Tereke Nedir?
Tereke nedir? sorusu, bir yakınını kaybeden mirasçıların çoğu zaman ilk günlerde karşılaştığı en kritik başlıklardan biridir. Çünkü miras hukuku, yalnızca “kalan malların paylaşımı” değildir; murisin (miras bırakanın) geride bıraktığı haklar, alacaklar ve borçlar da aynı bütünün içindedir. Uygulamada en sık yaşanan sorun, terekenin yalnızca taşınmazlar veya banka parası gibi görülmesi; borçların ve hukuki yükümlülüklerin ise sonradan “sürpriz” şekilde ortaya çıkmasıdır. Bu yazıda, terekenin kapsamını, hukuki dayanaklarını, terekenin tespiti süreçlerini, temsilci atanmasını, resmi defter işlemlerini, paylaşım ve tasfiye yollarını, ayrıca mirasın reddi gibi risk yönetimi araçlarını; pratikte sık yapılan hatalara da değinerek ele alıyorum.
Tereke Nedir?
Tereke, murisin ölümü veya gaipliğine (hukuken kayıp sayılma haline) karar verilmesiyle birlikte geride bıraktığı tüm malvarlığı değerlerinin, haklarının ve borçlarının tek bir “bütün” halinde ifade edilmesidir. Bu bütün, sadece ev, arsa, araç, para gibi maddi unsurlardan ibaret değildir. Murisin üçüncü kişilerden olan alacakları, devam eden sözleşmelerden doğan hakları, fikri hakları (örneğin eser üzerindeki haklar) ve buna karşılık banka kredisi, vergi borcu, kefalet gibi yükümlülükleri de terekenin parçasıdır.
Tereke kavramını doğru anlamak, mirasçıların hak kaybı yaşamaması açısından temel bir adımdır. Çünkü miras, kural olarak murisin ölümüyle birlikte mirasçılara kendiliğinden geçer; mirasçının ayrıca “kabul ediyorum” demesi gerekmez. Bu durum, mirasçı açısından avantajlı gibi görünse de, borçların da aynı anda geçmesi nedeniyle ciddi risk doğurabilir. Bu nedenle tereke değerlendirilirken “aktif” ve “pasif” kalemlerin birlikte görülmesi gerekir.
Uygulamada sık yapılan hata, terekeyi yalnızca görünen mallar üzerinden ele almak ve borç araştırmasını geciktirmektir. Oysa borçlar, kimi dosyalarda paylaşım aşamasına gelindiğinde ortaya çıkar ve mirasçıların kişisel malvarlığını etkileyebilecek sonuçlar doğurur. Bu sebeple tereke, ilk andan itibaren sistematik biçimde incelenmesi gereken bir hukuk konusudur.
Terekenin Hukuki Dayanağı Nedir?
Terekenin hukuki çerçevesi, Türk Medeni Kanunu içinde yer alan miras hükümleriyle çizilmiştir. Kanun, mirasın açılma anından başlayarak mirasın kazanılmasına, mirasçıların sorumluluklarına, terekenin korunmasına ve paylaşım süreçlerine kadar birçok başlığı düzenler. Bu çerçeve, terekenin “kendiliğinden” mirasçılara geçmesi ilkesini kabul ederken, mirasçıların terekeyi yönetme ve borçlara ilişkin sorumluluklarının hangi sınırlar içinde olduğu konusunu da belirler.
Hukuki dayanak açısından pratikte önem kazanan nokta şudur: Mirasçılar, terekeyi bir bütün olarak kazanır; bu yüzden “sadece malları alıp borçları almama” gibi bir seçenek kural olarak yoktur. Riskin yönetimi, çoğu zaman mirasın reddi (reddi miras) gibi hukuki mekanizmalarla sağlanır. Ayrıca terekenin korunması için mahkemenin devreye girerek koruyucu tedbirler alması, örneğin terekeye temsilci atanması veya resmi defter tutulması gibi araçlar da bu yasal çerçeve içinde değerlendirilir.
