Hukuki Makaleler

Tacirlerin Faturaya İtirazı

Tacirlerin Faturaya İtirazı

Tacirlerin faturaya itirazı, ticari hayatın en sık karşılaşılan uyuşmazlık alanlarından biridir. Mal veya hizmet tesliminden sonra düzenlenen faturalar, çoğu zaman cari hesap (tarafların karşılıklı alacak-borç kalemlerini tek bir hesapta topladığı ilişki) içinde dolaşıma girer ve kısa sürede ödeme, mahsup veya icra takibi gibi süreçlere konu olur. Bu nedenle faturanın içeriğine zamanında ve doğru yöntemle itiraz edilmesi; ispat yükü (iddiasını kanıtlama sorumluluğu), temerrüt (borcun zamanında ifa edilmemesi) ve faiz gibi sonuçları doğrudan etkiler. Uygulamada en kritik eşik, faturanın alındığı tarihten itibaren işleyen süredir. Süre içinde yapılan itiraz, faturanın “kendiliğinden kesin delil” haline gelmesini engeller; buna karşılık suskun kalınması, faturayı düzenleyen tarafın elini güçlendirir. Bu yazıda; sürenin hukuki anlamı, itirazın şekli, itiraz sonrası izlenecek strateji, itiraz edilmemesinin sınırları ve e-fatura bakımından pratik farklar sistematik biçimde ele alınmaktadır.

Özet Bilgi

  • İtiraz Süresi: Faturanın alındığı tarihten itibaren kısa bir süre içinde itiraz edilmelidir. Suskunluk, karineyi güçlendirir.
  • İtiraz Yöntemleri: İtirazın geçerliliği için noter aracılığıyla ihtar, iadeli taahhütlü mektup, telgraf, KEP ve güvenli elektronik imza gibi yöntemler tercih edilmelidir.
  • İtirazın Açıklığı: İtiraz konusu net olmalı; hangi kalemlerin neden kabul edilmediği somut gerekçelerle belirtilmelidir.
  • Faturaya İtiraz Edilmediğinde Sonuç: Faturanın içeriği kabul edilmiş sayılabilir, ancak bu durum otomatik kabul anlamına gelmez; faturada yer alan olağan unsurlar bakımından sessizlik aleyhe yorumlanabilir.

Tacirlerin Faturaya İtirazı

Ticari ilişkilerde fatura, çoğu zaman sözleşmenin ifası (sözleşme borçlarının yerine getirilmesi) safhasında düzenlenen ve teslim/ifa edilen edimin bedelini, miktarını, türünü gösteren belgedir. Tacirler arasında faturanın alındıktan sonra belirli bir süre içinde itiraz edilmemesi, fatura içeriğinin kabul edildiğine ilişkin bir karine (aksi ispat edilebilir kabul) doğurur. Bu karine, “fatura geldi, ses çıkmadı; o halde içerik benimsendi” mantığıyla çalışır; fakat her olayı tek başına çözmez. Örneğin, faturaya itiraz edilmemesi, taraflar arasında mutlaka bir sözleşme olduğu anlamına gelmez; fatura, sözleşmenin varlığını otomatik biçimde kuran bir belge değildir. Aynı şekilde faturada yer alan her kayıt, itiraz edilmedi diye bağlayıcı hale gelmeyebilir. Burada belirleyici olan, faturadaki bilginin sözleşmenin ifası kapsamında ve “faturada yer alması olağan” nitelikte olup olmadığıdır.

Pratikte tacirler açısından kritik soru şudur: “Bu faturanın hangi kısmı olağan ifa kalemidir, hangi kısmı sonradan eklenmiş koşuldur?” Satılan malın cinsi, adedi, birim fiyatı, toplam bedeli gibi kalemler olağan sayılırken; sözleşmede konuşulmamış vade farkı, tek taraflı belirlenen ek ücretler veya yeni bir hizmet kalemi gibi hususlar ayrı değerlendirilir. Bu ayrım, uyuşmazlık çıktığında mahkemenin delil değerlendirmesinde belirleyici olur. Bu nedenle faturayı alan tacirin, faturayı sadece muhasebe kaydı olarak değil, olası bir ihtilafın “ilk delil seti” olarak görmesi gerekir.

