Hukukta Tanık Gösterme Nedir?
Tanık gösterme, bir davada tarafların iddia veya savunmalarını güçlendirmek amacıyla, olay hakkında bilgi sahibi kişileri mahkemede dinletme taleplerini ifade eder. Ceza ve hukuk yargılamasında, maddi gerçeğe ulaşmanın en önemli araçlarından biri tanık beyanlarıdır. Bu nedenle tarafların tanık göstermesi, delil sunma hakkının bir parçası olarak kabul edilmektedir.
Tanık, yaşanan bir olayla ilgili beş duyusu ile edindiği bilgileri mahkeme huzurunda aktaran kişidir. Kollukta (polis, jandarma gibi) verilen ifadeler, doğrudan “tanık beyanı” sayılmaz. Çünkü tanıklık, yalnızca hâkim veya mahkeme önünde gerçekleşen ve tarafların sorgulama hakkını kullanabildiği anlatımlardır.
Tanık gösterme kurumu, hem adil yargılanma hakkı hem de silahların eşitliği ilkesi bakımından büyük önem taşır. Tarafların kendi lehine tanık gösterebilmesi, davada savunma hakkının etkin kullanımını sağlar.
Tanıklık Nedir?
Tanıklık, bir kimsenin geçmişte yaşanan bir olaya ilişkin duyularıyla edindiği bilgileri ve gözlemlerini mahkeme huzurunda aktarmasıdır. Ceza muhakemesi bakımından, kolluk kuvvetleri veya savcılık önünde alınan ifadeler tanıklık beyanı sayılmaz. Çünkü tanıklığın delil değeri, ancak hâkim veya mahkeme önünde serbest iradeyle verilen anlatımlarla ortaya çıkar.
Yargıtay’ın kararlarında da vurgulandığı üzere, tanık beyanı yalnızca mahkeme huzurunda yapılmış ifadeleri kapsar. Bu nedenle, kollukta alınan sözlü veya yazılı anlatımlar, tanık beyanı yerine sadece bilgi notu niteliği taşır. Tanıklığın temel amacı, yargılamada maddi gerçeğe ulaşılmasına katkı sağlamaktır.
Tanık, mahkeme huzurunda dinlenirken olayı bizzat algıladığı şekliyle anlatmalı; duyum, yorum veya tahminlere yer vermemelidir. Bu yönüyle tanıklık, yargılamada en önemli doğrudan delil kaynaklarından biri olarak kabul edilmektedir.
Tanıklık İle İlgili Bazı Özellikler
Tanıklık, ceza muhakemesinde kamu yararı gereği yerine getirilen bir ödev niteliğindedir. Bu nedenle tanık, davet edildiğinde mahkeme önüne gelmek ve bildiklerini aktarmakla yükümlüdür.
- Sanık tanık olamaz. Kendi davasında sanığın tanık sıfatıyla dinlenmesi mümkün değildir. Ancak beraat eden bir sanık, aynı dosyadaki diğer sanıklar hakkında tanıklık yapabilir.
- Mağdur tanık olabilir. Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre mağdur, yemin hariç tanıklığa ilişkin hükümlere tabi olarak tanık sıfatıyla dinlenebilir.
- Müdafinin tanıklığı. Sanığın müdafiinin tanıklık yapmasına engel açık bir hüküm bulunmamaktadır.
- Tanıklık için yaş veya ehliyet şartı yoktur. Önemli olan, tanığın olayı algılayabilme ve aktarabilme yeteneğidir. Bu nedenle çocuklar veya akıl hastaları da tanık olarak dinlenebilir; ancak beyanlarının değeri hâkim tarafından değerlendirilir.
- Çelişkili beyanların giderilmesi. Tanık ifadeleri arasında farklılıklar olabilir. Çelişkiler öncelikle yüzleştirme yoluyla giderilmeye çalışılır. Giderilemediği takdirde, hangi beyanın neden üstün tutulduğu mahkeme kararında açıklanmalıdır.
- Avukatların soru sorma hakkı vardır. CMK m. 201 gereğince avukatlar, tanıklara doğrudan soru yöneltebilir.
Bu özellikler, tanıklığın yalnızca tarafların iddialarını desteklemek için değil, aynı zamanda maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için ne kadar önemli bir kurum olduğunu göstermektedir.
Tanıkların Çağrılması (CMK m.43)
Tanıklar kural olarak çağrı kâğıdı ile duruşmaya davet edilir. Çağrı kâğıdında tanığın gelmemesi halinde karşılaşacağı sonuçlar açıkça belirtilir. Ayrıca çağrı işlemi; telefon, telgraf, faks veya elektronik posta gibi iletişim araçlarıyla da yapılabilir. Ancak bu yöntemlerle yapılan çağrılarda, çağrı kâğıdına bağlanan hukuki sonuçlar uygulanmaz.
