Yardım Nafakası
Yardım nafakası, boşanma sürecine bağlı olmayan; akrabalık ilişkisinden doğan ve yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek kişiyi korumayı amaçlayan özel bir nafaka türüdür. Uygulamada çoğu kişi nafaka denildiğinde yalnızca eşler arasındaki yükümlülükleri düşünür; oysa yardım nafakası, aile içi dayanışmanın kanunla güvence altına alınmış halidir. Bu yazıda yardım nafakası kavramının ne olduğu, kimler arasında talep edilebileceği, muhtaçlık ölçütünün nasıl değerlendirildiği, miktarın hangi kriterlere göre belirlendiği ve davanın hangi mahkemede açılacağı açık ve sistematik şekilde ele alınacaktır. Ayrıca uygulamada sık yapılan hatalar, talep sırasının yanlış kurulması, yanlış nafaka türüyle karıştırılması ve artırma-azaltma süreçlerinde yapılan usul hataları gibi pratik noktalar da ayrıca açıklanacaktır.
Yardım Nafakası Nedir?
Yardım nafakası, kişinin yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan altsoyu (çocuk, torun), üstsoyu (anne, baba, büyükanne-büyükbaba gibi) ve belirli şartlarla kardeşleri lehine ödemekle yükümlü olabileceği bir mali destektir. Buradaki “nafaka” kavramı, evlilik bağından kaynaklanan bir sorumluluğa dayanmaz; doğrudan akrabalık ilişkisinden kaynaklanan, kanunun öngördüğü bir ödevdir.
Bu nafaka türünde temel amaç, kişinin asgari yaşamını sürdürebilmesi için zorunlu giderlerinin karşılanmasına katkı sağlamaktır. Zorunlu giderler denildiğinde; barınma, beslenme, sağlık, eğitim ve temel yaşam ihtiyaçları anlaşılır. Bu ihtiyaçları kendi gelir ve imkânlarıyla karşılayamayan kişi “muhtaç” kabul edilebilir. Ancak her ekonomik sıkışıklık yardım nafakasına hak kazandırmaz; mahkeme, dosyadaki delillere göre muhtaçlık seviyesini somutlaştırır.
Uygulamada en çok karıştırılan nokta, yardım nafakasının yoksulluk nafakası veya iştirak nafakası ile aynı sanılmasıdır. Yardım nafakası, tarafların “eş” sıfatına değil; kanunun sınırlı sayıda belirlediği akrabalara ilişkindir. Bu sınırın dışına çıkıldığında talep reddedilir.
| Yakınlık | Yardım Nafakası Talebi |
|---|---|
| Anne / Baba | Talep edilebilir |
| Çocuk / Torun | Talep edilebilir |
| Kardeş | Belirli şartlarla talep edilebilir |
| Eş / Boşanılan eş | Talep edilemez |
| Teyze / Hala / Dayı / Amca | Talep edilemez |
| Kuzen / Kardeş çocukları | Talep edilemez |
Yardım Nafakasının Şartları Nelerdir?
Yardım nafakasına hükmedilebilmesi için bazı temel koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir. En kritik şart, nafaka isteyen kişinin muhtaç olmasıdır. Muhtaçlık; yalnızca “düşük gelir” anlamına gelmez. Kişinin kendi emek ve geliriyle zorunlu ihtiyaçlarını karşılayamaması, yani yardım olmazsa yoksulluğa düşecek olması aranır.
İkinci temel şart, taraflar arasında kanunun aradığı ölçüde akrabalık bağının bulunmasıdır. Yardım nafakası, her akraba arasında değil; sadece altsoy, üstsoy ve kardeşler arasında istenebilir. Bu kapsam dışındaki yakınlar bakımından “ahlaki yardım” beklentisi olabilir; ancak “hukuki nafaka” talebi kurulamaz.