Uygulamada sık yapılan hata, “veraset ilamı (mirasçılık belgesi)” alınmasının her şeyi çözdüğü düşüncesidir. Veraset ilamı, mirasçı sıfatını ispatlayan önemli bir belgedir; ancak terekenin kapsamını otomatik olarak ortaya koymaz. Bu nedenle, hukuki dayanakların tanıdığı tespit ve koruma yolları doğru zamanda işletilmelidir.
Terekede Yer Alan Varlıklar Nelerdir?
Terekede yer alan unsurlar, genel olarak aktifler (malvarlığı ve haklar) ve pasifler (borçlar ve yükümlülükler) şeklinde ele alınır. Aktifler içinde taşınmazlar (ev, arsa, tarla gibi), taşınırlar (araç, ziynet, değerli eşya gibi), bankadaki mevduat ve katılım fonları, üçüncü kişilerden olan alacaklar, şirket payları ve fikri haklar bulunabilir. Murisin taraf olduğu kira sözleşmeleri, devam eden alacak ilişkileri veya bazı lisans/telif gelirleri de terekeye dahil olabilecek niteliktedir.
Pasifler ise kredi borçları, vergi ve SGK borçları, ticari borçlar, kefalet yükümlülükleri ve benzeri mali sorumluluklardır. Terekedeki varlıkların tespiti yapılırken, yalnızca “kayıtlı mallar” değil, fiilen mevcut fakat kayda yansımamış değerler de dikkate alınmalıdır. Örneğin ev içinde bulunan değerli eşyalar veya murisin elinde bulunan bazı belgeler (senet, çek gibi) uygulamada ihtilaf doğurabilmektedir.
Aşağıdaki tablo, tereke kalemlerini pratik bir sınıflandırma ile göstermektedir:
| Başlık | Örnek Kalemler | Uygulamada Risk |
|---|---|---|
| Aktifler | Taşınmaz, araç, banka hesabı, alacak, şirket payı, telif hakkı | Eksik beyan; mirasçılar arasında paylaşım uyuşmazlığı |
| Pasifler | Kredi, vergi, kefalet, icra takibi, ticari borç | Borçların geç fark edilmesi; reddi miras sürecinin kaçırılması |
En sık yapılan hata, aktiflerin görünür olması nedeniyle “pozitif” bir tablo varsaymak ve pasifleri araştırmadan paylaşım adımına geçmektir. Sağlıklı yöntem, varlık ve borç araştırmasını birlikte yürütmek; gerektiğinde tespit süreçlerine başvurmaktır.
Terekede Borçlar ve Yükümlülükler
Terekenin en kritik yönü, içinde borç ve yükümlülüklerin de bulunmasıdır. Miras, bir bütün olarak geçtiği için mirasçılar, mirası kabul ettiklerinde borçlar bakımından da sorumluluk üstlenir. Burada uygulamada en çok karıştırılan konu, sorumluluğun “miras payı kadar” olduğu düşüncesidir. Oysa belirli hallerde mirasçılar, alacaklıya karşı müteselsil (birlikte ve ayrı ayrı) sorumlu olabilir. Müteselsil sorumlulukta alacaklı, borcun tamamını mirasçılardan herhangi birinden talep edebilir; borcun tamamını ödeyen mirasçının diğer mirasçılara rücu (geri dönüp payları oranında isteme) hakkı gündeme gelir.
Bu sistemin pratik sonucu şudur: Terekede yüksek bir borç yükü varsa, mirasçıların “kim ne kadar ödeyecek” tartışmasına girmeden önce borcun tamamı için riskin farkında olması gerekir. İcra takipleri, bankaların alacak talepleri veya kamu borçları, mirasçılardan birine yöneltildiğinde hızlı hareket edilmezse haciz gibi sonuçlar doğabilir.
Uygulamada sık yapılan hata, borçların “zamanla kapanacağı” veya “mallar satılınca ödeneceği” düşüncesiyle beklemektir. Bu bekleme, bazı dosyalarda mirasın reddi imkanını zayıflatabilir veya mirasçının fiili davranışlarının mirası kabul anlamına yorumlanması tartışmalarını doğurabilir. Bu nedenle, borç tablosu netleşmeden taşınmaz satışı, şirket payı devri gibi işlemlerde acele edilmemelidir.
Tereke Nasıl Tespit Edilir?
Terekenin tespiti, murise ait malvarlığı unsurlarının ve borçların resmi biçimde belirlenmesi sürecidir. Bu tespit, mirasçılar arasında sağlıklı bir paylaşım yapılabilmesi ve borç riskinin yönetilebilmesi için çoğu zaman zorunlu hale gelir. Uygulamada “terekeyi biliyoruz” denilerek tespit adımı atlanır; ancak sonradan ortaya çıkan bir banka hesabı, icra dosyası veya üçüncü kişiden alacak, paylaşım dengelerini tamamen değiştirebilir.
Tespit sürecinde mirasçıların beyanları önemlidir; fakat tek başına yeterli değildir. Tapu kayıtları, araç kayıtları, banka ve finans kuruluşlarından alınabilecek bilgiler, şirket payları ve ticari kayıtlar, terekenin aktifleri açısından kritik kaynaklardır. Pasifler bakımından ise bankalara, kamu kurumlarına ve icra dosyalarına ilişkin araştırma yapılması gerekir. Bazı hallerde mahkeme, gerekli gördüğünde bilirkişi incelemesi veya keşif gibi delil yöntemlerine de başvurabilir.
Terekenin tespiti davası (veya tespit işlemleri), çoğu zaman “delil tespiti” niteliği taşır; yani asıl amaç, uyuşmazlık büyümeden önce varlıkların kayıt altına alınmasıdır. Pratikte bunun en büyük faydası, mirasçılar arasında “mal kaçırma” veya “eşya kayboldu” gibi iddiaların azaltılmasıdır. Tespitin erken yapılması, ileride açılabilecek paylaşım veya iptal davalarında ispat kolaylığı sağlar.
Tereke Tespit Davası Nedir ve Nasıl Açılır?
Tereke tespit davası, murisin aktif ve pasif malvarlığının mahkeme eliyle belirlenmesini amaçlayan bir süreçtir. Uygulamada bu dava, mirasçıların tamamı tarafından açılabileceği gibi, tek bir mirasçı tarafından da başlatılabilir. Yetkili mahkeme çoğunlukla murisin son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesi olarak karşımıza çıkar. Dava, terekenin “paylaştırılması” için değil; paylaşımın ve diğer miras işlemlerinin sağlıklı yürütülmesi için tespit yapılması amacıyla açılır.
Davada temel yaklaşım, murise ait malların ve borçların olabildiğince eksiksiz belirlenmesidir. Bu nedenle dilekçede bilinen taşınmazlar, taşınırlar, bankalar, şirket bağlantıları ve olası borç kalemleri açıkça işaret edilmelidir. Mahkeme, gerekli araştırmaları kurumlar üzerinden yapabilir; bazı hallerde ilan yoluna gidilmesi veya üçüncü kişilerden bilgi toplanması da gündeme gelebilir. Tespit, ileride yapılacak paylaşımın temelini oluşturduğu için, eksik bilgiyle hareket etmek ciddi sorun doğurur.
Uygulamada sık yapılan hata, tereke tespit davasını “paylaşım davası” gibi konumlandırmak ve sonuçta doğrudan tapu devri veya para bölüşümü beklemektir. Bu yanlış beklenti, süreç yönetimini bozar. Doğru yaklaşım, tespiti bir “altyapı” işi gibi görmek; ardından mirasçılar anlaşırsa anlaşmalı paylaşım, anlaşamazsa ortaklığın giderilmesi gibi yolları değerlendirmektir.
Tereke Tespiti Davası Ne Kadar Sürer?
Tereke tespiti davasının süresi, dosyanın kapsamına göre değişir; tek bir “standart süre” söylemek çoğu zaman mümkün değildir. Süreyi etkileyen temel unsurlar arasında mahkemenin iş yoğunluğu, terekenin farklı yerlerde dağılmış olması, bankalar ve kurumlarla yapılacak yazışmaların sayısı, bilirkişi/keşif ihtiyacı ve taraflar arasında çıkan itirazlar yer alır. Özellikle taşınmazların birden fazla ilçede bulunması, şirket paylarının ve ticari ilişkilerin varlığı veya yurt dışı bağlantılı malvarlığı iddiaları, dosyanın teknik yükünü artırabilir.
Pratikte süreci uzatan en büyük hata, mirasçıların davaya hazırlıksız başlamasıdır. Hangi bankalarda hesap olabileceği, hangi taşınmazların bulunduğu, araç veya şirket kaydı ihtimali gibi başlıklar ön araştırma yapılmadan sunulduğunda, mahkemenin yazışma trafiği artar ve tespit “parça parça” ilerler. Ayrıca mirasçılar arasında uyuşmazlık varsa, her ara karar sonrası itirazlar ve ek talepler dosyayı genişletebilir.
Başka bir yaygın problem, tespit süreci devam ederken tereke malları üzerinde fiili tasarruflar yapılmasıdır. Bu durum hem ispatı zorlaştırır hem de güven ilişkisini zedeler. Tespit süresi açısından daha sağlıklı bir yol, ilk aşamada olabildiğince kapsamlı bir liste ile mahkemeye başvurmak; gerekiyorsa terekenin korunması için temsilci atanması veya defter tutulması gibi tedbirleri erken talep etmektir.
Tereke Temsilcisi Atanması
Mirasçı sayısının fazla olduğu veya mirasçılar arasında anlaşmazlığın yoğunlaştığı dosyalarda, terekenin yönetimi pratikte kilitlenebilir. Çünkü paylaşım yapılana kadar tereke, çoğu zaman mirasçılar arasında elbirliği mülkiyeti (paylı olmayan ortaklık) niteliği taşır. Bu yapıda bazı işlemlerin yapılabilmesi için mirasçıların birlikte hareket etmesi gerekir. Bir mirasçının tek başına taşınmazı satması, kira sözleşmesini tek başına değiştirmesi veya bankadan para çekmesi çoğu zaman mümkün olmaz; ya da sonradan hukuki ihtilaf çıkar.
Bu noktada mahkeme, şartları oluştuğunda terekeye temsilci atayabilir. Temsilci; tereke mallarını korumak, gerekli idari işlemleri yürütmek, borçların ödenmesi ve terekenin düzenli yönetimi gibi fonksiyonlar üstlenir. Temsilcinin varlığı, “kimin ne yapacağı belli değil” durumunu ortadan kaldırarak, özellikle taşınmazların boş kalması, kira gelirinin toplanamaması veya malların değer kaybetmesi gibi zararları önleyebilir.
Uygulamada sık yapılan hata, temsilci atanmasını “mirasçının yetkilerinin elinden alınması” gibi algılamaktır. Oysa amaç, mirasçılar arası gerilimi büyütmek değil, terekenin korunmasını sağlamaktır. Özellikle borç baskısı olan dosyalarda, temsilci aracılığıyla kontrollü ödeme planı ve kayıtlı yönetim yürütmek, hem alacaklılarla ilişkileri hem de mirasçıların birbirine karşı iddialarını daha yönetilebilir hale getirir.
Tereke Defteri Nedir? Terekenin Resmi Deftere Kaydı
Tereke defteri, murisin malvarlığının ve borçlarının resmi şekilde kayda geçirilmesi işlemidir. Amaç, terekenin unsurlarını somutlaştırmak ve mirasçılar açısından “ne var, ne yok” sorusuna güvenilir bir yanıt üretmektir. Resmi defter tutulması, özellikle borç şüphesinin yüksek olduğu veya mirasçılardan birinin korunmaya muhtaç olduğu (örneğin vesayet ihtimali bulunan) durumlarda önem kazanır. Çünkü resmi defter, hem mirasçıların bilgiye dayalı karar vermesine yardımcı olur hem de ileride çıkabilecek iddialarda güçlü bir kayıt işlevi görür.
Bu süreç, sulh hukuk mahkemesi nezdinde yürütülür. Mahkeme, talep üzerine veya dosyanın özelliğine göre, terekenin deftere geçirilmesini değerlendirebilir. Uygulamada defter tutulmasının talep edilmesi gereken en tipik senaryolar; mirasçılardan birinin uzun süredir bulunamaması, terekenin karmaşık olması, murisin ticari ilişki ve borçlarının yoğun görünmesi ya da mirasçıların birbirine güvenmediği durumlar olarak öne çıkar.
Sık yapılan hata, resmi defterin “formaliteden ibaret” sanılmasıdır. Oysa deftere kayıt, ileride borçların ve varlıkların sınırını tartışmalı olmaktan çıkarabilir. Ayrıca resmi defter, mirasın kabulü veya reddi konusunda mirasçıların daha isabetli hareket etmesini sağlar. Bu nedenle defter tutma, bazı dosyalarda stratejik bir koruma aracıdır.
Tereke Nasıl Paylaştırılır?
Terekenin paylaştırılması, borçlar ve giderler dikkate alındıktan sonra kalan değerlerin mirasçılar arasında hukuka uygun şekilde bölüştürülmesidir. Paylaşım iki temel yolla ilerler: Mirasçılar arasında anlaşma sağlanırsa, paylaşım sözleşmesiyle tereke paylaştırılabilir; anlaşma sağlanamazsa, mahkeme süreci devreye girer ve uyuşmazlık niteliğine göre farklı dava türleri gündeme gelir. Burada önemli olan, paylaşımın “sadece mal bölüşmek” olmadığı; aynı zamanda borçların nasıl karşılanacağının da planlanması gerektiğidir.
Uygulamada en sık hata, paylaşımın borçlar netleşmeden yapılmaya çalışılmasıdır. Örneğin taşınmazlar paylaştırılıp devredildikten sonra ortaya çıkan bir icra borcu, mirasçılar arasında yeni bir çatışma yaratır. Bu nedenle pratikte sağlıklı yaklaşım, önce terekenin aktif ve pasifinin netleştirilmesi; gerekiyorsa tespit süreçlerinin tamamlanmasıdır.
Paylaşımda taşınmazlar bakımından “aynen taksim” (bölerek paylaşım) her zaman mümkün olmayabilir. Fiziki bölünme imkansızsa veya değer kaybı yaratacaksa, satış ve bedelin paylaştırılması gündeme gelebilir. Şirket hisseleri, kira gelirleri veya ortak işletmeler gibi kalemlerde ise değerleme ve yönetim planı ayrıca önem taşır. Bu noktada mirasçıların duygusal reflekslerle değil, hukuki ve mali gerçeklerle hareket etmesi gerekir; aksi halde yıllarca süren dava süreçleri kaçınılmaz hale gelebilir.
Terekenin Reddi (Mirasın Reddi) Nedir?
Reddi miras, mirasçının terekeyi kabul etmeyerek mirasçılık sıfatının doğurduğu mali sorumluluklardan kurtulmasını sağlayan hukuki yoldur. Tereke borçlarının, tereke aktiflerinden fazla olduğu veya borçların bilinmediği durumlarda reddi miras, mirasçı açısından hayati bir koruma mekanizmasıdır. Çünkü mirası kabul eden mirasçı, tereke borçları bakımından risk üstlenir ve alacaklılar tarafından takip edilebilir.
Reddi miras, sulh hukuk mahkemesine yapılacak beyanla gerçekleşir. Burada kritik nokta, yasal sürenin kaçırılmamasıdır. Süre yönetimi, uygulamada en çok hata yapılan alanlardan biridir. Mirasçı, borçların varlığını geç fark edebilir; ancak süre geçtiyse reddi miras imkanı ciddi biçimde zorlaşabilir. Bu nedenle tereke sürecinin ilk aşamasında borç araştırması yapmak ve şüphe varsa hukuki danışmanlıkla yol haritası belirlemek önemlidir.
Bir diğer önemli hata, mirasçıların fiili davranışlarıdır. Terekeye ait mal üzerinde tasarrufta bulunmak, bankadan para çekmek veya malları dağıtmak gibi işlemler, ileride “mirasın zımnen kabulü” tartışmalarını doğurabilir. Bu nedenle reddi miras düşünülüyorsa, tereke mallarıyla ilgili adımlar atılmadan önce hukuki durumun netleştirilmesi gerekir. Reddi miras, doğru zamanda işletildiğinde, mirasçıyı kişisel malvarlığıyla borç ödeme riskinden koruyan etkili bir enstrümandır.
Terekenin Tasfiyesi Nasıl Yapılır?
Terekenin tasfiyesi, murisin borçlarının ödenmesi ve terekenin hukuki olarak sonuçlandırılması sürecidir. Tasfiye, özellikle borç baskısının yoğun olduğu veya mirasçıların borçları üstlenmek istemediği durumlarda gündeme gelir. Tasfiye sürecinde temel mantık şudur: Önce borçlar, terekeye ait malvarlığıyla karşılanır; borçlar ödendikten sonra kalan değer varsa mirasçılara intikal eder. Böylece mirasçılar, belirli koşullarda kişisel malvarlıklarıyla sorumluluk altına girmeden süreçten çıkabilir.
Tasfiye, mahkemenin atayacağı bir tasfiye memuru veya ilgili süreçlerde icra mekanizması üzerinden yürütülebilir. Pratikte tasfiyeyi gerektiren senaryolar; mirasçıların tamamının mirası reddetmesi, terekenin borca batık olması (borcun çok yüksek olması) veya terekenin yönetilemeyecek kadar dağınık ve ihtilaflı olmasıdır. Tasfiyede, terekeye ait taşınır ve taşınmazlar değerlenir, gerekirse satılır ve alacaklılara ödeme yapılır.
Uygulamada sık yapılan hata, tasfiyeyi “mirasçıları tamamen süreç dışına atan” bir yol sanmaktır. Oysa mirasçıların bilgi ve belge desteği, bazı işlemlerde mahkemenin yönlendirmelerine uyum ve tasfiye planının doğru kurulması önemlidir. Ayrıca tasfiyeye gidilmeden önce, borçların niteliği ve tereke mallarının gerçek değeri araştırılmalıdır; aksi halde gereksiz tasfiye talepleri zaman ve maliyet doğurabilir. Tasfiye, doğru dosyada doğru zamanda kullanıldığında, miras uyuşmazlıklarını kontrol altına alan önemli bir çözümdür.
Mirasçıların Tereke Üzerindeki Hakları
Mirasçılar, murisin ölümüyle birlikte tereke üzerinde hak sahibi olur. Birden fazla mirasçı bulunduğunda, tereke çoğu zaman elbirliği mülkiyeti kapsamında değerlendirilir. Bu, paylı mülkiyetten farklıdır; her mirasçı “kendi payı” üzerinde tek başına tasarrufta bulunamaz. Tereke malının satılması, kiraya verilmesi, ipotek edilmesi gibi işlemler, çoğu zaman mirasçıların birlikte karar vermesini gerektirir. Uygulamada bu yapı doğru anlaşılmadığında, tek mirasçının yaptığı işlemler nedeniyle ciddi uyuşmazlıklar ortaya çıkar.
Mirasçıların hakları yalnızca “mal almak” değildir. Terekenin korunmasını isteme, tereke tespiti talep etme, resmi defter tutulmasını talep etme, temsilci atanmasını isteme gibi koruyucu haklar da bu kapsamda değerlendirilir. Ayrıca mirasçılar, terekeye ilişkin şüpheli işlemler bulunduğunu düşünüyorsa, bunların araştırılmasını talep edebilir; gerektiğinde iptal veya tazminat süreçleri gündeme gelebilir. Bu noktada pratik bir risk şudur: Belgeler kaybolabilir, taşınır mallar el değiştirebilir veya banka hareketleri geriye dönük ispatı zorlaştırabilir. Bu nedenle, şüphe doğuran durumlarda gecikmeden kayıt altına alma ve delil güvenliği sağlama yaklaşımı benimsenmelidir.
En sık yapılan hatalardan biri, “en büyük mirasçı karar verir” veya “taşınmaz kimin üzerindeyse o yönetir” gibi hukuken geçersiz kabullerle hareket etmektir. Tereke, paylaşım tamamlanana kadar ortak bir bütündür ve mirasçıların haklarını kullanma biçimi, çoğu durumda birlikte hareket etmeyi veya mahkeme yoluyla düzenlemeyi gerektirir. Bu hukuki gerçeklik, miras sürecinin stratejik yönetilmesini zorunlu kılar.
Sıkça Sorulan Sorular
Tereke neleri kapsar?
Tereke; murisin taşınır ve taşınmaz mallarını, banka hesaplarını, alacaklarını, şirket paylarını ve diğer haklarını kapsadığı gibi, kredi, vergi, kefalet ve icra borçları gibi yükümlülükleri de kapsar. Bu nedenle tereke değerlendirilirken yalnızca görünen mallara odaklanmak yerine borçların da sistematik biçimde araştırılması gerekir.
Tereke ile miras aynı şey midir?
Tereke, murisin geride bıraktığı hak ve borçların tamamını ifade eden bütündür. Miras ise bu bütünün mirasçılara geçmesiyle ilgili hukuki sonuçları ve paylaşım düzenini anlatır. Uygulamada iki kavram birbirine yakın kullanılsa da, tereke “kapsamı”, miras ise “intikali ve paylaşımı” çağrıştırır.
Tereke tespiti davası paylaşımı sağlar mı?
Hayır. Tereke tespiti davasının amacı, murise ait malvarlığı ve borçların mahkeme eliyle belirlenmesidir. Paylaşım, mirasçıların anlaşmasına veya ayrıca yürütülecek bir yargısal sürece bağlıdır. Tespit aşaması, paylaşımın sağlıklı yapılabilmesi için altyapı işlevi görür.
Terekede borç varsa mirasçı mutlaka ödemek zorunda mıdır?
Mirasçı mirası kabul ederse tereke borçları bakımından sorumluluk gündeme gelir ve alacaklılar takip yapabilir. Borç yükü ağırsa veya belirsizlik varsa, mirasın reddi seçeneği değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme yapılırken süreler ve mirasçının terekeye yönelik fiili davranışlarının hukuki sonuçları dikkate alınmalıdır.
Avukat Fatih Tahancı, 2015 yılında Hukuk Fakültesini tam burslu, onur öğrencisi olarak Ankara’da tamamlamıştır. Avukatlık stajını Ankara Barosu nezdinde; ceza hukuku, sigorta hukuku, tazminat hukuku, iş hukuku, icra hukuku ve idare hukuku konularına odaklanmış çeşitli avukatlık bürolarında staj yaparak tamamlamıştır. Avukat Fatih Tahancı Çankaya/Ankara’da bulunan Tahancı Hukuk Bürosu’nda avukatlık faaliyeti göstermektedir.