Kritik BaşlıkUygulamadaki AnlamıRisk
İtiraz SüresiFaturanın alındığı tarihten itibaren kısa bir süre içinde itiraz edilmelidir.Suskunluk, karineyi güçlendirir ve savunmayı zorlaştırır.
Karinenin NiteliğiKabul varsayımı kesin değildir; aksini ispat mümkündür.Aksini ispat için çoğu dosyada güçlü yazılı delil gerekir.
İçeriğin KapsamıOlağan ifa kalemleri ile sonradan eklenen kayıtlar ayrıştırılır.Her kayıt “itiraz edilmedi” diye otomatik kabul edilmiş sayılmaz.

Ticari Faturaya Nasıl İtiraz Edilir?

Faturaya itirazın nasıl yapılacağı konusunda kanunda tek bir zorunlu yöntem sayılmadığı için, uygulamada “ispatlanabilir itiraz” yaklaşımı esas alınmalıdır. Yani itirazın geçerliliği kadar, karşı tarafa yöneltildiğinin ve süresi içinde yapıldığının ispatı önem taşır. Bu noktada tacirler arasında kullanılan güvenli yöntemler öne çıkar: noter aracılığıyla ihtar, iadeli taahhütlü mektup, telgraf, KEP (kayıtlı elektronik posta) ve güvenli elektronik imza ile yapılan bildirimler. Bunlar, itirazı “geçerli kılan” sihirli şekiller değil; daha çok uyuşmazlık çıktığında ispatı kolaylaştıran araçlardır.

Uygulamada yalnızca e-posta atmak, telefonla söylemek veya WhatsApp mesajı göndermek gibi yöntemler çoğu dosyada tartışma yaratır. Bu yollarla itiraz yapılmış olsa bile, karşı tarafın “bana ulaşmadı” savunmasıyla karşılaşılabilir. Bu nedenle ek bir teyit katmanı oluşturmak gerekir. Örneğin e-posta gönderildiyse, aynı gün KEP üzerinden kısa bir ihtar yollamak; kargo ile iade yapılacaksa, kargo teslim fişini ve iade tutanağını saklamak gibi. Ayrıca itiraz, “fatura yanlış” şeklinde soyut bırakılmamalıdır. Hangi kalemlerin neden kabul edilmediği, miktar/bedel/teslim/ayıp (malın sözleşmeye uygun olmaması) gibi gerekçeler somutlaştırılmalıdır.

  • İtirazın konusu açık olmalı: Hangi kalem, hangi tutar, hangi gerekçe?
  • İtirazın zamanı izlenebilir olmalı: Gönderim tarihi ve delili saklanmalı.
  • İtirazın muhatabı net olmalı: Doğru şirkete/KEP adresine yönlendirilmeli.
  • İtirazın dili ölçülü olmalı: “Tamamını reddediyorum” yerine gerekçe temelli anlatım tercih edilmeli.

Faturaya İtiraz Edilmesi Halinde Ne Yapılır?

Faturaya süresi içinde itiraz edildiğinde, uyuşmazlığın ispat dinamiği değişir. Genel mantık şudur: Faturayı düzenleyen taraf, faturanın sözleşmeye ve fiili ifaya uygun olduğunu daha güçlü biçimde ortaya koymak zorunda kalır. Bu noktada taraflar çoğu kez sevk irsaliyesi (malın taşınması/teslimine ilişkin belge), teslim tutanağı, sipariş formu, sözleşme, yazışmalar ve ticari defter kayıtlarına dayanır. Fatura, tek başına “oldu bitti” belgesi gibi sunulsa da; itiraz gelmişse artık dosya, ilişkiyi bütün delillerle okuma zorunluluğuna girer.

Uygulamada dikkat edilmesi gereken kritik ayrım, itirazın faturanın tamamına mı yoksa bir kısmına mı yapıldığıdır. Tamamına itiraz ediliyorsa, faturanın iadesi veya açık ret beyanı gündeme gelir. Kısmi itirazda ise, ihtilafsız kısım yönünden ödeme yapılması çoğu durumda temerrüt ve faiz riskini azaltır. Ancak burada da “ödeme yaptım, demek ki kabul ettim” gibi yanlış bir sonuca gidilmemesi gerekir. Ödeme yapılırken, ihtilaflı kısım saklı tutularak (örneğin açıklama kısmına “ihtirazi kayıtla” ibaresi yazılarak) ödeme yapılması, ilerideki iddiaları korumaya yardımcı olur.