Üçüncü önemli kriter, talebin doğru kişiye ve doğru sırayla yöneltilmesidir. Uygulamada mahkemeler, talep sırasını değerlendirirken genellikle mirasçılık sırası mantığına yakın bir yaklaşım benimser. Kişi, altsoydan nafaka talep etme imkânı varken doğrudan üstsoya veya kardeşe yönelirse, bu tercih gerekçesiz kaldığında talebin reddi gündeme gelebilir.
Kardeşler açısından ayrıca bir filtre bulunur: Kardeşin yardım nafakasıyla yükümlü tutulabilmesi, kardeşin refah içinde olmasına bağlıdır. Bu nedenle, kardeşe yöneltilecek taleplerde kardeşin ekonomik durumunu somutlaştıran delillerin güçlü olması gerekir.
- Talep şartı: Hakim kendiliğinden yardım nafakasına karar veremez; açık talep gerekir.
- Muhtaçlık: Yardım olmazsa zorunlu ihtiyaçlarını karşılayamayacak seviyede yoksunluk aranır.
- Akrabalık sınırı: Altsoy, üstsoy ve (şartları varsa) kardeşlerle sınırlıdır.
- Talep sırası: Uygulamada önce altsoy/üstsoy değerlendirilir; kardeşlere geçiş şartlara bağlıdır.
- Kardeşler için refah koşulu: Kardeşin ödeme gücü ve yaşam standardı dosyada somutlaştırılmalıdır.
Yardım Nafakasının Süresi
Yardım nafakasının süresi, kural olarak nafaka alacaklısının muhtaçlığı devam ettiği müddetçe sürer. Bu yönüyle yardım nafakası çoğu zaman “süresiz” gibi algılansa da gerçekte süre, muhtaçlık durumunun varlığına bağlıdır. Mahkeme, nafaka alacaklısının muhtaçlığının geçici olduğu kanaatine varırsa nafakayı belirli bir dönemle sınırlandırabilir. Ancak sınırlandırma otomatik bir uygulama değildir; dosyanın özelliğine göre gerekçelendirilir.
Uygulamada sık yapılan hatalardan biri, muhtaçlık ortadan kalksa bile nafakanın kendiliğinden sona ereceğinin düşünülmesidir. Yardım nafakasında da genel kural şudur: Değişiklik için mahkemeye başvurmak gerekir. Nafaka alacaklısının gelir elde etmeye başlaması, düzenli bir sosyal güvenceye kavuşması veya zorunlu giderlerini karşılayabilir hale gelmesi halinde nafakanın azaltılması ya da kaldırılması talep edilebilir.
Benzer şekilde, nafaka yükümlüsünün ekonomik durumunda ciddi bozulma olması da süre ve miktar üzerinde etkili olabilir. Nafaka yükümlüsünün geçimini tehlikeye sokacak şekilde bir ödeme yükü doğması, hakkaniyetle bağdaşmaz. Bu nedenle mahkeme, iki tarafın da sosyal ve ekonomik durumunu dengeli biçimde tartar.
Ölüm halinde ise uygulama iki farklı sonuç doğurur: Nafaka alacaklısının ölümüyle nafaka sona erer. Nafaka yükümlüsünün ölümü halinde ise nafaka borcu mirasçılarına aynı şekilde devam eden bir borç gibi değerlendirilmez; ancak muhtaç kalan kişi, şartları varsa diğer nafaka yükümlülerine yönelerek yeniden talepte bulunabilir. Bu noktada doğru tarafın seçilmesi, dosyanın sağlıklı ilerlemesi için belirleyicidir.
Yardım Nafakasının Miktarı
Yardım nafakasının miktarı, kanunda sabit bir rakama bağlanmamıştır. Miktar belirlenirken iki ana eksen gözetilir: Nafaka alacaklısının geçinmesine yetecek düzey ve nafaka yükümlüsünün mali gücünü aşmama ilkesi. Mahkeme, bu dengeyi kurarken yalnızca gelir kalemlerine değil, gelirlerin sürekliliğine, zorunlu giderlere, bakmakla yükümlü olunan kişilere ve yaşam koşullarına bakar.