Tutuklu dosyalarda, mahkeme doğrudan zorla getirme kararı verebilir. Bu durumda karar gerekçesinde zorla getirme nedenleri belirtilir ve çağrı kâğıdıyla gelen tanıklara uygulanan işlemler bu tanıklar için de geçerli olur.
Mahkeme, duruşmanın devamı sırasında önemli gördüğü tanıkların belirlenen gün ve saatte hazır bulundurulmasını görevlilere yazılı olarak emredebilir. Cumhurbaşkanı ise kendi takdiriyle tanıklıktan çekinebilir; tanıklık yapmak isterse ifadesi konutunda alınabilir veya yazılı beyan gönderebilir.
Tanıklıktan Çekinme (CMK m.45)
Kanun, bazı kişilere tanıklıktan çekinme hakkı tanımıştır. Bu kişiler, sanıkla olan yakınlıkları nedeniyle mahkeme huzurunda tanıklık yapmaya zorlanamazlar.
Tanıklıktan çekinebilecek olanlar şunlardır:
- Sanığın nişanlısı,
- Sanığın eşi (evlilik sona ermiş olsa bile),
- Sanığın üstsoyu veya altsoyu,
- Üçüncü derece dahil kan hısımları ve ikinci derece dahil kayın hısımları,
- Sanıkla arasında evlatlık bağı bulunanlar.
Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle çekinme hakkının önemini anlayamayacak durumda olanlar, ancak kanuni temsilcilerinin rızasıyla tanık olarak dinlenebilirler. Fakat kanuni temsilci sanık veya şüpheli ise bu konuda karar veremez.
Bu kimselere, dinlenmeden önce tanıklıktan çekinme hakları mutlaka hatırlatılmalıdır. Eğer bu hak hatırlatılmadan dinlenirlerse, verdikleri ifadeler delil olarak kabul edilemez.
Meslek ve Uğraşları Sebebiyle Çekinme (CMK m.46)
Bazı meslek grupları, görevleri gereği öğrendikleri bilgileri açıklamama hakkına sahiptir. Bu kişiler için tanıklıktan çekinme hakkı, mesleki sırların korunması amacıyla düzenlenmiştir.
Çekinme hakkına sahip olanlar şunlardır:
- Avukatlar, stajyerleri ve yardımcıları, bu sıfatları nedeniyle öğrendikleri bilgileri açıklamaktan çekinebilir.
- Hekimler, diş hekimleri, eczacılar, ebeler ve sağlık çalışanları, hastaları ve yakınları hakkında edindikleri bilgileri tanıklıkta açıklamaktan kaçınabilir.
- Mali müşavirler ve noterler, hizmet verdikleri kişilerle ilgili bilgileri açıklamama hakkına sahiptir.
- Süreli yayın sahipleri, sorumlu müdürler ve gazeteciler, haber kaynaklarını açıklamaya ve bu konuda tanıklık yapmaya zorlanamaz (Basın Kanunu m.12).
Ancak, avukatların tanıklıktan çekinme hakkı mutlak iken, diğer meslek mensupları ilgilinin rızası varsa bu haklarını kullanamazlar.
Tanıklıktan Çekinme Sebebinin Bildirilmesi (CMK m.49)
Tanıklıktan çekinme hakkını kullanan kişiler, bu hakka dayanak oluşturan olguları bildirmekle yükümlüdür. Mahkeme başkanı, hâkim veya Cumhuriyet savcısı gerekli gördüğünde tanıktan bu sebebi açıklamasını ister.
Gerekirse, tanıklıktan çekinme sebebini doğrulamak amacıyla tanığa yemin de verdirilebilir. Ancak sanık veya katılan tarafların, tanığın çekinme sebebini açıklamasını doğrudan talep etme hakları yoktur.
Bu düzenleme ile, tanıklıktan çekinme hakkının keyfi şekilde kullanılmasının önüne geçilmesi ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesi amaçlanmıştır.
Kendisi veya Yakınları Aleyhine Tanıklıktan Çekinme (CMK m.48)
Tanık, kendisini veya kanunda belirtilen yakınlarını ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikteki sorulara cevap vermekten çekinebilir. Bu hak, tanığa mutlaka önceden hatırlatılmalıdır.
Amaç, tanığın kendisini veya yakınlarını korumak için yalan beyanda bulunmasının önüne geçmektir. Dolayısıyla tanık, mahkeme huzurunda ifade verirken yalnızca bu tür sorulardan kaçınabilir; diğer hususlarda çekinme hakkı bulunmaz.
