecin ertelenmesidir. Tekil görünen bir saldırının öncesinde psikolojik baskı, sonrasında ise ekonomik kısıtlama veya dijital takip ortaya çıkabilir. Bu nedenle fiziksel şiddet iddiası, çoğu zaman diğer şiddet türleriyle birlikte değerlendirilmelidir.
Psikolojik Şiddet
Psikolojik şiddet, duygusal ihtiyaçların (sevgi, ilgi, destek gibi) ve iletişimin kontrol aracı haline getirilmesiyle ortaya çıkar. Aşağılama, küçük düşürme, değersiz hissettirme, suçluluk yükleme, tehdit ve yalnızlaştırma gibi eylemler; mağdurun kendilik algısını zayıflatıp iradesini kırmaya yönelir. Hukuk uygulamasında psikolojik şiddeti “somut değil” diye göz ardı etmek doğru değildir; çünkü bu tür şiddet çoğunlukla iz bırakmaz, ancak etkisi yaşamın her alanına yayılır.
Yargısal pratikte psikolojik şiddetin tespitinde, davranışların tek tek sayılmasından çok örnekleme ve süreklilik önemlidir. “Sürekli eleştirme”, “karar mekanizmasına dahil etmeme”, “kıyafet ve sosyal çevreyi denetleme”, “kıskançlık bahanesiyle kontrol” gibi davranışlar bir araya geldiğinde, mağdurun özgür karar verme kapasitesi aşınır. En sık yapılan hata, psikolojik şiddeti yalnızca hakaretle sınırlı sanmaktır. Oysa sistematik biçimde “deli/sorunlu” hissettirme, sosyal destek kaynaklarını koparma ve iletişim kanallarını manipüle etme de bu kapsamdadır.
İspat yönünden güçlü yaklaşım, tek delil aramak yerine delil kümeleri oluşturmaktır. Mesaj içerikleri, ses kayıtları (hukuka uygun elde edilmiş olma şartıyla), tanık beyanları, sosyal çevreden kopuşun göstergeleri ve mağdurun yaşadığı etkiler birlikte ele alınabilir. Ayrıca psikolojik şiddet çoğu zaman fiziksel şiddetin öncülü olabildiğinden, risk değerlendirmesi yapılması gerekir.
Psikolojik Şiddette Uygulamada Sık Hata – Doğru Yaklaşım
| Hata | Doğru Yaklaşım |
|---|---|
| “Kanıtlanamaz” diye süreç başlatmamak | Mesaj, tanık, sosyal izolasyon belirtileri gibi unsurları birlikte sunmak |
| Tek bir hakaret olayına odaklanmak | Davranış örüntüsünü ve sürekliliği göstermek |
| İletişim kayıtlarını silmek veya kaybetmek | Dijital kayıtları güvenli şekilde saklamak ve gerektiğinde tespit yaptırmak |
| Mağdurun etkisini anlatmamak | Şiddetin günlük hayata etkilerini somutlaştırmak (iş, aile, sosyal çevre) |
Cinsel Şiddet
Cinsel şiddet, cinselliğin bir denetim ve cezalandırma aracı haline getirilmesidir. Hukuki açıdan merkezde rıza (kişinin özgür iradesiyle kabulü) bulunur. Rızanın korkutma, tehdit, baskı veya iradeyi sakatlayan yöntemlerle “oluşturulmaya” çalışılması, cinsel şiddet değerlendirmesini güçlendirir. Evlilik veya ilişki bağının varlığı, rızaya aykırı eylemleri meşrulaştırmaz; cinsel davranışın niteliği ve mağdurun iradesi belirleyicidir.