Bu değerlendirme çoğu zaman kapsamlı bir araştırmayı gerektirir. Tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının tespiti için resmi kayıtlar, banka hareketleri, taşınır-taşınmaz varlığı, kira yükü, eğitim ve sağlık giderleri gibi birçok veri incelenebilir. Uygulamada, “yükümlünün geliri var” tespiti tek başına yeterli görülmez; önemli olan gelirin hangi ölçüde fiilen harcanabilir olduğudur.
Mahkeme, nafakayı genellikle aylık irat şeklinde hükme bağlar. Ayrıca talep ve dosya koşulları uygun olduğunda, ilerleyen dönemlerde ortaya çıkabilecek değişiklikler için uyarlama davası açılabileceği de göz önünde tutulur. Burada kritik nokta şudur: Mahkeme, çoğu durumda talep edilmeyen bir artırma mekanizmasını kendiliğinden kurmaz. Bu nedenle talep dilekçesinin doğru kurgulanması ve delillerle desteklenmesi önemlidir.
| Değerlendirme Kriteri | Mahkemenin Bakış Açısı |
|---|---|
| Tarafların gelir düzeyi | Gelirin tutarı kadar sürekliliği ve niteliği de incelenir |
| Zorunlu giderler | Barınma, sağlık, beslenme, eğitim gibi kalemler somutlaştırılır |
| Orantılılık ve hakkaniyet | Yükümlü yoksullaştırılmadan alacaklı desteklenir |
| İspat ve deliller | Resmi kayıtlar ve yaşam koşullarını gösteren olgular önem kazanır |
Yardım Nafakası Davasında Usul ile Görevli ve Yetkili Mahkeme
Yardım nafakası davası, aile hukukuna ilişkin niteliği nedeniyle kural olarak Aile Mahkemesi görev alanında görülür. Aile Mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise dava, Aile Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesinde yürütülür. Görevli mahkemenin yanlış seçilmesi, dava sürecinde usule ilişkin itirazlara ve zaman kaybına yol açabilir.
Yetki bakımından uygulamada davacıya seçim imkânı tanınır. Dava, çoğunlukla davacının yerleşim yerinde ya da davalının yerleşim yerinde açılabilir. Bu noktada, davacının muhtaçlık durumunu gösteren delillere erişimi, tanıkların bulunduğu yer ve sosyal-ekonomik araştırmanın yapılacağı çevre gibi pratik unsurlar da değerlendirilmelidir.
Yardım nafakası davalarında en kritik aşama, iddianın doğru kurulması ve ispat yükünün doğru yönetilmesidir. Davacı, muhtaçlığını ve davalı ile arasındaki akrabalık bağını ortaya koymak zorundadır. Davalı ise çoğu zaman ödeme gücünün sınırlı olduğunu, kendi zorunlu giderlerini ve bakmakla yükümlü olduğu kişileri gündeme getirir. Mahkeme, her iki tarafın da beyanlarını dosyadaki verilerle karşılaştırarak bir sonuca gider.
Uygulamada sık yapılan bir hata, yardım nafakası talebinin “basit bir dilekçe” ile sonuç alınabileceği düşüncesidir. Oysa dosya, sosyal ve ekonomik durum araştırması, kayıt incelemeleri ve gider kalemlerinin somutlaştırılması gibi çok sayıda teknik aşama içerir. Bu nedenle dava stratejisinin en baştan doğru kurulması, kararın sağlıklı oluşması açısından belirleyicidir.
Yardım Nafakasının Arttırılması, Azaltılması ve Kesilmesi
Yardım nafakasının artırılması, azaltılması veya kaldırılması (kesilmesi), şartların değişmesi halinde mümkün olmakla birlikte, bu değişikliklerin kural olarak ayrı bir dava ile ileri sürülmesi gerekir. Mahkeme, nafaka alacaklısının artan ihtiyaçlarını, yaşam koşullarını ve zorunlu giderlerini değerlendirirken; nafaka yükümlüsünün de ödeme gücünü ve kendi geçim şartlarını dikkate alır.