Bir diğer pratik konu, itirazdan sonra iletişimin yönetimidir. Karşı taraf çoğu zaman cari hesap mutabakatı (tarafların hesap kalemlerini uzlaştırması) ister. Bu aşamada acele “mutabakat” imzalamak, önceki itirazı fiilen etkisizleştirebilir. Doğru yaklaşım; itirazın kapsamını, dayandığı delilleri ve talep edilen düzeltmeyi netleştirerek, gerekirse teknik inceleme veya bilirkişi değerlendirmesine elverişli bir dosya hazırlamaktır. Ticari uyuşmazlıkların önemli kısmı, iyi kurgulanmış itiraz + delil seti ile dava aşamasına gitmeden çözülür.

Faturaya İtiraz Edilmemesinin Sonuçları

Faturaya itiraz edilmemesinin en temel sonucu, fatura içeriğinin kabul edildiğine dair karinenin devreye girmesidir. Ancak bu karine, sınırsız bir kabul anlamına gelmez. Faturada yer alması olağan kabul edilen unsurlar bakımından (malın türü, adedi, birim fiyatı, toplam bedel gibi) alıcı tacirin sessizliği aleyhe yorumlanabilir. Buna karşılık, faturaya sonradan eklenen ve sözleşmede yer almayan kayıtların, sırf itiraz edilmedi diye otomatik kabul edildiği sonucuna gidilmesi her zaman doğru değildir. Bu nedenle “itiraz yoksa her şey kabul” yaklaşımı, uyuşmazlıklarda sıkça hatalı bir beklenti yaratır.

Uygulamada en sık yapılan hatalardan biri, faturaya itiraz edilmediği gerekçesiyle doğrudan icra takibine gidilmesi ve itirazın iptali davasında (borçlunun icraya itirazının kaldırılması hedeflenen dava) faturayı tek delil gibi sunmaktır. Mahkemeler, özellikle taraflar arasında sözleşme, teslim belgesi, yazışma gibi delillerin varlığına bakar; faturanın tek başına ilişkiyi kurmadığını, daha çok ifa aşamasını gösterdiğini dikkate alır. Bu çerçevede, faturaya itiraz edilmemesi, sözleşme dışı bir kaydın kabulü olarak yorumlanmamalı; her somut olayda “olağan kayıt” olup olmadığı değerlendirilmelidir.

Bir diğer kritik nokta, karinenin aksinin ispatıdır. Faturaya itiraz edilmemiş olsa bile, alıcı tacir yazılı delil, ticari defter kayıtları veya yemin gibi ispat araçlarıyla faturanın gerçeğe aykırı olduğunu ileri sürebilir. Ne var ki uygulamada bu ispat standardı ağırlaşır; “itiraz etmedim ama aslında böyle değildi” savunması, sağlam bir belge seti olmadan zayıf kalır. Bu nedenle itiraz mekanizması, çoğu zaman “hak kaybını önleyen ilk bariyer” olarak görülmelidir.

Ticari Fatura Nasıl İptal Edilir?

Ticari faturanın iptali, çoğu dosyada “itiraz” kavramıyla iç içe geçer. Uygulamada iptal denildiğinde; faturanın hukuki etkisinin ortadan kaldırılması, muhasebe kayıtlarının düzeltilmesi ve gerekiyorsa e-fatura sisteminde iptal/ret sürecinin işletilmesi anlaşılır. Kağıt faturada pratik yol, faturayı alan tarafın süresi içinde itiraz edip faturayı kabul etmediğini bildirmesidir. Bu aşamada “faturayı geri gönderme” yöntemi kullanılacaksa, iadenin yapıldığını ve muhataba ulaştığını gösteren deliller (kargo teslim fişi, teslim tutanağı, iade açıklaması) saklanmalıdır. Faturanın tamamına itiraz ediliyorsa, iade ve ret birlikte kurgulanır; kısmi uyuşmazlıkta ise faturanın tamamını iptal etmek yerine düzeltme/iadeli fatura (ticari hayatta bedel düzeltmeye yarayan belge) gibi yöntemler gündeme gelir.

Süre geçtikten sonra iptal arayışı ise daha zor bir zemine taşınır. Bu durumda alıcı, faturanın içeriğinin gerçeğe aykırı olduğunu daha güçlü delillerle ortaya koymak zorunda kalır. Ticari defter kayıtları (usulüne uygun tutulmuş yasal defterler), sözleşme, teslim/ifa belgeleri ve yazışmalar, bu aşamada belirleyici olur. Uygulamada sık yapılan hata, süre geçirildikten sonra yalnızca “haksız fatura” iddiasıyla karşı tarafa genel bir ihtar çekip sonuç beklemektir. Bu yaklaşım çoğu zaman karşı tarafın pozisyonunu sertleştirir ve ihtilafı büyütür.