Uygulamada cinsel şiddetin görünmez kalmasının temel nedeni, mağdurun utanma ve suçluluk hissiyle konuşamaması veya gecikmeli anlatmasıdır. Bu durum, değerlendirmede otomatik olarak “iddia zayıf” sonucuna götürmez. Önemli olan, anlatımın kendi içinde tutarlı olması, olayın etkileri, iletişim kayıtları ve çevresel delillerle desteklenebilmesidir. Cinsel içerikli görüntülerin izinsiz çekilmesi, yayılması veya yayılma tehdidi gibi eylemler de cinsel şiddet başlığı altında, ayrıca özel hayatın ihlali yönünden değerlendirme doğurabilir.
Sık yapılan hatalardan biri, olayı “aile içinde çözme” baskısıyla delil toplanmasının geciktirilmesidir. Gecikme, özellikle dijital izlerin kaybolmasına yol açabilir. Ayrıca “rıza vardı” iddiası ile “sessiz kaldı” olgusunu eşitlemek de yanlış bir yaklaşımdır; korku, baskı ve çaresizlik, rızanın yokluğunu ortadan kaldırmaz. Bu nedenle olayın koşulları ve mağdurun irade durumu, bütüncül biçimde ele alınmalıdır.
- Rıza: Korku ve baskıdan arınmış, özgür iradeyle verilen kabul
- İrade sakatlığı: Tehdit, korkutma, yoğun baskı gibi etkenlerle karar özgürlüğünün zedelenmesi
- Dijital iz: Mesaj, paylaşım, kayıt, metadata gibi elektronik ortamda kalan veri izi
Ekonomik Şiddet
Ekonomik şiddet, maddi imkanların ve gelir kaynaklarının bir kontrol mekanizması olarak kullanılmasını ifade eder. Çalışmayı engelleme, meslek edinme veya eğitim sürecini sabote etme, gelire el koyma, borçlandırma, hesap açmayı önleme ve harcamaları keyfi biçimde kısıtlama gibi davranışlar; mağduru bağımlı hale getirip karar alma kapasitesini zayıflatabilir. Bu şiddet türünde hukuki değerlendirme, yalnızca “para vermedi” düzeyinde değil, davranışın denetim amacı taşıyıp taşımadığı üzerinden yapılır.
Uygulamada en sık yapılan hata, ekonomik şiddeti “aile bütçesi yönetimi” ile karıştırmaktır. Aile içinde ortak harcama planı yapılabilir; ancak bir tarafın diğerini sürekli düşük harçlığa mahkûm etmesi, çalışmasını engellemesi veya gelirini zorla yönetmesi, denetim ve cezalandırma amacı taşıyorsa şiddet niteliği kazanır. Özellikle kişinin adına kredi çektirilmesi, senet imzalatılması veya şirket açtırılması gibi işlemler, hem ekonomik şiddet hem de dolandırıcılık/tehdit gibi başka hukuki tartışmaları tetikleyebilir.
İspat açısından bu alanda avantaj, verinin çoğu kez kayıtlı olmasıdır. Banka hareketleri, hesap dökümleri, kredi sözleşmeleri, mesajlaşmalar, işten ayrılmaya zorlandığını gösteren yazışmalar ve tanık anlatımları bir araya getirilebilir. Buna rağmen yapılan bir hata, belgeleri “dava açınca toplarım” diye ertelemektir. Belgelerin saklanması ve erişimin engellenmesi riski bulunduğundan, erken aşamada güvenli kopyalar alınması önemlidir.
- Gelire el koyma veya geliri kullanmaya zorlamanın belgelenmesi
- Çalışmayı engelleme iddiasının işyeri yazışmaları ve tanıklarla desteklenmesi
- Borçlandırma süreçlerinde sözleşme ve ödeme kayıtlarının korunması
- Keyfi harçlık uygulamasının sürekliliğinin ortaya konması
Dijital Şiddet
Dijital şiddet, teknolojik araçların mağduru gözetleme, denetleme, küçük düşürme veya cezalandırma amacıyla kullanılmasıdır. Israrlı aramalar, konum takibi, hesapların karıştırılması, izinsiz erişim, sosyal medyada hakaret ve ifşa, görüntülerin izinsiz kaydı veya yayılması tehdidi gibi eylemler bu kapsama girer. Dijital şiddetin ayırt edici özelliği, mağduru günün her anında erişilebilir ve denetlenebilir hale getirmesidir. Bu da güvenlik hissini zedeleyerek psikolojik şiddetle iç içe geçer.