Artırma taleplerinde en sık görülen sorun, yalnızca genel ekonomik koşullara atıf yapılıp somut delil sunulmamasıdır. Mahkemeler, “hayat pahalılaştı” türü soyut iddialardan ziyade; kira artışı, sağlık gideri, eğitim gideri, düzenli gelirde azalma gibi somut olguların dosyada gösterilmesini bekler. Azaltma veya kaldırma taleplerinde ise nafaka alacaklısının artık muhtaç olmadığı, düzenli gelir elde ettiği veya önemli bir malvarlığına kavuştuğu gibi olguların güçlü delillerle desteklenmesi gerekir.
Öte yandan, nafaka yükümlüsünün ekonomik durumunun ciddi şekilde bozulması, iş gücü kaybı yaşaması, gelirinin kesilmesi veya zorunlu giderlerinin artması da azaltma ya da kaldırma sebebi olabilir. Burada mahkemenin temel yaklaşımı, yardım nafakasının yükümlüyü yoksullaştırmaması ve alacaklıyı da asgari yaşam düzeyine ulaştırması dengesidir.
- Artırma davası: Alacaklının ihtiyaçları artmışsa ve bu artış somutlaştırılabiliyorsa gündeme gelir.
- Azaltma davası: Yükümlünün ödeme gücü düşmüşse veya alacaklının muhtaçlığı azalmışsa açılabilir.
- Kaldırma davası: Muhtaçlık ortadan kalkmışsa ya da ödeme yükü hakkaniyetsiz hale gelmişse talep edilebilir.
Reşit Çocuğun Yardım Nafakası Talebi
Reşit (ergin) çocuğun nafaka talebi, uygulamada en çok yanlış sınıflandırılan alanlardan biridir. Erginlikten önce çocuk lehine ödenen nafaka türü ile erginlikten sonra gündeme gelebilecek talepler aynı hukuki zemine dayanmaz. Reşit olduktan sonra çocuk, belirli şartlarla yardım nafakası isteyebilir. Burada belirleyici ölçüt, çocuğun kendi emek ve geliriyle yaşamını sürdürebilecek durumda olup olmamasıdır.
Özellikle eğitim hayatı devam eden ergin çocuklarda, masrafların niteliği ve çocuğun geçimini sağlama kapasitesi daha yakından incelenir. Ancak yardım nafakası talebinin yalnızca eğitim durumuna bağlandığını düşünmek de doğru değildir. Mahkeme, çocuğun çalışabilirliği, sağlık durumu, düzenli gelir imkanları ve zorunlu giderleri gibi unsurları birlikte değerlendirir. Bu noktada, talebin doğru hukuki nitelendirme ile yapılması önemlidir.
Uygulamada görülen yaygın hatalardan biri, ergin çocuğun talebinin önceki nafaka kararının “devamı” gibi sunulmasıdır. Erginlik sonrası dönemde çoğu durumda yeni bir hukuki değerlendirme gerekir ve talebin yardım nafakası çerçevesinde kurulması beklenir. Yanlış nafaka türü üzerinden kurulan talepler, davanın uzamasına ve gereksiz usul tartışmalarına neden olabilir.
Bir diğer önemli konu da ispat yöntemidir. Ergin çocuk, muhtaçlığını ve zorunlu giderlerini somutlaştırmak zorundadır. Aile, çocuğun ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü tutulurken, bu yükümlülüğün beklenebilirlik sınırı da dikkate alınır. Mahkemenin kurduğu denge, hem çocuğun asgari yaşamını korumak hem de yükümlüyü ölçüsüz bir ödeme altına sokmamak üzerine kuruludur.
Yardım Nafakası Hakkında Yargıtay Kararları
Yargıtay uygulamasında yardım nafakası, aile bireylerini yoksulluk ve düşkünlükten korumaya yönelik bir sosyal dayanışma mekanizması olarak ele alınır. Bu yaklaşımın pratik sonucu şudur: Mahkemeler, yardım nafakasını değerlendirirken yalnızca taraflar arasındaki ilişkiyi değil, talep edenin yaşamını sürdürebilmesi için zorunlu ihtiyaçlarını ve yükümlünün ödeme gücünü birlikte ele alır.