Doğru strateji; iptal/düzeltme talebinin kapsamını açıkça belirlemek, hangi kalemlerin hangi gerekçeyle gerçeğe aykırı olduğunu somutlaştırmak ve karşı tarafa çözüm önerisi sunmaktır. Özellikle cari hesap ilişkilerinde, tek bir faturanın iptali yerine “hesap mutabakatı + düzeltme belgeleri” ile ilerlemek, ticari ilişkinin tamamen kopmasını önleyebilir. Ancak uyuşmazlık büyümüşse, ihtar ve delil seti hazırlanarak dava/ icra süreçlerine uygun bir dosya kurgusu yapılması gerekir.

E-Faturaya İtiraz

E-fatura uygulamasında itiraz ve iptal süreçleri, faturanın türüne göre farklılaşır. Ticari e-fatura ile temel e-fatura ayrımı, alıcının sistem üzerinden “ret” seçeneğine sahip olup olmaması açısından önem taşır. Ticari e-faturada alıcı, sistem üzerinde ret mekanizmasını kullanarak faturayı reddedebilir; bu ret, teknik olarak imzalı bir elektronik kayıt üretir ve ispat gücü yüksek bir iz bırakır. Temel e-faturada ise alıcıya sistem üzerinde aynı kapsamda bir ret butonu tanınmayabilir; bu durumda alıcı, harici yöntemlerle (KEP, noter ihtarı gibi) itiraz yolunu kullanarak pozisyonunu korur. Burada amaç, “sistemde buton yoksa itiraz edemem” yanılgısını ortadan kaldırmaktır; itiraz hakkı, teknik akıştan bağımsız olarak hukuki anlamda ileri sürülebilir.

Uygulamada en sık görülen hata, e-faturada yalnızca portal üzerinden işlem yapılabileceği varsayımıdır. Oysa çoğu ihtilafta kritik olan, itirazın süresi içinde yapıldığı ve muhataba yöneltildiğinin ispatıdır. Portal üzerinden iptal/ret mümkünse bu yol tercih edilir; değilse harici yöntemlerle kayıt oluşturulur. Ayrıca e-fatura süreçlerinde şirket içi operasyon da önemlidir: Fatura kabul/ret akışı muhasebe departmanında kalıp, hukuki birime geç iletilirse süre kaçabilir. Bu nedenle e-fatura kullanan işletmelerde, faturaların incelenmesi, uyuşmazlık şüphesinde derhal iç onay mekanizması kurulması ve KEP şablonlarının hazır tutulması, fiilen hak kaybını önler.

Bir diğer pratik konu, e-faturada “kısmi kabul” ve “kısmi ret” tartışmalarıdır. Ticari e-fatura akışında ret genellikle faturanın bütününe yönelir; ancak ticari uyuşmazlık bazen kalem bazlıdır. Bu durumda kalem bazlı ihtilaf, ret beyanında ve harici ihtarda açıkça yazılmalı; mümkünse karşı tarafla düzeltme belgeleri üzerinden ilerlenmelidir. Böylece hem vergi/ muhasebe uyumu korunur hem de hukuki pozisyon netleşir.

Faturaya İtiraz Yargıtay Kararı

Yargıtay uygulaması, tacirler arasında yapılan bildirimlerde kullanılan yöntemlerin çoğu kez “geçerlilik şartı” değil, “ispat şartı” niteliğinde değerlendirildiğini ortaya koyar. Bu yaklaşımın pratik sonucu şudur: İtiraz, teorik olarak farklı yollarla yapılabilse bile, uyuşmazlık çıktığında mahkemeyi ikna edecek ispat gücünde bir kayıt üretmek gerekir. Bu nedenle Yargıtay’ın bakış açısı, şekil tartışmasını “mutlak zorunluluk” düzeyine taşımaktan ziyade, delil standardı üzerinden okur. Örneğin faks, e-posta veya benzeri iletişim araçlarının kullanıldığı iddialarda, asıl mesele mesajın karşı tarafa ulaştığının ve içeriğinin doğrulanabilir olmasıdır.