Uygulamada yapılan kritik hata, dijital eylemlerin “sanal” olduğu düşüncesiyle hafife alınmasıdır. Oysa dijital şiddet, mağdurun günlük yaşamını somut biçimde etkiler: işine odaklanamama, sosyal çevreden çekilme, sürekli tedirgin olma ve itibar kaygısı bunların başında gelir. Ayrıca dijital şiddet, çoğu zaman ısrarlı takip ile birleşir. Kişinin internet trafiğinin gözetlenmesi, e-posta ve mesajlarının izlenmesi veya cihazına casus yazılım yüklenmesi (hukuka aykırı izleme) gibi fiiller, hem özel hayatın gizliliği hem de haberleşme özgürlüğü açısından ciddi sonuçlar doğurur.
Delil yönünden güçlü taraf, dijital materyalin çoğu kez iz bırakmasıdır; ancak bu izler hızla silinebilir. Bu nedenle ekran görüntüsü almak tek başına yeterli olmayabilir; tarih-saat, URL, mesaj ID gibi teknik ayrıntıların korunması gerekir. Ayrıca delil elde ederken hukuka aykırı yöntemlere başvurmak da ayrı bir risk yaratır (hukuka aykırı delil, yargılamada dikkate alınmayabilir). Bu nedenle dijital delil yönetimi, planlı ve dikkatli yürütülmelidir.
- İzinsiz erişim (başkasının hesabına şifresiz/izinsiz girme) fiilinin teknik izlerle desteklenmesi
- Konum takibi ve uygulama izinlerinin kayıt altına alınması
- İfşa tehdidi içeren yazışmaların güvenli şekilde saklanması
- Gerekli hallerde dijital tespit süreçlerinin işletilmesi
Flört Şiddeti
Flört şiddeti, duygusal ilişki içinde veya ilişki kurma aşamasında kontrol kurma davranışlarıyla ortaya çıkan şiddet biçimidir. İlişkinin “çift” olarak tanımlanmasının ardından, bir tarafın diğerinin kıyafetine, arkadaş çevresine, sosyal medya kullanımına ve günlük planlarına müdahale etmeye başlaması, flört şiddetinin tipik işaretlerindendir. Hukuki değerlendirmede ilişki türü değil, davranışın baskı ve denetim niteliği önem taşır. “Kıskançlıktan yaptım” veya “seni korumak istedim” gibi gerekçeler, kontrolü normalleştiren açıklamalardır ve otomatik olarak mazur görülmez.
Uygulamada dikkat çeken nokta, flört şiddetinin çoğu kez “gençlik ilişkisi” veya “duygusal iniş çıkış” gibi yorumlarla küçümsenmesidir. Oysa bu tür kontrol davranışları, ilerleyen süreçte psikolojik şiddet, dijital şiddet ve ısrarlı takiple birleşebilir. Mağdurun arkadaşlarından uzaklaşması, aktivitelerden vazgeçmesi ve tek kişiye odaklanmaya zorlanması, özgür hareket alanını daraltır. Bu aşamada atılacak en büyük hata, şiddeti tanımlayamamak ve sınır ihlallerini “ilişkinin gereği” saymaktır.
Delil bakımından flört şiddetinde genellikle yazılı iletişim yoğun olduğundan, mesajlar ve sosyal medya üzerinden yapılan baskı içerikleri önem kazanır. Ayrıca çevrenin gözlemleri ve mağdurun günlük rutinindeki değişimler de destekleyici niteliktedir. Burada amaç, ilişkiyi yargılamak değil; tehdit, baskı ve kontrolün sistematik hale gelip gelmediğini ortaya koymaktır.
- Arkadaş çevresini kısıtlama ve görüşmeyi engelleme
- Sürekli hesap sorma ve konum/şifre talep etme
- Tehdit, küçümseme ve değersizleştirme
- İlişkiyi bitirme halinde şantaj veya ifşa tehdidi
Israrlı Takip
Israrlı takip, mağdurun kendisini güvende hissetmesini engelleyen, korku ve endişe yaratan, kasıtlı biçimde tekrarlanan davranışlardır. Takip etmek, yoluna çıkmak, ısrarla aramak, teknolojik araçlarla rahatsız etmek, “rahat bırak” uyarılarına rağmen sürdürmek, hediye göndererek baskı kurmak veya çevreden bilgi toplamaya çalışmak bu kapsamda değerlendirilebilir. Hukuki ölçüt, davranışların “romantik ısrar” olarak sunulmasından ziyade, mağdurda yarattığı güvenlik kaybı ve hareket özgürlüğünün kısıtlanmasıdır.
Uygulamada en sık hata, ısrarlı takibi yalnızca fiziksel izlemeye indirgemektir. Oysa dijital gözetim, sosyal medya üzerinden takip, e-posta ve mesaj trafiğini izleme, internet dolaşımını gözetleme gibi eylemler de ısrarlı takibin parçası olabilir. Bir diğer hata, her bir eylemi tekil ve önemsiz görmektir. Oysa bu davranışlar birlikte ele alındığında, kasıt ve süreklilik daha net anlaşılır. Bu nedenle olayların tarih-saat sırasıyla kayda alınması, delil bütünlüğü açısından önemlidir.
Israrlı takipte güçlü deliller genellikle “tekrar” unsurunu gösteren kayıtlardır: arama dökümleri, mesaj sayıları, sosyal medya etkileşimleri, işyeri/ev çevresinde görüntüler, tanık anlatımları ve güvenlik kameraları. Şiddetin tırmanmasını önlemek açısından, “zamanla vazgeçer” düşüncesiyle beklemek yerine, somut kayıtlarla süreci yönetmek daha sağlıklı olur. Burada amaç, mağdurun güvenliğini ve özel hayatını korumaktır; karşı tarafın niyet beyanı tek başına belirleyici değildir.
- Süreklilik: Davranışların tekrar eden bir örüntü göstermesi
- Tehditkârlık: Açık tehdit olmasa bile korku ve endişe doğurması
- Israr: Uyarılara rağmen devam etmesi
- Etki: Mağdurun günlük yaşamında güvenlik kaybı yaratması
Şiddet Türleri Arasındaki Bağlantı ve Uygulamada Bütüncül Değerlendirme
Şiddet türleri çoğu zaman birbirinden bağımsız ilerlemez. Psikolojik baskı ile başlayan süreç, ekonomik kısıtlama ile derinleşebilir; ardından dijital şiddet ve ısrarlı takip ile mağdurun hareket alanı daraltılabilir. Fiziksel şiddet yaşanmasa bile, sistematik kontrol ve tecrit (mağdurun destek kaynaklarından koparılması) ciddi risk göstergeleridir. Yargısal yaklaşımda bu nedenle tek bir olayı değil, ilişkinin genel dinamiğini ve şiddetin mağdur üzerinde yarattığı toplam etkiyi ortaya koymak önemlidir.
Uygulamada en önemli stratejik hata, delillerin dağınık ve plansız sunulmasıdır. Dosya kurgusunda olayların kronolojik akışı, her şiddet türünün somut örneklerle gösterilmesi ve delillerin birbirini tamamlaması gerekir. Ayrıca “çok şey yaşadım ama anlatamıyorum” yaklaşımı, anlaşılır olsa da hukuki süreçte somutlaştırma ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Bu nedenle olayların tarih, yer ve biçim bakımından netleştirilmesi; mevcut kayıtların korunması ve tanıkların erken aşamada belirlenmesi süreci güçlendirir.
Şiddet Türlerine Göre Tipik Delil Kaynakları
| Şiddet Türü | Örnek Delil Kaynakları |
|---|---|
| Fiziksel şiddet | Sağlık raporu, kamera kaydı, tanık, olay sonrası mesajlar |
| Psikolojik şiddet | Mesaj içerikleri, tanık, sosyal izolasyon göstergeleri, süreklilik kaydı |
| Cinsel şiddet | İletişim kayıtları, çevresel deliller, dijital izler, tutarlı anlatım unsurları |
| Ekonomik şiddet | Banka dökümleri, kredi/borç belgeleri, çalışmayı engelleme yazışmaları |
| Dijital şiddet / ısrarlı takip | Arama dökümleri, ekran görüntüleri, sosyal medya kayıtları, teknik veriler |
Sıkça Sorulan Sorular
Psikolojik şiddet nasıl ispatlanır?
Psikolojik şiddet çoğu zaman fiziksel iz bırakmaz; bu nedenle tek delile dayandırmak yerine delil kümeleri oluşturmak gerekir. Mesaj içerikleri, tanık anlatımları, sosyal çevreden kopuşu gösteren olgular, tehdit ve aşağılama örüntüsü ile olayların sürekliliğini ortaya koyan kayıtlar birlikte değerlendirildiğinde ispat gücü artar. Önemli olan, yaşananların kronolojik ve somut biçimde aktarılmasıdır.
Dijital şiddet ile ısrarlı takip arasındaki fark nedir?
Dijital şiddet, teknolojik araçların mağduru denetlemek veya küçük düşürmek için kullanılmasıdır; ısrarlı takip ise tekrarlanan davranışlarla mağdurun güvenlik hissini ortadan kaldıran takip ve rahatsız etme eylemleridir. Pratikte bu iki alan sıklıkla iç içe geçer. Konum takibi, ısrarlı arama, hesapları karıştırma veya çevrimiçi gözetim hem dijital şiddet hem de ısrarlı takip kapsamında değerlendirilebilir.
Ekonomik şiddet “para vermemek” ile aynı şey midir?
Ekonomik şiddet yalnızca para verilmemesi değildir; maddi imkanların bir kontrol mekanizması olarak kullanılmasıdır. Çalışmayı engelleme, gelire el koyma, borçlandırma, hesap açmayı önleme veya harcamaları keyfi şekilde kısıtlayarak bağımlılık yaratma gibi davranışlar ekonomik şiddet kapsamında ele alınır. Değerlendirmede belirleyici olan, davranışın denetim ve cezalandırma amacı taşıyıp taşımadığıdır.
Flört ilişkisinde yaşanan baskılar şiddet sayılır mı?
İlişkinin türü şiddetin varlığını ortadan kaldırmaz. Kıyafete, arkadaş çevresine, sosyal medya kullanımına müdahale etmek, sürekli hesap sormak, tehdit ve şantajla ilişkiyi sürdürmeye zorlamak gibi eylemler kontrol kurma amacı taşıyorsa şiddet niteliği kazanabilir. “Kıskançlık” veya “koruma” gerekçesi, baskıyı otomatik olarak meşru hale getirmez; önemli olan mağdurun özgür hareket alanının daraltılması ve güvenlik hissinin zedelenmesidir.
Avukat Fatih Tahancı, 2015 yılında Hukuk Fakültesini tam burslu, onur öğrencisi olarak Ankara’da tamamlamıştır. Avukatlık stajını Ankara Barosu nezdinde; ceza hukuku, sigorta hukuku, tazminat hukuku, iş hukuku, icra hukuku ve idare hukuku konularına odaklanmış çeşitli avukatlık bürolarında staj yaparak tamamlamıştır. Avukat Fatih Tahancı Çankaya/Ankara’da bulunan Tahancı Hukuk Bürosu’nda avukatlık faaliyeti göstermektedir.