Yargıtay’ın dikkat ettiği kritik noktalardan biri, yoksulluk ölçütünün soyut değil somut giderler üzerinden kurulmasıdır. Barınma, beslenme, sağlık ve eğitim gibi temel kalemler, “kişinin zorunlu harcamaları” olarak değerlendirilir. Bu giderleri karşılayacak düzeyde geliri olmayan kişinin muhtaç kabul edilmesi, yardım nafakası kararlarında temel eksenlerden biridir.
Bir başka önemli yaklaşım, aile bağlarının zayıflamış olmasının tek başına yardım nafakası yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığıdır. Tarafların uzun süredir görüşmemesi veya aile ilişkilerinin bozulması, kural olarak muhtaçlık ve ödeme gücü değerlendirmesinin önüne geçmez. Mahkeme, duygusal kopuşu değil, hukuki yükümlülüğün şartlarını inceler.
Uygulamada Yargıtay denetiminde sık karşılaşılan hatalar arasında; talebin yanlış nafaka türü olarak nitelendirilmesi, ergin çocuğun talebinin önceki nafakaya “zam” şeklinde kurgulanması, muhtaçlığın dava tarihine göre değerlendirilmemesi ve muhtaçlığın sona erdiği aşamada nafakanın sınırlanmaması yer alır. Bu nedenle, dava stratejisinin doğru kurulması ve talebin doğru hukuki çerçeveye oturtulması, kararın istikrarı açısından belirleyicidir.
Sıkça Sorulan Sorular
Yardım nafakası kimlerden istenebilir?
Yardım nafakası, yalnızca altsoy, üstsoy ve şartları varsa kardeşler arasında talep edilebilir. Eş, boşanılan eş, teyze, hala, dayı, amca, kuzen gibi kişilerden yardım nafakası istenmesi mümkün değildir. Talebin bu sınırın dışına yöneltilmesi, çoğu durumda davanın reddiyle sonuçlanır.
Yardım nafakası talebinde “muhtaçlık” nasıl ispatlanır?
Muhtaçlık; kişinin zorunlu giderlerini karşılayamadığını gösteren somut verilerle ispatlanır. Gelir belgeleri, düzenli giderler (kira, sağlık, eğitim), sosyal güvence durumu ve yaşam koşulları değerlendirmeye alınır. Mahkeme, yalnızca gelirin varlığına değil, gelirin temel ihtiyaçları karşılamaya yetip yetmediğine odaklanır.
Kardeşten yardım nafakası istenmesi için hangi şart aranır?
Kardeşin yardım nafakası yükümlülüğü, kardeşin refah içinde olması koşuluna bağlıdır. Kardeşin ekonomik olarak zor durumda olması halinde yardım nafakasına hükmedilmeyebilir. Bu nedenle kardeşe yöneltilecek taleplerde, kardeşin gelir ve yaşam standardını ortaya koyan delillerin güçlü olması gerekir.
Yardım nafakası kendiliğinden sona erer mi?
Muhtaçlık ortadan kalksa dahi yardım nafakası çoğu durumda kendiliğinden sona ermez; azaltma veya kaldırma için mahkemeye başvurulması gerekir. Nafaka alacaklısının düzenli gelir elde etmeye başlaması veya nafaka yükümlüsünün ödeme gücünün ciddi şekilde azalması halinde değişiklik talebi, dava yoluyla ileri sürülmelidir.
Avukat Fatih Tahancı, 2015 yılında Hukuk Fakültesini tam burslu, onur öğrencisi olarak Ankara’da tamamlamıştır. Avukatlık stajını Ankara Barosu nezdinde; ceza hukuku, sigorta hukuku, tazminat hukuku, iş hukuku, icra hukuku ve idare hukuku konularına odaklanmış çeşitli avukatlık bürolarında staj yaparak tamamlamıştır. Avukat Fatih Tahancı Çankaya/Ankara’da bulunan Tahancı Hukuk Bürosu’nda avukatlık faaliyeti göstermektedir.