Faturaya itiraz edilmeme halinde de Yargıtay çizgisi, karinenin kapsamını sınırlı yorumlamaya elverişlidir. Yani faturaya sessiz kalınması, çoğunlukla ifa aşamasına ilişkin olağan kayıtları kesinleştiren bir etki doğurur; bunun ötesinde, sözleşmede bulunmayan veya sonradan eklenen hükümler bakımından otomatik bir kabul sonucuna varılması her olayda doğru değildir. Uygulamada özellikle “vade farkı”, “ek hizmet bedeli” veya “tek taraflı şartlar” gibi kayıtların sırf faturada yazılı olması nedeniyle bağlayıcı sayılması, sıkça bozma/eleştiri konusu olabilmektedir.

Bu çerçevede işletmeler açısından doğru okuma şudur: Yargıtay’ın dikkat ettiği ana eksen, ticari hayatın olağan akışı ile ispat güvenliği dengesidir. Bir taraftan tacirden dikkat ve özen beklenir; diğer taraftan fatura yoluyla sözleşme dışı yükümlülük yaratılmasına sınırsız alan tanınmaz. Bu nedenle itiraz süreçleri yalnızca “süreyi kaçırmama” meselesi değil, aynı zamanda uyuşmazlık doğmadan önce delil üretme ve kayıt düzeni kurma meselesidir.

SSS

Tacirlerin faturaya itirazı hangi süre içinde yapılmalıdır?

Tacirler arasında faturanın alındığı tarihten itibaren belirli bir süre içinde itiraz edilmesi, fatura içeriğinin kabul edildiğine dair karinenin güçlenmesini engeller. Sürenin amacı, ticari hayatta belirsizliği azaltmak ve tarafları hızlı reaksiyona zorlamaktır. Bu nedenle fatura işletmeye ulaştığında, teslim/ifa belgeleriyle karşılaştırma yapılmalı; uyuşmazlık varsa gecikmeden yazılı ve ispatlanabilir bir itiraz kurgulanmalıdır. Süre hesabında “iş günü” varsayımıyla hareket etmek, uygulamada sık rastlanan bir hatadır.

Faturaya itiraz mutlaka noter veya KEP ile mi yapılmalıdır?

Faturaya itirazın mutlaka tek bir yöntemle yapılacağına dair katı bir kuraldan söz edilmez; esas mesele, itirazın süresi içinde yapıldığının ve muhataba yöneltildiğinin ispatıdır. Noter, KEP ve iadeli taahhütlü mektup gibi yollar, bu ispatı güçlendirir. Buna karşılık yalnızca sözlü itiraz veya teyitsiz e-posta, uyuşmazlık çıktığında “ulaşmadı” savunmasıyla karşılaşabilir. Bu nedenle işletmeler açısından güvenli yöntem tercih etmek, ileride doğabilecek ispat krizini önler.

Faturaya itiraz edilmezse faturadaki her kayıt kabul edilmiş sayılır mı?

İtiraz edilmemesi, her kaydın sınırsız biçimde kabulü anlamına gelmez. Kabul varsayımı, çoğu durumda sözleşmenin ifası kapsamında faturada yer alması olağan sayılan unsurlarla sınırlı değerlendirilir. Sözleşmede yer almayan ve sonradan eklenmiş hükümlerin sırf faturada yazdığı için bağlayıcı olduğu sonucuna otomatik biçimde gidilmesi, her somut olayda isabetli değildir. Bu nedenle faturaya sessiz kalınsa bile, uyuşmazlık çıktığında sözleşme, teslim belgeleri ve ticari defterlerle birlikte bütüncül değerlendirme yapılır.

E-faturada “ret” butonu yoksa yine de itiraz edilebilir mi?

E-fatura türüne göre sistemsel akış değişse de, alıcının hukuki itiraz imkanının tamamen ortadan kalktığı söylenemez. Sistem üzerinde ret mekanizması bulunmayan senaryolarda, harici yöntemlerle itiraz edilerek ispatlanabilir bir kayıt oluşturulabilir. Burada kritik olan, şirket içi sürecin hızlı işlemesi ve faturanın incelenmesidir. E-fatura operasyonunun sadece muhasebede kalması ve hukuki değerlendirmeye geç iletilmesi, süre kaçırma riskini artırır; bu nedenle iç prosedürlerin önceden kurulması gerekir.

Hukuki Denetim
Fatih Tahancı Denetlenme Tarihi:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir