Terekenin Tespiti Davası
Terekenin tespiti davası, mirasbırakanın vefatıyla birlikte geride kalan malvarlığının ve borçların “tam olarak ne olduğu” konusunda belirsizlik bulunduğunda başvurulan, ağırlıklı olarak tespit ve koruma amacı taşıyan bir yargısal süreçtir. Mirasçılar çoğu zaman taşınmazları bilse bile banka hesapları, alacaklar, şirket bağlantıları, üçüncü kişilerdeki haklar veya borçlar konusunda net bilgiye sahip olmayabilir. Bu belirsizlik, paylaşım aşamasında uyuşmazlık doğurmakla kalmaz; saklı pay, tenkis ve denkleştirme gibi teknik hesaplarda da hatalı sonuca götürebilir. Bu dava, “mirası kim alacak” sorusundan önce, “mirasın kapsamı nedir” sorusuna güvenilir bir cevap üretmeyi hedefler. Süreç boyunca mahkeme, gerekli gördüğü kurumlara yazı yazar, delilleri toplar, gerektiğinde keşif yapar ve tespit edilen değerlerin kayıt altına alınmasını sağlar. Böylece mirasçıların hak kaybı riskini azaltan, ileride açılabilecek davalara da zemin oluşturan bir envanter ortaya çıkar.
Tereke Nedir?
Tereke, mirasbırakanın vefat anı itibarıyla mirasçılara geçebilen mal, hak, alacak ve borçların tamamıdır. Buradaki kritik nokta, terekenin sadece “elde görünen mallar” ile sınırlı olmamasıdır. Taşınmazlar, araçlar, banka mevduatları ve alacaklar gibi kalemler ilk akla gelenlerdir; ancak devam eden sözleşmelerden doğan haklar, dava dosyalarındaki talepler, şirket payları veya üçüncü kişilerden olan alacaklar da tereke kapsamına girebilir. Buna karşılık, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar mirasçılara intikal etmediğinden tereke içinde değerlendirilmez. Uygulamada en sık sorun, mirasçıların “tereke = ev ve araba” gibi dar bir çerçeveyle hareket etmesidir. Oysa tereke, mirasçıların üzerine geçen borçları ve masrafları da içerdiği için, yalnızca varlıkların tespiti değil, borçların da görünür hale getirilmesi gerekir. Terekenin doğru anlaşılması, mirasçıların sonraki adımlarda hangi hukuki yola başvuracağını belirler: paylaşım, ortaklığın giderilmesi, tenkis, denkleştirme veya alacak davası gibi süreçlerin doğru kurulması, önce terekenin kapsamının sağlıklı belirlenmesine bağlıdır.
| Terekenin Kapsamı | Örnek Kalemler | Uygulamada Not |
|---|---|---|
| Malvarlığı | Taşınmaz, araç, banka mevduatı, ziynet, şirket payı | Görünen mallar genelde bilinir; görünmeyen kayıtlar sıklıkla atlanır. |
| Hak ve Alacak | Üçüncü kişiden alacak, dava konusu hak, kira alacağı | Belge ve kayıtla ispat edilmesi gerekir; kurum yazışmaları önemlidir. |
| Borç ve Gider | Kredi borcu, vergi borcu, cenaze gideri, tereke yazımı gideri | Borçlar bilinmeden paylaşım planı yapmak ciddi risk doğurur. |
Terekenin Aktifi
Terekenin aktifi, mirasbırakana ait olup mirasçılara geçebilen tüm ekonomik değerleri ifade eder. Taşınır ve taşınmaz mallar, bankadaki para ve mevduatlar, alacaklar, şirket ortaklık payları, telif niteliği taşıyabilen devredilebilir haklar ve parasal karşılığı olan çeşitli talepler aktifin tipik örnekleridir. Uygulamada aktifin belirlenmesinde iki kritik sorun görülür: İlki, bazı malvarlığı unsurlarının mirasçıların bilgisi dışında kalmasıdır. Örneğin mirasbırakanın farklı bankalarda hesabı olması, başka bir şehirde taşınmazı bulunması veya üçüncü kişilerden alacağı olması sık rastlanan bir durumdur. İkincisi ise, “tespit edilmiş olması” ile “hukuken terekeye ait olduğunun kesinleşmesi” kavramlarının karıştırılmasıdır. Terekenin tespiti süreci, çoğu zaman bir delil tespiti niteliği taşır; bu nedenle tespit edilen unsur ileride başka bir davada uyuşmazlık konusu yapılabilir. Aktifin sağlıklı belirlenmesi için mirasçıların bildikleri kalemleri açıkça sunması, bilinmeyenler için de mahkemeden kurumsal araştırma talep etmesi gerekir. Ayrıca aktif belirlenirken, salt varlığın bulunması değil, gerektiğinde değerinin de ortaya konulması önem taşır; özellikle saklı pay, tenkis ve denkleştirme tartışmalarında bu değerleme doğrudan sonuca etki eder.
- Taşınmazlar: Tapu kayıtları ve geçmiş devirlerin incelenmesi gerekebilir.
- Bankacılık varlıkları: Hesaplar, vadeli mevduatlar ve işlem hareketleri kritik veri sağlar.
- Alacaklar: Sözleşme, senet, icra dosyası veya dava dosyası üzerinden izlenebilir.
- Şirket ve ticari değerler: Ortaklık payları ve hak edişler gözden kaçmamalıdır.
Terekenin Pasifi
Terekenin pasifi, mirasbırakanın borçlarını ve tereke ile doğrudan bağlantılı bazı gider kalemlerini kapsar. Bu bölüm, mirasçıların en çok ihmal ettiği alanlardan biridir; çünkü çoğu kişi mirasın “kazanç” kısmına odaklanırken borçların kapsamını ve etkisini ikinci plana atar. Oysa miras, belirli koşullarda borçlarıyla birlikte intikal eder ve pasifin eksik tespiti, mirasçıların beklemediği sorumluluklarla karşılaşmasına yol açabilir. Pasifin tipik unsurları; kredi ve diğer borçlar, vergi borçları, masraf ve harçlar, cenaze ve defin giderleri ile terekenin korunmasına yönelik işlemlerden doğan giderlerdir. Uygulamada mahkemeler, pasifin belirlenmesi için de kurum kayıtlarına başvurur ve ilgili yazışmalarla borçların varlığını araştırır. Yargısal yaklaşım bakımından önemli bir nokta, pasif kalemlerinin sınırlı bir sayımla bitmediğidir; terekenin korunması ve yönetimi sırasında doğan makul giderler de pasifte değerlendirilebilir. Bu nedenle mirasçılar, yalnızca “bildiğimiz borç yok” demekle yetinmemeli; borç bulunmadığını destekleyecek kayıtların getirtilmesini talep etmelidir. Pasifin doğru belirlenmesi, net tereke hesabı açısından da zorunludur; çünkü aktiften pasif çıkarılmadan yapılan değerlendirmeler, paylaşım ve tasarruf sınırları bakımından hatalı sonuç doğurur.
Terekenin Tespiti Davası Nedir?
Terekenin tespiti davası, mirasbırakanın vefatı sonrasında terekeye dahil aktif ve pasif unsurların mahkeme eliyle araştırılarak belirlenmesini sağlayan bir başvuru yoludur. Bu davanın iki temel işlevi vardır: Birincisi, mirasçıların “terekede neler var” sorusuna resmî ve denetlenebilir bir cevap üretmesidir. İkincisi ise, terekenin paylaşım gerçekleşene kadar zarar görmesini önlemek için koruma tedbirlerinin devreye sokulabilmesidir. Uygulamada bazı mirasçılar, ortaklık devam ederken taşınırların elden çıkarılması, bankadaki paranın çekilmesi veya malların zilyetliğinin tek bir kişide toplanması gibi riskli davranışlarla karşılaşabilir. Bu gibi durumlarda mahkeme; yazım, mühürleme, resmî yönetim veya belirli malların güvence altına alınması gibi araçlarla “mevcut durumun korunmasına” yönelik adımlar atabilir. Burada önemli olan, bu davanın çoğu zaman bir “maddi hakkı kesinleştirme” davası olmamasıdır. Tespit yapılması, tek başına paylaştırma kararı doğurmaz; amaç, tereke envanterinin oluşturulmasıdır. Bu envanter, ileride paylaşım davası veya diğer miras davalarında güçlü bir dayanak oluşturabilir; ancak tespit dışı kalan kalemler veya sonradan ortaya çıkan değerler bakımından ayrıca işlem ve dava ihtiyacı doğabileceği unutulmamalıdır.
Terekeye Eklenmesi Mümkün Olmayan Haklar ile İstisnalar Nelerdir?
Terekede yer alacak kalemleri belirlerken temel ayrım şudur: miras yoluyla intikali mümkün olan haklar terekeye girer; kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar ise kural olarak terekeye girmez. Bu ayrım teoride basit görünse de, uygulamada en çok hata yapılan başlıklardan biridir. Örneğin bazı kişisel nitelikteki haklar, mirasbırakanın ölümüyle sona erdiği için mirasçılara geçmez. Buna karşılık, kişilik hakkının ihlalinden doğan ve ekonomik boyutu olan bazı talepler, belirli koşullarda mirasçılara intikal edebilecek nitelik kazanabilir. Aile hukukundan doğan bazı taleplerin de benzer biçimde “geçer–geçmez” sınırında değerlendirilmesi gerekir. Bir diğer kritik alan, sözleşme ilişkileridir: Tarafların kişiliğinin belirleyici olduğu sözleşmelerde ölümle birlikte ilişkinin sona ermesi mümkündür ve bu durum borç-hak dengesini doğrudan etkiler. Ayrıca bazı sosyal güvenlik veya kanundan kaynaklanan ödemeler, doğrudan hak sahiplerine yöneldiği için tereke hesabında farklı değerlendirmelere konu olabilir. Bu bölümde en doğru strateji, “her şey terekeye girer” veya “hiçbiri girmez” gibi genellemelerden kaçınmaktır. Her hak, niteliği ve doğum şekli üzerinden ayrı analiz edilmelidir. Mirasçılar açısından pratik öneri, tereddüt edilen her kalem için dayanak belgenin toplanması ve gerekiyorsa mahkemeden bu konuda açık araştırma yapılmasının istenmesidir.
Terekenin Tespiti Davasını Tarafları ve Görevli Mahkeme
Terekenin tespiti talebi, kural olarak mirasçılar tarafından ileri sürülür. Mirasçılardan birinin başvurusu, çoğu durumda terekenin bütün mirasçılar bakımından tespit edilmesine engel değildir; çünkü amaç, ortak miras kütlesinin envanterini oluşturmaktır. Uygulamada bu başvuruların önemli bir kısmı çekişmesiz yargı mantığında ilerlediğinden, süreç “klasik davalı-davacı” çatışması şeklinde kurulmayabilir. Bununla birlikte, devam eden miras uyuşmazlıkları veya paralel davalar varsa dosya stratejisi daha dikkatli planlanmalıdır. Görevli mahkeme bakımından temel yaklaşım, terekenin tespiti ve koruma tedbirleri kapsamında işin Sulh Hukuk Mahkemesi önünde yürütülmesidir. Yetki açısından ise mirasbırakanın son yerleşim yeri belirleyici rol oynar. Uygulamada en sık yapılan hatalardan biri, yanlış yerde başvuru yaparak süreci uzatmaktır. Bir diğer hata ise “temelsiz, soyut iddia” ile kapsamı aşırı geniş tutmaktır; bu, mahkemenin gereksiz yazışmalarla zaman kaybetmesine neden olabilir. En sağlıklı yöntem, bilinen malvarlığı unsurlarını somut şekilde belirtmek, bilinmeyenler için de hangi kurum kayıtlarının isteneceğini netleştirmektir. Böylece mahkeme araştırmayı hedefli yürütür ve tespitin eksiksiz yapılma ihtimali artar.
Terekenin Tespiti Davasının Sonuçları Nelerdir?
Terekenin tespiti sürecinin temel çıktısı, mirasbırakanın vefat anındaki malvarlığı ve borç durumunu gösteren resmî nitelikte bir kayıt ve envanter oluşmasıdır. Bu envanter, çoğu dosyada mirasçıların “gerçekten ne kaldı” sorusunu somutlaştırır ve ihtilafların büyümesini engelleyebilir. Ayrıca tespit, terekenin korunmasına yönelik tedbirler açısından da sonuç doğurur: Örneğin taşınırların güvence altına alınması, belirli malların muhafazası, gerektiğinde resmî yönetim tedbirleri gibi adımlar, terekenin paylaşım öncesi dönemde “dağılmasını” önlemeyi hedefler. Yargısal yaklaşımın önemli bir parçası şudur: Bu tespit işlemi, maddi hukuk bakımından hakların varlığını kesin olarak belirleyen bir hüküm gibi değerlendirilmez. Başka bir ifadeyle, tespit edilen bir kalem ileride “terekeye ait değil” iddiasıyla uyuşmazlık konusu yapılabilir; tespit edilmeyen bir kalem de sonradan ortaya çıkabilir. Bu yönüyle tespit, çoğu zaman güçlü bir delil ve başlangıç noktasıdır. Sonuçların pratik değeri özellikle şu alanlarda görülür: paylaşım ve ortaklığın giderilmesi süreçleri, saklı pay ve tenkis hesapları, denkleştirme tartışmaları ve mirasçılar arası hesaplaşmalar. Mirasçılar açısından doğru beklenti yönetimi, tespitin “paylaştırma” sağlamadığı; ancak paylaştırma dahil birçok süreçte kullanılacak sağlam veri ürettiği şeklinde kurulmalıdır.
Terekenin Tespiti Davasında Tereke Nasıl Tespit Edilir?
Mahkeme, terekenin tespiti için öncelikle mirasçıların sunduğu bilgi ve belgelerle işe başlar. Mirasçılar genellikle bildikleri taşınmazları, araçları, banka ilişkilerini ve alacak-borç iddialarını dosyaya taşır. Ardından mahkeme, tespitin eksiksiz yapılabilmesi için ilgili kurum ve kuruluşlara yazılar yazarak kayıtları ister. Bu yazışmalar; tapu kayıtları, araç kayıtları, vergi ve sosyal güvenlik kayıtları, bankacılık bilgileri ve gerektiğinde diğer resmî kayıtları kapsayabilir. Bazı durumlarda yalnızca yazışma yeterli olmaz; taşınırların veya taşınmazın fiilî durumunun belirlenmesi için keşif yapılması gerekir. Keşif, özellikle ev içi eşyalar, ziynet iddiaları, depo/işyeri içeriği gibi “kayıt dışı” unsurlarda kritik rol oynar. Ayrıca teknik değerlendirme gerektiren alanlarda mahkeme, dosyayı bilirkişiye göndererek aktif-pasif dengesinin daha anlaşılır şekilde ortaya konulmasını sağlayabilir. Uygulamada gözlenen en önemli risk, araştırmanın eksik kalmasıdır. Bu nedenle mirasçılar, “sadece bildiklerimiz” ile yetinmek yerine, bilinmeyen alanlar için açık araştırma talepleri kurmalıdır. Mahkemenin ulaştığı veriler bir araya getirilerek tereke kalemleri deftere geçirilir; muhafazası zor olan mallar bakımından ise koruma tedbirleri devreye girebilir. Böylece tespit, yalnızca liste değil, aynı zamanda bir güvence mekanizması üretir.
Terekenin Tespitinde Hangi Tarihteki Değerler Esas Alınır?
Tereke hesabında değerleme yapılırken esas alınan yaklaşım, malvarlığı unsurlarının vefat anındaki durumu ve ekonomik değeridir. Bu yaklaşımın pratik sonucu şudur: Daha sonra meydana gelen değer artışları veya azalışları, “temel tereke hesabını” kurarken çoğu durumda belirleyici olmaz. Özellikle taşınmazlar ve taşınırlar bakımından, değerlemenin hangi anı esas alacağı, saklı pay, tenkis ve denkleştirme gibi uyuşmazlıklarda doğrudan sonucu etkiler. Uygulamada sık yapılan hata, değerleme tartışmasını güncel piyasa koşulları üzerinden yürütmektir. Oysa hukuki hesaplamalarda, çoğu zaman “o anki” değer esas alınır ve daha sonraki değişimler başka hukuki çerçevede değerlendirilebilir. Bazı varlık türlerinde ayrıca özel değerlendirme mantıkları gündeme gelebilir; örneğin finansal ürünlerde piyasa değerinin nasıl belirleneceği, sigorta benzeri sözleşmelerde hangi ölçütün dikkate alınacağı veya üçüncü kişilere yapılan kazandırmaların hangi kapsamda hesaba katılacağı gibi. Bu nedenle, terekenin tespiti talebi hazırlanırken “hangi kalem hangi değerleme mantığıyla ele alınmalı” sorusunun çerçevesi net çizilmelidir. Mahkeme ve bilirkişi incelemesinin doğru yöne ilerlemesi, mirasçıların bu noktayı somutlaştırmasına bağlıdır. Dosyada belirsizlik bırakıldığında, hesap yöntemi tartışması tespitin gecikmesine ve ileride yeni ihtilaflar doğmasına yol açabilir.
Terekenin Tespiti Davasında Hak Düşürücü Süre
Terekenin tespiti talebinde, pratikte en çok sorulan konulardan biri “başvuru ne kadar süre içinde yapılmalı” sorusudur. Tespit ve koruma önlemleri, niteliği gereği çoğu zaman “hak kaybını önlemeye” yönelik olduğundan, talebin gecikmeden yapılması her zaman avantaj sağlar. Bununla birlikte, tespit işlemi maddi hakkı kesinleştiren bir hüküm olmadığından, yalnızca zamanın geçmesiyle otomatik olarak anlamını yitiren bir başvuru gibi değerlendirilmez. Esas belirleyici kriter, hukuki yararın bulunmasıdır; yani tespitin somut bir fayda üretip üretmediği, terekenin paylaşılmamış olması ve korunma ihtiyacının devam etmesi gibi unsurlar dikkate alınır. Uygulamada gecikmenin doğurduğu en büyük risk, terekeye ait taşınırların el değiştirmesi, belgelerin kaybolması veya üçüncü kişilerin fiilî hakimiyet kurmasıdır. Bu riskler arttıkça tespit talebinin etkinliği azalabilir; çünkü mahkemenin “o anki durumu” yakalaması zorlaşır. Bu nedenle mirasçılara pratik öneri şudur: Varlıkların dağılma ihtimali bulunan her durumda, özellikle taşınır eşyalar ve para gibi hızlı el değiştiren kalemlerde, tespit ve koruma talepleri geciktirilmemelidir. Başvuru yapılırken de koruma ihtiyacını destekleyen olgular dosyaya konulmalı; sadece soyut endişe değil, somut risk anlatılmalıdır.
Terekenin Tespiti Davasında Yargılama
Yargılama süreci genellikle mirasçı beyanlarıyla başlar. Mirasçılar bildikleri malvarlığı unsurlarını mahkemeye sunar; bildikleri banka ilişkileri, taşınmazlar, araçlar, alacaklar ve borçlar gibi kalemleri mümkün olduğunca somutlaştırır. Bu aşamada yapılan en kritik hata, “bildiğimiz bu kadar” diyerek bilinmeyen alanları tamamen boş bırakmaktır. Oysa mahkemeden beklenen, yalnızca sunulanlarla yetinmek değil; gerekli kurum araştırmalarını yaparak tespiti tamamlamaktır. Mahkeme bu kapsamda ilgili kurumlara yazı yazar, cevapları toplar ve gerekiyorsa keşif kararı verir. Taşınırların tespiti gündeme geldiğinde, muhafaza ve yediemin (emanetçi) tedbirleri devreye girebilir; para, döviz veya kıymetli eşyalar bakımından güvenceye alma mekanizmaları gündeme gelir. Dosyada teknik hesap ihtiyacı varsa bilirkişi incelemesi yapılabilir ve aktif-pasif dengesi daha anlaşılır hale getirilir. Yargılamanın sağlıklı ilerlemesi, mirasçıların sürece aktif katkı vermesine bağlıdır: Hangi kurumların araştırılacağı, hangi kalemlerin şüpheli olduğu, nerede keşif gerektiği açıkça gösterildiğinde tespit daha isabetli olur. Ayrıca paralel miras davaları varsa, tespit davasının bu dosyalarla ilişkisi doğru yönetilmelidir. Tespit sürecinin hedefi, bir “paylaştırma hükmü” değil; ileride paylaştırma dahil birçok sürece temel olacak güvenilir bir envanter oluşturmaktır.
Terekenin Tespiti Davası Harç ve Masrafları
Terekenin tespiti talebinde masraf kalemleri, çoğunlukla başvuru harcı ve yargılama giderleri şeklinde ortaya çıkar. Bu süreçte en sık yanlış anlaşılan konu, “masrafın terekenin değerine göre mutlaka çok yüksek olacağı” düşüncesidir. Uygulamada tespit başvuruları çoğu zaman sabit nitelikte bir harç çerçevesinde başlar; ancak asıl giderler, dosyanın ihtiyaçlarına göre süreç içinde oluşur. Örneğin tebligat giderleri, kurum yazışmaları için posta ve işlem masrafları, keşif yapılması halinde keşif giderleri, bilirkişi incelemesi gerekiyorsa bilirkişi ücreti ve gerektiğinde yediemin muhafaza giderleri söz konusu olabilir. Masrafın artıp artmaması, terekenin karmaşıklığı ve araştırma kapsamıyla doğrudan ilişkilidir. Pratikte masraflar genellikle başvuruyu yapan mirasçı tarafından avans şeklinde karşılanır; yargılama sonunda giderlerin nasıl paylaştırılacağı ise somut dosyanın niteliğine göre şekillenir. Burada stratejik öneri, “her kuruma sınırsız yazı yazılsın” anlayışıyla hareket etmemektir. Gereksiz yazışmalar hem masrafı artırır hem de süreci uzatır. En iyi yöntem, bilinmeyen alanları hedefleyerek araştırma kapsamını doğru çizmek ve gerçekten gerekli olan keşif-bilirkişi adımlarını talep etmektir.
Terekenin Tespiti Davası Örnek Dava Dilekçesi
Terekenin tespiti talebinde dilekçenin başarısı, hukukî terimleri “süs” için kullanmakla değil, mahkemeye ne istendiğini ve neden istendiğini açık anlatmakla ölçülür. Dilekçede temel iskelet genellikle şu şekilde kurulmalıdır: Önce mirasbırakanın vefatı ve mirasçılık sıfatı ortaya konur; bunun için veraset ilamı (mirasçılık belgesi) gibi belgeler dayanak gösterilir. Ardından bilinen tereke unsurları mümkün olduğunca somut biçimde sıralanır: taşınmazların ada-parsel ayrıntılarına girilmesi zorunlu olmasa da, en azından taşınmaz bulunduğu bilinen yer ve niteliği belirtilir; banka ilişkileri biliniyorsa bankanın adı veya hesap türü yazılır; araç varsa plakası ya da kayıt niteliği gösterilir. Bilinmeyen kısım için ise mahkemeden hangi kurumlardan hangi kayıtların istenmesi talep ediliyorsa tek tek yazılmalıdır. Koruma tedbiri isteniyorsa, bunun gerekçesi mutlaka somutlaştırılmalıdır: Örneğin terekeye ait taşınırların el değiştirme ihtimali, bankadaki paranın çekilebilme riski veya mirasçılar arasında ciddi ihtilaf bulunması gibi olgular açıklanmalıdır. Son olarak deliller bölümü oluşturulmalı; nüfus kayıtları, veraset belgesi, tapu/araç kayıtları, banka yazışmaları, tanık veya keşif ihtiyacı varsa belirtilmelidir. Dilekçenin dili net olmalı, çelişkisiz olmalı ve “paylaştırma istiyorum” gibi bu davanın sınırını aşan taleplerle karıştırılmamalıdır.
Terekenin Tespiti Davası Yargıtay Kararları
Yargıtay uygulaması, terekenin tespiti sürecini çoğunlukla koruma önlemi ve delil tespiti ekseninde değerlendirir. Bu yaklaşımın pratik sonucu şudur: Mahkeme, tespit talebini ele alırken asıl olarak “tereke unsurları belirlenmiş mi, deftere geçirilmiş mi, korunması gerekenler için uygun tedbir alınmış mı” sorularına odaklanır. Yargıtay karar çizgisinde öne çıkan noktalardan biri, tespitin maddi hukuk bakımından hakları kesinleştiren bir hüküm gibi görülmemesidir. Tespit edilmiş olmak, her zaman “bu mal kesin terekeye aittir” anlamına gelmediği gibi; tespit dışı kalmak da “terekeye ait değildir” sonucunu otomatik doğurmaz. Bu nedenle tespit, çoğu zaman ileride açılabilecek davalar için güçlü bir delil ve başlangıç noktasıdır. Yargıtay ayrıca eksik araştırmaya karşı hassastır: Mirasçıların ileri sürdüğü belirli malvarlığı unsurlarının araştırılmaması, kurum kayıtlarının istenmemesi veya keşif yapılması gerekirken yapılmaması, kararın isabetsizliğine yol açabilir. Bir diğer önemli vurgu, tespit dosyasında “asli veya feri müdahale” gibi klasik çekişmeli yargı araçlarının her durumda uygun olmayabileceğidir; çünkü süreç, niteliği gereği farklı bir yargılama mantığı taşır. Sonuç olarak Yargıtay perspektifi, tespiti “paylaştırma aracı” değil, “koruma ve envanter aracı” olarak konumlandırır; mahkemelerin de bu sınır içinde, ancak etkin araştırma yaparak karar kurmasını bekler.
Sıkça Sorulan Sorular
Terekenin tespiti davası mirası paylaştırır mı?
Hayır. Bu süreç, mirasın kimlere hangi oranla verileceğini hükme bağlamaktan ziyade, terekeye dahil aktif ve pasif unsurların belirlenmesini ve gerektiğinde korunmasını hedefler. Paylaşım için ayrı bir hukuki yol gerekebilir.
Bu başvuruda mahkeme hangi kurumlara yazı yazar?
Somut dosyanın ihtiyacına göre tapu ve araç kayıtları, vergi ve sosyal güvenlik kayıtları, bankacılık verileri gibi resmî kaynaklardan bilgi istenebilir. Mirasçıların dilekçede araştırma alanlarını net göstermesi, yazışmaların isabetini artırır.
Tespit yapıldıktan sonra yeni mal veya borç ortaya çıkarsa ne olur?
Tespit işlemi çoğu zaman delil niteliğinde olduğundan, sonradan yeni bilgi ve belgelerin ortaya çıkması ihtimali her zaman vardır. Böyle bir durumda, yeni kalemlerin değerlendirilmesi için ek araştırma ve gerektiğinde yeni başvuru veya dava stratejisi gündeme gelebilir.
Koruma tedbiri hangi hallerde istenir?
Terekeye ait taşınırların elden çıkarılması, bankadaki paranın çekilmesi, ev eşyalarının dağıtılması veya mirasçılar arasında ciddi ihtilaf bulunması gibi riskler varsa, mahkemeden mühürleme, yazım, muhafaza veya benzeri koruma önlemleri talep edilebilir. Tedbir talebinin somut risklerle gerekçelendirilmesi önem taşır.
Avukat Fatih Tahancı, 2015 yılında Hukuk Fakültesini tam burslu, onur öğrencisi olarak Ankara’da tamamlamıştır. Avukatlık stajını Ankara Barosu nezdinde; ceza hukuku, sigorta hukuku, tazminat hukuku, iş hukuku, icra hukuku ve idare hukuku konularına odaklanmış çeşitli avukatlık bürolarında staj yaparak tamamlamıştır. Avukat Fatih Tahancı Çankaya/Ankara’da bulunan Tahancı Hukuk Bürosu’nda avukatlık faaliyeti göstermektedir.