Tanığa bu hakkı hatırlatılmadan sorulan sorulara verilen cevaplar, hukuka aykırı elde edilmiş delil sayılır ve hükme esas alınamaz. Bu nedenle mahkeme, tanıklık sürecinde CMK m.48’de öngörülen uyarıyı yapma yükümlülüğü altındadır.
Tanıklıkta Yemin, Tanığın Yemini (CMK m.50-51-54-55-56)
Tanıkların beyanlarının güvenilirliği açısından yemin uygulaması büyük önem taşır. Kanuna göre tanıklar, dinlenmeden önce doğruyu söyleyeceklerine dair yemin ederler. Ancak bazı hallerde tanıklar yeminsiz dinlenir.
Yeminsiz dinlenecekler şunlardır:
- On beş yaşını doldurmamış olanlar,
- Yeminin anlamını kavrayamayacak durumda olanlar,
- Soruşturma konusu suça iştirak edenler veya bu suçlardan dolayı şüpheli, sanık ya da hükümlü olanlar.
Tanığın yemini, “Bildiğimi dosdoğru söyleyeceğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim” şeklinde yapılır. Yemin sırasında herkes ayağa kalkar, tanık yüksek sesle bu cümleyi tekrar eder.
Yemin, tanığın doğruyu söyleme yükümlülüğünü pekiştirir ve beyanın delil değeri üzerinde doğrudan etkili olur. Yemin verilmesi gerekirken verilmeden dinlenen bir tanığın ifadesi, usule aykırılık oluşturur ve hükme esas alınamaz.
Tanığa Görevinin Önemini Anlatma (CMK m.53)
Tanığın dinlenmesine başlanmadan önce, kendisine tanıklık görevinin önemi açıklanmalıdır. Hâkim veya mahkeme başkanı, tanığa şu hususları hatırlatır:
- Gerçeği söylemesinin dava açısından taşıdığı önem,
- Yalan beyanda bulunması halinde yalan tanıklık suçu nedeniyle cezalandırılacağı,
- Doğruyu söyleyeceği konusunda yemin edeceği,
- Mahkeme izni olmadan duruşma salonunu terk edemeyeceği.
Yargıtay uygulamalarına göre, bu uyarılar tutanağa geçirilmelidir. Özellikle davanın sonucunun yalnızca tanık beyanına dayandığı durumlarda, tanıklık görevinin önemi ayrıca vurgulanmalıdır. Bu düzenleme, hem adaletin doğru tecellisi hem de tanığın sorumluluk bilinciyle hareket etmesi için zorunludur.
Tanıkların Dinlenmesi (CMK m.52)
Tanıklar, kural olarak mahkeme huzurunda ve ayrı ayrı dinlenir. Her tanığın beyanı alınırken diğer tanıkların salonda bulunmasına izin verilmez. Bu yöntem, ifadelerin birbirinden etkilenmesini önlemek amacıyla uygulanır.
Ceza muhakemesinde doğrudanlık ve yüzyüzelik ilkesi gereği, tanığın beyanı mutlaka hâkim önünde alınmalıdır. Tanığın gaip olması, adresinin bilinmemesi veya vefatı gibi zorunlu durumlar dışında, daha önce alınmış ifadelerin okunması dinlenmenin yerini tutmaz.
Tanığın dinlenmesi sırasında ses ve görüntü kaydı yapılabilir. Özellikle mağdur çocukların ifadeleri ile duruşmaya getirilemeyen ancak beyanı zorunlu olan kişilerin ifadeleri kayda alınmak zorundadır.
Tanığın sözleri kesilmeden dinlenmeli, bundan sonra gerekli sorular yöneltilmelidir. Eğer tanık bir hususu hatırlayamadığını belirtirse, yalnızca hafızasını canlandırmaya yarayacak ölçüde önceki beyanı okunabilir. Mahkeme, önceki beyanla duruşmadaki ifade arasında çelişki varsa bu çelişkiyi gidermeye çalışır ve hangi beyanın üstün tutulduğunu gerekçesiyle açıklar.
Hazır Edilen Savunma ve İddia Tanığının Mahkemece Dinlenmesi Zorunluluğu
Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre, sanık veya katılan tarafın gösterdiği tanık ya da uzman kişinin mahkemede dinlenmesi esastır. Mahkeme, tarafın talebini reddetse bile ilgili kişi duruşmaya getirildiğinde tanık olarak dinlenmek zorundadır (CMK m.178).
Bu kural, adil yargılanma hakkı ve silahların eşitliği ilkesi açısından önemlidir. Tarafların, iddialarını desteklemek veya savunmalarını güçlendirmek amacıyla tanık dinletme hakkı vardır. Mahkeme, bu tanıkları dinlemeden hüküm kurarsa, karar eksik inceleme nedeniyle hukuka aykırı hale gelir.
Ancak Yargıtay uygulamalarına göre, bazı hallerde tanığın dinlenmemesi dosyanın esasına etkili görülmeyebilir. Buna rağmen, esaslı delil niteliğindeki tanıkların mutlaka dinlenmesi gerekir.
Devlet Sırrı Niteliğindeki Bilgilerle İlgili Tanıklık (CMK m.47)
Bir suç olgusuna ilişkin bilgi ve belgeler, kural olarak devlet sırrı gerekçesiyle tamamen gizli tutulamaz. Ancak açıklanması, devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına veya milli güvenliğine zarar verecek nitelikteyse bu bilgiler devlet sırrı kabul edilir.
Bu durumda tanık, yalnızca hâkim veya mahkeme heyeti tarafından, zabıt kâtibi dahi olmadan dinlenebilir. Tanığın açıklamalarından yalnızca suçun aydınlatılmasına katkı sağlayacak kısımlar tutanağa geçirilir.
Tanıklıktan Çekinme Hakkı Bulunanların Dinlenmesi (CMK m.52)
Tanıklıktan çekinme hakkı olan kişiler, bu haklarını kullanmaktan vazgeçtikleri takdirde tanık olarak dinlenebilirler. Ancak bu durumda, kendilerine çekinme hakları hatırlatılmalı ve beyanlarının geçerliliği için bu husus tutanağa geçirilmelidir.
Tanıklıktan çekinme hakkına sahip bir kişi, mahkeme huzurunda serbest iradesiyle ifade vermeyi kabul ederse, beyanı diğer tanık ifadeleri gibi değerlendirilir. Fakat bu kişiye haklarının hatırlatılmadan alınan ifadeler hukuka aykırı delil sayılır ve hükme esas alınamaz.
Bu düzenleme, hem bireyin yakınlarını koruma hakkını güvence altına almakta hem de tanıklığın adil yargılanmaya katkısını sağlamaktadır.
Çekinme Sebebinin Kalkması (CMK m.57)
Tanıklıktan çekinmeye imkân veren sebep ortadan kalktığında, kişi artık bu hakkı kullanamaz. Örneğin sanıkla evli olduğu için tanıklıktan çekinen bir kişi, boşanma gerçekleştiğinde artık tanıklık yapmakla yükümlüdür. Aynı şekilde kayın hısımlığı sona erdiğinde de çekinme hakkı düşer.
Bu düzenleme, tanıklık kurumunun sübjektif tercihlerle sınırlandırılmasını önlemek ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini temin etmek amacıyla getirilmiştir.
Tanığın Dinlenmesinde Usul (CMK m.58)
Tanıklar tek tek dinlenir, birbirlerinin beyanlarından etkilenmemeleri için aynı anda salonda bulundurulmazlar. Gerekli görüldüğünde tanıkların beyanları arasındaki çelişkiler yüzleştirme yoluyla giderilir.
Tanık, dinlenmeden önce kimlik bilgilerini açıklar. Ardından yemin ettirilir ve olayla ilgili bilgilerini anlatır. Beyan sırasında tanığın sözünün kesilmemesi esastır.
Tanığın beyanı, taraflar ve müdafiler tarafından yöneltilen sorularla genişletilebilir. Ancak bu sorular hâkim aracılığıyla veya doğrudan sorulabilir. Çocuk tanıkların dinlenmesinde, özellikle mağdur çocukların korunması amacıyla duruşma salonunda hazır bulunmaları yerine uzman eşliğinde özel yöntemlerle ifade alınabilir.
Tanıkların Korunması (CMK m.58/2-3)
Bazı durumlarda tanığın güvenliği tehlikeye düşebilir. Bu hallerde, tanığın kimliğinin gizlenmesi veya görüntüsünün değiştirilerek ifadesinin alınması mümkündür.
Özellikle örgütlü suçlarda, tanığın kimliğinin gizlenmesi usulüne başvurulur. Böylece tanığın can güvenliği ve yakınlarının korunması sağlanır. Bu tedbir, yalnızca istisnai hallerde ve mahkeme kararıyla uygulanır.
Tanığın Yemini (CMK m.54-55-56)
Tanık, anlatacaklarını doğru ve eksiksiz söyleyeceğine dair yemin eder. Yemin, “Bildiğimi dosdoğru söyleyeceğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim” şeklindedir.
On beş yaşını doldurmamış olanlar, yeminin anlamını kavrayamayacak durumda bulunanlar ve soruşturma konusu suça iştirak edenler yeminsiz dinlenir.
Yemin ettirilmeyen tanığın ifadesi usule aykırıdır ve hükme esas alınamaz. Bu nedenle tanığın yemini, beyanın delil niteliği açısından zorunlu bir unsurdur.
Tanıklıkta Yasak Soru (CMK m.52/2)
Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre tanıklık sırasında tanığa yöneltilecek soruların belirli sınırlar içinde kalması gerekir. Bu bağlamda, tanığa kişilik haklarını ihlal edecek, onu küçük düşürecek veya ahlaki değerlerini zedeleyecek sorular sorulamaz. Ayrıca tanık, kendisini veya yakınlarını suçlayıcı nitelikteki sorulara cevap vermeye zorlanamaz.
Bu düzenleme ile, tanıklık görevini yerine getiren kişinin onur ve haysiyetinin korunması amaçlanmıştır. Tanığın aşağılayıcı veya özel hayatına müdahale edici sorularla karşılaşması, hem tanıklığın güvenilirliğini hem de adil yargılanma hakkını zedeler. Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere, tanığa yöneltilecek sorular mutlaka davanın konusuyla ilgili olmalı ve ispat amacı taşımalıdır.
Hâkim, taraflarca yöneltilen soruları kontrol etme yetkisine sahiptir. Eğer bir soru, yasağa aykırı ise hâkim bu sorunun yöneltilmesini engeller. Böylece yargılama sürecinde hem tanığın hakları korunur hem de delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi sağlanır.
Tanıklık Ücreti ve Giderler (CMK m.61)
Tanıklık bir vatandaşlık ödevi olmakla birlikte, bu görevi yerine getiren kişilerin mağdur edilmemesi için kanun koyucu ücret ve giderlerin karşılanmasını düzenlemiştir.
Tanığın duruşmaya gelmesi için yaptığı yol giderleri, konaklama masrafları ve işinden geri kalması nedeniyle uğradığı ekonomik kayıplar, devlet tarafından karşılanır. Bu ödemeler, tanığın görevini yerine getirirken herhangi bir zarara uğramamasını güvence altına alır.
Tanıklık ücretinin ödenmesi, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için de önemlidir. Çünkü aksi halde, özellikle uzak yerlerden çağrılan tanıkların mağduriyet yaşaması, gerçeğin ortaya çıkarılmasını engelleyebilir. Bu nedenle mahkemeler, tanıklık yapan kişilere gerekli ödemeleri yaparak onların yargılamaya katkısını güvence altına almakla yükümlüdür.
Yeminli Tanığın Sorumluluğu (TCK m.272 vd.)
Tanık, mahkeme huzurunda yemin ettikten sonra gerçeği söylemekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğe aykırı davranarak gerçeğe aykırı beyanda bulunan tanık hakkında, Türk Ceza Kanunu’nun 272 ve devamı maddeleri uyarınca yalan tanıklık suçu oluşur.
Yalan tanıklığın yaptırımı hapis cezasıdır. Verilecek ceza, beyanın niteliğine ve davanın sonucuna etkisine göre değişiklik gösterebilir. Eğer tanığın gerçeğe aykırı beyanı davanın sonucunu doğrudan etkileyebilecek nitelikteyse, ceza daha ağır olur.
Bu düzenleme, tanıklığın adaletin doğru tecellisi açısından taşıdığı önemin altını çizer. Çünkü tanık, mahkemenin maddi gerçeğe ulaşmasında kritik bir role sahiptir. Yalan beyanda bulunması, yalnızca tarafların değil, toplumun adalet duygusunu da zedeleyecektir.
Avukat Fatih Tahancı, 2015 yılında Hukuk Fakültesini tam burslu, onur öğrencisi olarak Ankara’da tamamlamıştır. Avukatlık stajını Ankara Barosu nezdinde; ceza hukuku, sigorta hukuku, tazminat hukuku, iş hukuku, icra hukuku ve idare hukuku konularına odaklanmış çeşitli avukatlık bürolarında staj yaparak tamamlamıştır. Avukat Fatih Tahancı Çankaya/Ankara’da bulunan Tahancı Hukuk Bürosu’nda avukatlık faaliyeti göstermektedir.
Merhabalar avukat bey bir sorum olacaktı sizlere. Tanık davetiyesi adrese tebliğ edilmemesi halinde tanıklık yapma zorunluluğu yine olur mu?